Siyaset neyi amaçlar

 

Sosyal bilimlerde mutlak doğru olmadığı için herkes ahkam kesebilir. Çoğunca “Bence siyaset” “Bence gazetecilik” “Bence adamlık” falan diyebilirsiniz. Kimse de size “Neden hariçten gazel okuyorsun” diyemez.

Siyaset bunların başında gelir. Hatta bu durumla ilgili Rahmetli Cem Karaca’nın “Bindik bir alamete” parçasında geçtiği gibi, “Bir kahvede oturmuş üç beş başbakan” olabilirsiniz.

Aslında siyaset birilerinin sandığı gibi, “Toplumu kucaklaştırma sanatı” falan değildir. Siyaset tam tersine bir ötekileştirmedir. “Ben ve diğerleri” dediğinizde, sizin diğerlerinden farklı olduğunuzu ifade ettiğinizde siyaset başlar.

Siyasetin olması gereken amacı halkın refah seviyesini artırmaktır. Olan amacı ise bir makamı elde etmek, elde ettikten sonra da orada mümkün olduğunca kalıcı olmayı sağlamaktır.

Siyaset her yerde vardır. Siz “Ben siyasetle ilgilenmiyorum” sanırsınız ama siyaset sizinle ilgilenir.

Evinize kaçta girip kaçta çıkacağınız, okulların ne zaman açılacağı, dış ülkelerle ilişkileriniz, tatile gidebilme hürriyetiniz falan… hepsi siyasetin ürünüdür.

Bir yerde siyaset ne kadar kaliteliyse aslında toplum da o kadar kalitelidir. Bunu “Toplumlar layık olduğu şekilde yönetilir” diye de okuyabilirsiniz.

Girizgah uzadı ama… Konuyu anlamışsınızdır. Karasu Belediye Meclisi, Karasu’nun temsil edildiği, Karasu’nun refah seviyesinin yükseltilmesi amacıyla kurulmuş bir yapı. Siyasi bir yapı.

Karasu Belediye Meclisi’nde geçtiğimiz ay yapılan toplantıda Belediye Başkanı İshak Sarı, adamlık tarifi ile söz başlıyor. Bu ayki oturumda “boş tenekeden çok ses çıkar” diyor. Bir başka belediye meclis üyesi kısa pantolondan bahsediyor. Diğeri “iddiasını ispatlamayan şöyledir böyledir” diye diğerine yükleniyor.

Hatırlarsanız bundan bir önceki dönemde dönemin belediye başkanı Mehmet İspiroğlu, “Kes diyorum keseceksin” “Bu çöplüğün horozu benim” tarzında cümleler etmişti.

Karasu Belediye Meclisi çöplük değildir. Herkes bu ilçenin refah seviyesini artırmakla görevlidir. Bu sadece bir şeyler imal etmekle ya da görevini düzgün yapmakla olmaz. Diliniz, hitabınız da Karasu’yu ileri götürmeye yönelik olmalıdır.

Bir şeyi yaparken eğer tavrınız da memnun etmeli.

Ya da ben çok naif düşünüyorum…

 

Fındıkçının sahibi yok

Hikayeyi bilirsiniz. Adamın biri ayı vurmaktan hakim karşısına çıkmış. Hakim de yüklüce bir ceza vermiş. Adam çaresiz, “Kim diyor bunu” diyince hakim, “Ankara” demiş. Bunun üzerine yargılanan adam “O halde beni asın. Şu ayının bile Ankara’da adamı var, benim yok. O zaman ben asılmayı hak ettim” demiş.

Sözü fındık üreticisine getireceğim.

Toprak Mahsulleri Ofisi fındık alıyor. TMO fındık alımını geçen ayın sonunda tamamlayacağını söyledi. Ferrori durur mu, yapıştırdı cevabı, “Ben de fındık alımını bırakıyorum!”

Her sezon başında kendini otorite olarak gören herkes üreticiye akıl veriyor. Siyasetçisinden ziraatçisine kadar herkes, “İhtiyacınız kadar ürünü pazara indirin. Depolama yapın” falan diyordu.

Şimdi adamın fındığı depoda. Ama ilk açıklanan fiyat olan 22.50’den bir gram yukarı gidiş olmadı. Üstüne üstlük TMO alımı bıraktı. Ferrori de tüccara “20,50’den alın, sezonu kapatın” diyor.

Üreticiye akıl verenler nerede?

Dahası bu konuyu gündeme getiren ya da üstünde konuşmaya değer bulan da yok!

Söz söylemek biraz da bağlayıcı değil midir?

Sezon başında çiftçiye akıl verenler bugün gelinen noktada kendini mesul hissetmiyor mu?

Elinde fındık tutanların tamamını “Tuzu kuru” olarak nitelendirmek ve işin içinden çıkmak bu kadar mı kolay?

Türkiye’ye bu denli büyük bir girdi sağlayan fındık bu kadar mı kaderine terk edilir?

Madem fındık üreticisi bu denli sahipsiz kalacak, o halde sökelim fındıklıkları herkes rahata ersin.

 

Hepsini öteye yapın hepsini

Sakarya Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Kampüsü’nün Karasu’ya kurulması için kendi çapımızda bir şeyler yaptık. Oralı olması gerekenler kabullenilmiş çaresizlik içinde kaldı.

“O iş sizin dediğiniz gibi olmuyor” dediler. Hakikaten de bizim dediğimiz gibi olmayacak. Sonunda Arifiye tarafında hazırlıklar başladı. Her ne kadar resmi olarak bir açıklama olmasa da fiiliyatta durum bu.

Şimdi Sakarya’ya şehir hastanesi kuruluyor. Onu da şehrin merkezine kuruyorlar. Şehrin merkezindeki insan ve trafik yoğunluğu artacak. Kimsenin aklına başka yer gelmiyor bile.

Eskiden bayramdan bayrama milletvekili falan görüyorduk. Şimdi pandemi çıktı. Milletvekillerini televizyonda ya da sosyal medyada görebiliyoruz.

Hal böyle olunca derdinizi anlatamıyorsunuz.

Her seçim döneminde “Karasu’dan bir milletvekili çıksın” dediğimizde bir ses bize, “Karasu’nun milletvekili olmaz. Sakarya’nın vekili olur” diyor. Biz de içimize sindirmek durumunda kalıyoruz.

Sonuçta geldiğimiz noktada tüm yatırımlar merkeze ve güneye gidiyor. Biz de her seçim döneminde alkışlamakla yetiniyoruz.

 

Reklamsız yatırım mümkün mü

Geçmişte sık kullanılan bir deyim vardı: Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Ben buna kesinlikle katılmıyorum. Hatta “Bir kötünün kırk mahalleye kötülüğü dokunur” diyenlerdenim.

Ancak her üretim reklama muhtaçtır. Reklam diyince aklınıza hemen para vermek gelmesin. İşyerinizi merkezi yere açmak, tabela asmak, ürünlerinizi sözlü olarak övmeniz, sosyal medyada paylaşmanız falan… hepsi reklamdır.

Dünyanın en büyük firmaları en büyük reklam harcamaları yapanlardır. Bizim bölgede “Bizim reklama ihtiyacımız yok” diye bir felsefe vardır. Hatta “Bizi reklam etme” diyip reklamı kötü bir şey gibi gösterenler de mevcuttur.

Ancak reklam yapmayan firmalar küçülmeye zaman içinde de yok olmaya mahkumdur. Reklam büyük düşünenlerin değil ticari düşünenlerin yatırımıdır. Sonunda mutlaka karşılığını alırsınız.

Ancak reklam yapmak fütursuzca para harcamak değildir.

Doğru kanaldan, müşterinize ulaşmak lazım. Doğru dili kullanmak, kısa ve etkili mesaj vermek lazım.

Köşe yazısı yazar gibi reklam metni yazılmaz. Bağıra çağıra ürün satma dönemi geride kaldı.

Artık sosyal medyayı, görselliği, ses tonunu falan seçmeniz lazım.

Ama şu mesaj net:

Reklamsız yatırım ahiret içindir.

 

Kripto kazık

İçinde mucize barındıran her şey tuzak içerir. Bu kadar net.

Hiçbir ilaç sizi birden bire iyileştirmez. Hiçbir iş çalışmadan sizi zengin etmez.

Siz adam öldürdüyseniz hiçbir avukat sizi dışarı çıkaramaz.

Hiçbir yatırım sizi kısa vadede zengin edemez.

Aslında bu söylediklerimi anlamak ya da düşünmek için zeki olmaya gerek yok. Gene de insanın mucizelere inanma ihtiyacı vardır.

Bu ihtiyacı tespit eden uyanıklar her defasında ortaya çıkıyor.

Dün Sülün Osman, Banker Kastelli, Kenan Şeranoğlu, Tosuncuk…

Bugün de kripto para falan…

Adamlar kripto paralardan dolandırılmış. Başka biri ortaya çıkmış, “Bana biner lira yollayın, sizin paralarınızı kurtarayım” demiş. Yüzlerce kişiyi bir kez daha dolandırmış.

Güler misin ağlar mısın…