Köşe Yazıları

Vurun Abalıya

Uzun süredir havalar mevsim normallerinin üzerinde sıcak ve kurak. Geçmiş yıllarda da yağmura hasret kaldığımız zamanlar olmuştu ama bu sefer yağmur kendini daha fazla özletti. Geçen hafta sonu yağan yağmur bir nebze de olsa bereketini ve serinliğini lütfetti ama yetersiz.
Biz genelde dünü ve yarını olmayan bugünü yaşayan toplum olduğumuzdan geçmişten ders çıkarıp geleceği ona göre planlama hasretinden mahrumuz. Öngörülerimiz anlıktır. Bundan dolayı da su bakımından deryalar içerisinde yaşamamıza rağmen plansızlıktan ve buna bağlı yatırımsızlıktan dolayı susuzluk çekiyoruz.
Yöneticilerimiz yaklaşık on yıldan beri çam dağı, Kabalak deresi ve Darıçayırı’na yapılacak barajdan bahsederler. Bununla ilgili de basında kendilerinin ön planda olduğu boy boy resimler çıkar. Gelinen noktaya baktığımızda masaların sonundaki nakarattan öteye gidemedik. ‘’Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik sonuna bir baktık arpa boyu yol gittik.’’
Hal böyle olunca yine vurun abalıya. SASKİ çalışanları köylerde denetime çıkmışlar. Kim olağanın dışında su kullanmış, kim bostanında ki sebzeyi sulamış.  Köylü adam üretmek zorunda bostanında domatesi de biberi de vb. olacak.. Ama bunu için su şart. Suyu da bedava istemiyor su sayaçtan geçiyor ancak tutulan tutanaklara baktığımızda kaçak veya usulsüz su kullanımı yazıyor.
Öncelikle kaçak değil su sayaçtan geçiyor. Usulsüzlüğe gelince neye göre usulsüz vatandaşla yapılan sözleşme de böyle bir ibare yok. SASKİ yönetmeliğinde de böyle bir madde yok. SASKİ tarifeler yönetmeliğinin 34. maddeden bahsedilmiş ancak madde incelendiğinde içerik bambaşka.
Suyu temin ve tedarik etmekle mükellef olan kurum hemen sorumluluğu vatandaşın üstüne atıyor. Atmakla da kalmıyor maddi ceza uyguluyor.
Vatandaşın su konusundaki tepkisi artınca yerel belediye de bu konu benim sorumluluğumda değil deyip sıyrılmanın peşinde sanki büyükşehir belediyesi başka bir partidenmiş gibi. Onu da bırak yerel belediyede ki park ve bahçeler, belli bir genişliğin üzerindeki caddeler örneğin istiklal caddesi, örneğin Sakarya nehri kenarındaki rekreasyon çalışmaları da yerel belediyenin değil Büyükşehirin tasarrufunda. Orada güzel işler olunca hemen sahiplenme, sosyal medyada ve basında boy boy resimler ama suya gelince o bizden değil.
İslamdan önce Türklerde şöyle bir anlayış vardı adaletle ve iyi yönetmek yöneticinin görevidir. Eğer yönetici adaletten ve iyi yönetmekten uzaklaşırsa görevinden azledilir. Bu işi yapan oraya getirilir. Ancak bu anlayış mazi de kaldı. Şimdi yöneticilerin halkın kendi parasıyla halka yaptıkları halk tarafından lütuf olarak görülüyor. İbn Haldun’un Mukaddime adlı eserinde çok güzel bir tespiti var. ‘Baskıcı rejimler insanları yalaka, münzevi yapar.’ Tam da onu yaşıyoruz.