Köşe Yazıları

Onlar gider, yükü bize kalır

Onlar gider, yükü bize kalır

 

2023 yılına girildiği günden beri Türkiye ekonomisinin iyileşmesi yönünde artı politikalar henüz ortaya konulmuş değil. Açıklanan ekonomi programları da hedefinden uzak kaldı.

Özellikle Rusya-Ukrayna arasındaki savaşın 14 aydan beri sürmesi ve daha da sürecek beklentisi bu yıl sonuna kadar ekonomik verilerde volatil (oynaklık) bir dönem yaşanması kaçınılmaz görünüyor.

Bu aşamada doğrudan yatırım gelmediği sürece ülkemiz ekonomisinin düzeleceğini beklemek saflık olur. Bunun da yolu uluslararası derecelendirme kuruluşlarının vereceği raporlardır.

Uluslararası kabul görmüş ve Türkiye’nin de taraf olduğu önemli 3 derecelendirme kuruluşu bulunuyor.

“Fitch, S&P, ve Moody’s”

 

*

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard & Poor’s (S&P), 1 Nisan’da yaptığı açıklamada Türkiye’nin kredi notunu “B” olarak teyit etti, kredi notu görünümünü “durağan”dan “negatif”e çevirdi.

18 Mart tarihinde de diğer derecelendirme kuruluşu “Fitch Ratings,” Türkiye’nin kredi notunu B, görünümünü “negatif” olarak teyit etmişti.

Böylece yılın ilk çeyreğinde 2 önemli kuruluştan gelen notlar Türkiye’ye yabancı yatırım yapılabilecek seviyenin çok altında bulunuyor.

Moody’s tarafından açıklanan takvime göre, ilk not değerlendirme tarihi 16 Haziran olarak programlandı. Seçimden önceye çekmezse artık yeni hükümetin programına göre bir değerlendirme yapacaktır. Ancak Moody’s’in de bunlarla aynı paralelde not vermesi çok olası görünüyor. Yabancı sermaye bunlardan ayrı olarak ülkenin Kredi Risk Primi (CDS) puanına da bakıyor. Burada da yatırım yapılabilir seviyenin (300) çok üzerinde 540 puan seviyelerinde görünüyor.

 

*

“Bir de enflasyon sorunu var:”

2022 yılını yüzde 64,27 yüksek  enflasyonla kapattık.

Enflasyon 2023 yılı ilk aylarda geçen yıla göre baz etkisiyle düşse de enflasyonu belirleyici olan maddelerde fiyat artışları göreceli devam etti.

“12 aylık değerlendirmeye göre yıllık enflasyon:”

Ocak’ta yüzde 57,68;

Şubat’ta yüzde 55,18;

Mart ayında yüzde 50,51 oldu.

Aylık enflasyon;

Ocak’ta yüzde 6,59

Şubat’ta yüzde 3,15

Mart’ta yüzde 2,29 gerçekleşti. Böylece 3 aylık toplam enflasyon yüzde 12,03’e ulaşarak hükümetin beklentilerini aştı.

 

*

Üretimde dışa bağımlı olan Türkiye’nin tek umudu turizm gelirleri. Geçtiğimiz yıl beklentiler düzeyinde gerçekleşen turizm gelirleri bu yıl seçim atmosferinde yavaşlasa da seçimden sonra artış olacağı öngörülüyor.

Ancak ülkeye sadece turizm gelirleriyle gelecek sıcak para borçların çevrilmesi noktasında yeterli olmayacaktır. Bu nedenle doğrudan yatırımların önünü açacak politikalar ortaya koyulmalı.

Öte yandan  Kur Korumalı Mevduat (KKM) sistemi ile TL’nin korunmasına yönelik “Liralaşma” çabası verimli olabilir ancak bedeli ağır oluyor.  Uygulamanın başından beri KKM’nin hazineye maliyetinin 200 milyar lirayı bulduğu belirtiliyor.

 

*

Eurobond yani yabancı para borçlanma faizi Avrupa ve OECD ülkelerinin ortalamasının çok üzerinde yüzde 9-10 seviyelerinde alıcı buluyor.

4 Nisan’da açıklanan 3 aylık toplam dış ticaret açığı 35 milyar dolara çıktı.

10 Nisan tarihinde açıklanan TCMB verilerine göre, Şubat ayı 12 aylık cari açık 55,4 milyar dolar ile 2012 yılı Ağustos ayından bu yana en yüksek seviyede oldu.

Buna rağmen seçim ekonomisi uygulanarak bol keseden dağıtılan hazinenin kaynaklarının yerine konulması noktasında büyük bedel ödeneceği şimdiden kaçınılmaz görünüyor.

 

,*

“Bu verileri neden mi veriyorum?”

Bir ülkenin refahı o ülkenin ekonomik zenginliğine yani ekonomik bağımsızlığına bağlıdır. Eğer bir ülke döviz sorunu yaşıyor ve borçlanması yüksek faizle oluyorsa o ülkenin kalkınmasında önemli zorluklar yaşanır. “Borç alan emir alır” mantığını göz önünde bulundurarak konunun ciddiyetini çok daha iyi anlamış oluruz. Bireyler olarak haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe karşı uyarıcı ve eleştirel  noktasında dik duruş sergilenmezse bizleri yönetenlere daha fazla hata alanı açılmış olunur.

“Dolayısıyla bunun sonucunda; ülkeyi yönetenler çeker gider ama yükü bize kalır!”