Köşe Yazıları

Temizlik mi

Gözlerinizi kapayıp, arkanıza yaslanın. Şu anda ilçemizin tam ortasından geçen kanalın fazla değil, yirmi beş yıl önceki halini gözlerinizin önünde canlandırın.
Çocukların heyecanlı bağırışlarıyla suda şakalaştıklarını, az ileride bir kısmının ellerinde oltalar balık avladıklarını, bu esnada sevinç çığlıklarını duyar gibi olursunuz. Kanalın çevresindeki çimenlerde ise sığırların, mandaların körpe otları afiyetle otlamaları gelir gözlerinin önüne.
Aynı yıllarda Sakarya nehri taşıdığı alüvyon dışında, içinde yabancı zararlı herhangi bir madde barındırmaz, çevresindekilere her türlü alanda hizmete amade akardı. İnsanlar önce nehrin sularını kaplara koyar, dinlendirdikten sonra afiyetle içer veya diğer ihtiyaçlarında kullanırlardı.
Gözlerini açıp bugüne ve gerçeğe geldiğinizde ise artık kentin ortasına yerleşen kanalda, bırakın balık görmeyi, ismini zikretmekten imtina edeceğimiz başka şeylerin yüzdüğüne tanık olursunuz. Sakın geçmişe gidip nostalji yapayım diye kanal civarına gitmeyi düşünmeyin. İlle de kanal civarında çocukluğunuzu yadetmek istiyorsanız, kendinize bir tane gaz maskesi edinmeyi ihmal etmeyin.
Geçenlerde güneşli bir günde, Yenimahalle’nin çevreye duyarlı Muhtarı Ali Sezer’in teknesiyle Yenimahalle’den hareketle Akkum Köyü’nün altlarına kadar gezinti yaptık.
Nehir üzerinde çuval parçalarından, kırık bidonlara kadar çöp türünden her şeyi görmeniz mümkün. Bazı bölgelerde akıntıya göre çöplerden müteşekkil adacıklar dahi oluşmuş.
Daha önceleri nehir üzerinde herhangi bir gezinti yapmadığım için, nehir kenarlarındaki eşsiz manzara adeta beni büyüledi. Gözlerimi etraftaki eşsiz kayalıklardan, yemyeşil ormanlık alanlardan alamadım. Ancak bazı noktalardaki koku burnumun direklerini sızlattı. Etini yemek için kestiğimiz hayvanların işkembelerini nehire atmışız ki, suyun üzerinde akıntıyla beraber bir sağ, bir sol yapıyordu.
Gerçekten az zamanda çok işler yapmışız. İçinde billur gibi suların aktığı, balıkların inciler gibi pırıldadığı kanalı kanalizasyon deryasına çevirmişiz. Sularını içmede kullandığımız Sakarya Nehri’ni bu eşsiz güzelliğe rağmen üzerinde gezilmez hale getirmişiz.
Her yıl nehirdeki balıklar, bazı zamanlar toplu halde ölüyorlar. Bu durum karşısında hiçbir şey yapılmadığı gibi her kurum birbirini suçluyor.
Düşünüyorum da balıklar hafızası olan akıllı canlılar olsalar yılın belli zamanlarında nehire bırakılan kimyasal atıklarından değil kahırlarından. Külliyen ölürler.
Batı ülkelerinde akan Ren, Tuna, Po nehirlerini düşünün. Çoğu yerde şehirlerin ortalarından akan bu nehirler etrafında gezinti sahaları, piknik alanları, ormanlıklar oluşturulduğuna tanık oluruz.
Denizden uzak bölgelerden akan nehirlerin, her noktasına doğal havuz, kenarlarına da plajlar haline getirmişler. Her taraf pırıl pırıl tertemiz.
İki günü birbirine eşit olan bizden değildir diyen bir peygamberin ümmetiyiz. Temizliği dinin temeli sayan İslam’a mensubuz. Ama bugünkü halimiz bu söylemlerden çok uzak.
Milli Şair Mehmet Akif yurt dışı gezisinden dönüşünde, kendisine izlenimleri sorulduğunda, “İşleri dinimiz gibi, dinleri de işimiz gibi.” Cevabını verir.