Köşe Yazıları

Türk futbolunda maç koordinatörlüğü devrimi

Türk futbolunda maç koordinatörlüğü devrimi Kanayan ve akan kanı durdurulamayan bir yaraya parmak basmak istiyorum.Türk Milli Takımının Bulgaristan galibiyeti öncesinden ve Gürcistan galibiyetinden sonra, yine aynı zamanda milli takıma onlarca futbolcu kazandıran bir teknik adam olarak 50 yılın bir sorununu siz okuyucularımla ve Sakarya’nın yazılı basınının güçlü sesi gazetemizin ulaşabildiği her yerle düşüncelerimi bir kez ve son kez olmayacağını bildiğim bir şekilde paylaşmak istiyorum. (Milli takım kampını kendi beyanı ile ilgililere bildirdim) ve kamptan ayrıldım diyen,Kaleci Berke olayını daha sonra yazmak kaydı ile…Sporcuları Milli Takımlara kim kazandırıyor diye bir soru sorsam, eminim ki Fatih Terim yahut Şenol Güneş ve Mustafa Denizli vs vs cevaplar alırım biliyorum.Ama kazın ayağı hiçte öyle değil. Yazıyı okuyunca zaten göreceksiniz.Bizde, eskiden seçiciler çoğu zaman tesadüfe dayanan bir maçı izlerken yahut eş dost akraba, ya da tanıdık bir antrenör,daha da ötesi Ankara’da dayısı olanların aracılık ettiği, genelde telefonla “emrivaki” yaparak verdikleri isimlerin raporları ile milli takımlara çağrılırlardı.İlk defa TFF benim devrim niteliğinde bulduğum bir karara imza attılar.Akademik liglere amatör takımların altyapılarını da ekleyerek bir lig oluşturdular. Eskiden de vardı ama profesyonel takımların altyapıları olanlardı sadece. Yani torpilli takımların altyapıları ya da ekonomik anlamda güçlü takımlarında diyebiliriz.Birileri “yandım anam” deyip paçaları tutmuşsa da (bazı menacerler) işte bu statüko düzeni bozuldu.Benimde içinde bulunduğum bütün Türkiye’de hayata geçirilen akademik liglerde maç koordinatörlüğü uygulamasını başlattı TFF.Bizlere verilen görevler çok çok önemli raporlama çerçevesinde, en önemli kısmı şu değerli okuyucular. Futbolcu izleme ve özelliklerini raporlama.Yani milli takıma oyuncu izleme ve raporlama.Bu görev yedi yahut sekiz bölgeye ayrılmış ve TFF müdürlüklerinde bölge antrenörlüğü yapan (geçmişte benimde 30 yıl görev yaptığım) sekiz on kişinin görev yetkisi bütün tabana yayıldı. Yine onlarında büyük gayretleri ve sorumlulukları devam ederek tabi.Özeti şu; izleme ve raporlama tavandan tabana yayılmış oldu.İşte bu bir devrim değerli okuyucular.Eskiden milli takımlara görev verilen antrenörlerin,hemen hepsi federasyonlarda göreve gelirken, “adil olacağız, şeffaf olacağız, hakka ve hukuka riayet edeceğiz” derlerdi.Göreve geldiklerinde vaatler biter, sözler unutulur. Yani, hak da unutulurdu hukuk da.Türkiye’de yaklaşık 300 bin kayıtlı antrenör var. Ancak aktif olarak çalışanların sayısı 20-30 bin civarındadır. Bu aktif kitlenin yalnızca bir bölümü gerçekten sporcu yetiştiriyor, milli takımlara katkı sunuyor. Ve doğal olarak, her antrenörün hedefi bir gün milli takımlarda görev almak beklentisi ile , ülkesine doğrudan hizmet ediyorlar.Ama ya  “gerçek” ne?Milli takımlarımıza sporcu kazandıran birçok antrenör, milli takımda görev alamaz, istisnalar hariç. Çünkü bizde, milli takıma antrenör seçilirken çoğu zaman liyakat, ehliyet ve emeğin karşılığı dikkate alınmaz.Peki o altyapılarda alın teri ile çok güç şartlarda ve parasız pulsuz, sigortasız çalışan antrenörler haklarını nerede arayacaklar? Kime müracaat edecekler? Dertlerini kime anlatacaklar?Bu soruların maalesef net bir cevabı yok. Yıllarını spora adamış, sakaklarda salonlarda ter döken, cebinden para harcayan, takımı maç kazansın yada sporcusu madalya kazansın diye işinden gücünden, ailesinden fedakarlık eden bu emekçi insanlar, çoğu zaman yok sayılıyor.Dernekleri var ama onlarında görev ve yetki alanları sınırlı olduğundan, onlarda durumdan hoşnut değiller. Pandemidöneminde işsiz meslektaşlarımıza iaşe yardımı yahut ufak tefek maddi yardımlar elbette ki yapıldı ama dernekte görev alan meslektaşlarımızın da eli kolu bir yere kadar uzanabiliyor.İşte altyapı antrenörlerimize Milli Takımlarda görev verilmek bir yana, sporcusu futbolcusu milli takımlarda oynadığında bile yahut madalya kazandığında kendisini hatırlamayan tebrik edilmeyen hocalarımız var bu ülkede.Bakın size daha acı bir gerçekten söz edeyim…Bazı milli takımlarda ise tablo daha da düşündürücüdür. Eğer bir takım Avrupa veya Dünya Şampiyonu olacak kapasiteye ulaşmışsa, bir anda kirli eller devreye girer. O takımı o seviyeye getiren antrenörlerin bir kısmı bir kenara itilir,yerlerine son anda başka isimler görevlendirilir.Neden mi? Ben biliyorum ama kimseyi zan altında bırakmamak için yazmayacağım. Sadece 7405 sayılı spor kanununu hatırlatayım yeterlidir.Bu konuyu defalarca yazdım, ilgililerine raporladım ortak sohbetlerimizde konuştuk dertleştik. Anlattıklarımızın -sadece bir kısmı 30 sene sonra hayata geçirildi, buna da çok şükür.İşte Akademik liglerde ilk defa uygulamaya geçirilen bu sistem, devamında gerçek bir başarı elde edilmek isteniyorsa, Türkiye’de milli takımlara oyuncu izleme raporlama, antrenörseçimi süreci şeffaf, ölçülebilir ve denetlenebilir hale getirilmelidir.Geriye kalan eksiklik ise şu; O antrenörlerin Milli Takımlarda görev alabilmesi için radikal bur adım daha atılması şart.Ayrıca milli takımlara sporcu kazandıran antrenörlerin emeği resmi olarak tanınmalı, ve milli takımda görev alan tüm antrenörlerle federasyon arasında sözleşme yapılmalıdır.Bu bağlamda, 7405 sayılı kanun kapsamında o antrenörlerintespiti objektif biçimde yapılmalı, Milli Takımlara oyuncu kazandırmada emeği bulunan herkesin hakkı adil bir şekilde güvence altına alınmalıdır.Ve son cümle; Türk sporu ve futbolu  ancak emeğe saygı ve liyakat esasına dayalı bir anlayışla yükselebilir.Ve de benden size hiç unutmayacağınız bir tecrübeli antrenörtavsiyesi…Milli Takımlara kazandırılan, branş ayırmadan yazıyorum. Bir sporcunun bir futbolcunun arkasında çoğu zaman görünmeyen ama her zaman çok emek harcamış bir antrenör vardır.Ve o antrenörler hak ettiği değeri görmeden spor sistemi gerçek anlamda güçlü ve başarılı olamaz.Temennim ve dileğim Akademik liglerde hayata geçirilen maç koordinatörlüğü sistemi gibi bir uygulamada bu futbolhizmetkarlarınauygulansın.Hakkını teslim etmeden geçemeyeceğim. Bu uygulamada görev verilen ben dahil meslektaşlarını TFF ye öneren ve bu sorumluluğu çok ağır olan görevi bizlere layık görenlere sonsuz saygılarımı ve teşekkürlerimi Türk futbolu adına bir borç bilirim.Yıllar sonra hatırlanmak güzel ve onur verici…Sağlık ve esenlikle…