Köşe Yazıları

Sakın Siyasete Bulaşma

Üniversite tercihleri yapıldı. 18 Ağustos gibi kesin sonuçlar açıklanacak. Çocuklarımızı üniversiteye gönderirken ilk yapacağımız ikaz belli: Sakın siyasete bulaşma!
Ben de köy çocuğuyum. Üstelik de yetimlikle büyüdüm. Annem beni okula gönderirken sıkı sıkı tembihledi: Oğlum sakın siyasete bulaşma…
Bir hafta sonra annemi aradım, “Anne Salı günü ‘siyaset bilimine giriş’ dersim var, perşembe ‘güncel ekonomik ve sosyal olaylar’ cuma günü de ‘siyasi tarih’… Gireyim mi girmeyeyim mi” dedim. Annem bu kez, “Oğlum sen işini bilirsin” dedi, konu kapandı.
Yeni dönemde okula göndereceğimiz çocuklarımıza da aynı telkini vermeye devam ediyoruz. Çocuklarımıza siyasetten uzak durmayı değil, birey olmayı, birilerine maşa olmamayı salık vermeliyiz. Çocuklarımıza olayları okumayı öğretmeliyiz. Algı tuzaklarına düşmemeyi, algı etkisinde yargıda bulunmamayı anlatmalıyız.
Çocuğumuzun siyasetten uzak durması değil, bizzat siyasetle iç içe olması gerekir. Ama siyaset dediğiniz şey, terör etkisinde yapılan değildir.
Ben okuldayken en marjinal örgütler tarafından kurulan stantlara gidip hararetli tartışmalarda bulundum. Saatlerce süren tartışmalarda tamamı benim görüşümün tersinde olanlarla konuştum
Çocuklarımızı siyasetten uzak tutarsak ne olur…
Çocuğumuz kurtulmuş mu olur?
Kabul edelim ki siyaset hayatın her alanına karışıyor. Kanun koyucular, sizin mesai saatinizi, davranış şeklinizi, yemek saatinizi, yemek ve giyecek fiyatınızı bile siyaset belirliyor. Hatta pandemi sürecinde hatırlarsanız, sokağa çıkacağımız saatleri, marketten neleri satın alabileceğimizi falan belirliyordu, siyaset.
Biz çocuklarımızı siyasetten uzak tutarsak, başkalarının çocukları tarafından alınan kararlara göre hareket eden bireyler yetiştiririz.
Ama gene de tercih bizim tabi…
Suçluyu bulmak mı önemli çözüm mü
Bir sorunla karşılaştığınızda atacağınız ilk adım ne olur? Diyelim ki yolda giderken aracınızın tekeri patladı. Ve hemen yakında bir çivi gördünüz. Enerjinizi bu çiviyi atanı bulmaya mı yoksa lastiği tamir etmeye mi harcarsınız?
Ya da bir orman yangınına denk geldiniz. Kenarda da benzin bidonu gördünüz. İlk olarak benzin bidonunu kimin koyduğuna mı bakarsınız yoksa yangını söndürmeye mi çalışırsınız?
Daha analitik düşünenler elbette ikinci yolları tercih eder. Sorunu çözer sonra sorumluyu bulmaya çalışır.
Şimdi Karasu ve Kocaali’de su ile ilgili bir sıkıntı var. Susuzluk çekiyoruz. Vatandaş sosyal medyada veya çeşitli ortamlarda bu işin sorumlularını arıyor. Hedefe birini koyup onu linç etmeye çalışıyor. Bu işin sorunun çözümüne bir katkısı olmadığı gibi yeni sorunlar ve kişisel husumetler de ortaya çıkıyor.
Kardeşim bölgede çok net bir su sıkıntısı var. Sorumlu sorumsuz herkes bunun farkında. Ancak sorunun çözümü ve yeniden yaşanmaması için ne yapılması gerektiğine harcayacağımız enerjimizi birilerini eleştirmek veya sorumluları bulmak için harcamamalıyız.
Önce sorunu çözelim, sonra sorumluları, eksik ya da yanlış olanları irdeleriz. Hesap sorulması lazımsa kriz çözüldükten sonra sorarız. Diğeri kriz içinde krize neden olur.
Okulların erken açılmasına son verin
Türkiye’de her şey tarıma göre planlanır. Yaz tatilleri, adli tatiller hatta yerel ve genel seçimler…
Ancak biri istisna. Okullar…
Bu sene okulların 1 Eylül’de açılmasına karar verilmiş. Çekinmeyin, ağustosta açın.
Bizim bölgemizde fındık toplama işi dışarıdan işçi alınarak yapılıyor. Eylülden önce de fındığa başlayan kalmadı gibi.
Kendi çocuğumuzun okula başlamasını bıraktık, dışarıdan gelen işçilerin de çocuklarının okulları var. Bu durumda onlar da bir an önce memleketlerine dönmek istiyor. Arada bir iki gün de yağmur yağarsa…
Ne oldu bizim fındık?
“Çalma kapma” dedikleri şekilde ne toplarsa o…
Önceki yıllarda eylülün son haftasında başlayan okullar şimdi aynı ayın ilk haftasında açılıyor. Eğer öğrenmede eylülün özel bir etkisi yoksa, şu çiftçileri de düşünerek okulların açılmasını bizi dikkate alarak planlayın.
Okumalı mı okumamalı mı
Geçtiğimiz yıl lise hocalarımızdan biri ile karşılaştık. Dedim ki, “Hocam, siz bize ‘siz üniversite okumalısınız, dersleriniz çok iyi. Doğru üniversiteye’ dediniz ve biz de sizin yönlendirmeniz doğrultusunda okula gittik. Diğer arkadaşlarımıza da ‘Sizin ders başarınız düşük, doğru inşaata’ ya da ‘Doğru sanayiye’ dediniz. Onlar da sizin yönlendirdiğiniz şekilde gitti. Şimdi sanayiye ya da inşaata gönderilen arkadaşlarımız çok daha fazla para kazanıp çok daha rahat yaşarken, biz ve bizim gibiler çok daha az kazanıyor.”
Hocam “böyle olacağını nereden bilebilirdik ki” der gibi boynunu büktü.
Bu hafta üniversite tercihleri yapılıyor. Öğrenciler geleceğin mesleğinin ne olacağını öngörmeye çalışıyor. Veliler bir şekilde çocuklarının hayatını kurtarma peşinde. Ama geleceğe ilişkin neredeyse kimsenin fikri yok. Eskiden çocukların doktor, mühendis olması hayal edilirdi. Belki de ilerde influencer veya youtuber olması itibar kazandıracak.
Belki de ileride “Bizim kızı istiyorsunuz da oğlumuzun kaç takipçisi var” diye sorulacak.
Benim önerim çocuklarımıza mutlu olmayı, adaletli olmayı, vicdan sahibi olmayı öğretmeliyiz.
Ekmek her yerde bulunuyor ama vicdan öyle mi…
Çiftçinin alın teri
Geçen gün bir markete girdim. Yarım litrelik su aldım birkaç tane. Sonra birim fiyatına baktım 3 lira 75 kuruş yazıyor. Bu hesaba göre litresi (suyun litresi ile kilosu eşit olduğuna göre aynı zamanda kilosu) 7.50 lira yapıyor. Çıkarken baktım karpuzun kilosu 6.90 yazıyor.
7.5 liraya su, 6.90’a karpuz
Çiftçinin alın teri sudan ucuz…