Türk antrenörlerinin makus talihi

 

Süper Ligin ilk yarısının bitimine altı hafta kala nerede ise görevinden ayrılmayan, daha doğrusu görevine son verilmeyen teknik adam kalmadı. “Peki, Süper Lig’de durum bu da diğer liglerimiz çok mu farklı” diyecek oldunuz değil mi? Vallahi çok çok haklısınız. Alın Süper Ligi’mizi vurun birinci, ikinci, üçüncü hatta ve hatta BAL ve amatör liglerimize.

Yani üstyapınız ne ise altyapınız da o…

Beşiktaş’ın evinde oynadığı Giresunspor müsabakasını TV’den izlerken, bir hafta önce Sergen Yalçın Hoca’nın ne demek istediğini çok daha iyi anladım.

Deyim yerin de ise tam bir ruhsuzlar ordusu vardı sahada. Oynanan futbol daha doğrusu oynanmak istemeyen futbol tamamen Sergen Hoca’nın gönderilmesi üzerine kurgulanmış bir oyun planı idi.

İnanın komplo teorisi üretmiyorum. Benim tecrübelerle dolu 47 yıllık futbol hayatım, bilgi birikimim neticesinde hissettiğim ve gördüğüm tablo buydu.

Hep şunu derim soranlara, “Kardeşim burası Türkiye. 24 saat değil bir saatte bile bu ülkede çok şeyi bir anda değiştirecek atmosfer üretiliyor, kurgulanıyor.”

Ve bu ülkede bir takımı oyuncular, toptan ya da bireysel olarak istesinler anın da başlarındaki hocayı gönderirler. Gönderirler tabirim çok çok yumuşatılmış halidir. Bir tek oyuncu istesin anında takımdaki diğer oyuncuları örgütleyip ve “kazan kaldırarak” istemedikleri hocayı gönderirler diye yazmam çok daha doğru ve yerinde bir tabir olur.

Burada elbette ki sadece futbolcuları suçlamak istemiyorum. Bu çok kolaycılık olur. Bu işi yöneticilerle ortak yaparlar. Özelikle futbol şube sorumluları ya da sportif direktörler ve genel kaptanlık vazifelerini yapan yöneticiler futbolcularla çok içli dışlıdırlar. O yüzden futbolcuların onların vasıtası ile yönetim kuruluna, kulüp başkanına yaptıramayacağı ve aldıramayacağı karar yoktur bizim ülkemizde.

Futbolcularla samimi olmak, içli dışlı olmak sanki bu bazı yöneticilere pozitif ayrımcılık gibi geliyor. Hele hele o futbolculardan biri ya da ikisi çok ünlü yabancı eskisi oyuncu oldu mu o yöneticileri sanki çok büyük bir iş yapmışlar gibi bir takım düşüncelere kapılıyorlar. O kurdukları samimiyeti farklı bir şey sanıyorlar ve haliyle yönetici olduklarını ve tabi ki o futbolcularında sözleşmeli birer işçi olduklarını unutuyorlar maalesef.

Dolayısı ile o futbolcuların kandırmadıkları yönetici, genel kaptan, sportif direktör yoktur nerede ise.

O yüzdendir ki bizim ülkemiz liglerin de her hafta bir ya da bir kaç hoca gönderilir, futbolcuların gizli gizli el altından yürüttükleri planlar sayesinde. Hocayı gönderttirip kendilerinin istedikleri hocayı getirtmek bizim ülkemizde modadır ve ayrımcılıktır.(örneğin Adana Demirspor’un Samet Hoca’yı gönderip, yerine oyuncu Barotelli’nin arkadaşı İtalyan hocayı getirttiği gibi!)

Yöneticiler aynen şu ifadeyi kullanırlar, bu “hoca” gönderen futbolcular hakkında. “Bak görüyor musun adam hocadan çok daha iyi biliyor hocalığı ve adamı görüyor musun dünyanın en önde gelen teknik adamlarını tanıyorlar ve onlarla çok samimiler” diye de diğer yöneticilere ve işi bilmez başkanları bu konuda poh pohlayıp antrenörlerinin gönderilme noktasında etki ediyorlar olumsuz anlamda.

Sergen Hoca gider mi gitmez mi bilmiyorum ama büyük bir ihtimalle gidecek gibi çünkü dün ki yenilgideki belirtiler ve emareler, futbolcuların tutum ve davranışları, tam kapasite ile futbol oynamadıklarından hareketle, sahada gördüğümüz tablo buydu.

Ve tabi ki maçtan sora Beşiktaş Kulüp Başkanının sözlerinin satır aralarında bu kararı almış oldukları açık seçik belli idi. Başkan aynen şu cümleyi kurdu “Hoca gitmek isterse gereğini yaparız” dedi.

Açıklaması şu; Sergen Hoca istifa et yoksa biz seni göndermek zorunda kalacağız, çünkü futbolcular senin biletini kesmişler. İşin Türkçesi bu. Herkesin anlayacağı dille başkanın asıl söylemek istedikleri bu idi. Ben niyet okuyucusu değilim ve komplo teorisi de üretmiyorum. Burada bu güne bu gün tecrübe konuşuyor.

Size ilginç bir şey söyleyeyim mi değerli okuyucular. Ülkemizdeki sezon başında veya daha sonra sözleşme imzalayan profesyonel ya da amatör takım çalıştıran antrenörlerin valizleri hep çalıştıkları kulüp binasının kapısının arkasındadır. Her an o valizi alıp gitmek için yani. Peki yabancı hocaların durumu ne diyecek olursanız onlar valiz taşımazlar, sözleşmeye koydurttukları tazminat maddesini taşırlar…

Yani bizim ülkemizde Türk antrenörü iseniz işiniz “yaş” vesselam.

Tam yazıyı bitirecektim ki acaba bu hafta bir kulüp hoca gönderdi mi diye şöyle haberlere biz göz attım. Ve gördüm ki bu haftayı da kulüp başkanları ve yöneticileri tabi o kulübün futbolcuları boş geçmemişler. Türkiye birinci liginde oynayan Kocaelispor Reşit Akçay Hoca’nın görevine son vermişler…

Adam üçüncü kez koronoya yakalanmasın da ne yapsın?

Espri yapayım dedim ama kendim bile gülemedim o kadar kötü bir espriydi yani. O yüzden yazımın başlığını buraya yazmıyorum. Ne demek istediğimi anladınız zaten.

Umarım ve dilerim ki Beşiktaş Kulübü, Sergen Hoca’yı göndermez ve “köprü geçilirken at değiştirilmez” belki de ilk defa böyle bir şey olacağından diğer kulüple de de örnek olurlar alacakları kararla.

Selam ve dua ile…