Nice yıllara

 

Bu hafta biraz bizden bahsetmek istiyorum. Zira kurum olarak sektörde gerçekten uzun diyebileceğimiz bir dönemi geride bıraktık ve bu bizim için, sizlerle geçirdiğimiz zamanın önemini irdelemek ve biraz da geçmişe bakıp nereden nereye geldiğimiz görmek açısından çok kıymetli. Bilirsiniz, basın kuruluşları hitap ettikleri coğrafik çevre açısından ve hitap ettikleri toplumun birliği ve bütünlüğü açısından oldukça önemli kuruluşlardır. Bilinmeyeni bilinir hale getirmek, görülmeyeni görülür hale getirmek ve bunu objektif olarak yapabilmek adeta ince bir çizgi üzerine yürümek gibidir. O dengeyi koruyabilmek ve çizginin ne sağına ne de soluna geçmeden dosdoğru gidebilmek oldukça zor ve meşakkatlidir ve bunu az sayıda kurum başarabilir. Herhangi bir görüşe veya kesime hitap ederek veya sadece tek görüş üzerinde yoğunlaşarak gitmek bu işin basitleştirilmiş halidir ve beraberinde bir takım gerçekleri görmeden gelmeyi hatta bazen çarpıtmayı bile gerektirir. Ne demek istediğimi anladınız sanırım. Ancak o şekilde davranırsanız toplumun karşılığı da en az görmezden gelinen o gerçekler kadar acı olur ve gün geçtikçe tükenirsiniz. Keza geçmişe baktığımızda bunun örneklerini görmek mümkün.

Son yıllarda basın, her ne kadar sahip olduğu önemi korusa da gelişen teknoloji ve özellikle gün geçtikçe kullanımı yaygınlaşan sosyal medya mecraları yüzünden güçlükle dolu bir döneme girdi. Akıllı telefon ve teknolojik gelişmeler her an her şeye erişimi o kadar basit ve kolay hale getirdi ki özellikle gazeteler gibi basılı medya araçları zamanı geriden takip etmeye başladı. Fırsat buldukça elime alıp günlük gazete takip ediyor, sabah programlarında gazetelere ayrılan saat dilimlerini takip ediyorum. Manşet haberleri, ilk sayfa haberleri çoğunlukla gündemden düşmüş, sosyal medyada yüzbinlerce kez paylaşılmış yorumlanmış ve tüketilmiş oluyor. Bunun ne demek olduğunu izah etmek zor. Düşünün, koca bir kurumsunuz ve o gün sizi okutacak sattıracak aldığınız reklamlara değer katacak hatta cebinize katkı yapacak tabiri caiz ise bütün kuruma lokomotif olacak bir haberle çıkıyorsunuz. Okuyucunuz eline aldığında sadece başlığı okuyor, olayın bütün detaylarını hatta sizin yer verdiklerinizden daha fazlasını biliyor hatta o konuyla ilgili tartışmalara bile katılıyor, konuyu sizin anlattığınızdan daha iyi bildiğini düşündüğü için az önce de dediğim gibi başlığı okuyup diğer habere veya sayfaya geçiyor. Sizin bütün emeğiniz birkaç saniye içinde çöp. Velhasıl sosyal medya ve gelişen teknoloji nedeniyle işimiz her geçen gün daha da zorlaşıyor.

Sadece bu kadarla kalsa iyi tabi. Zaten zor bir dönemden geçiyorken üstüne bir de pandemi meselesi çıktı ki tam anlamıyla evlere şenlik. Emin olun basın kuruluşları şu kısıtlama kapsamında faaliyeti durdurulan ticarethaneler gibi oldu. Biz, kuruluşlar ve basın mensupları olarak herhangi bir kısıtlamaya dahil olmadık ama vallahi biz de kapansaydık iyiydi. “Hayatımda hiç görmedim”  derler ya, aynen o misal. Zaman zaman kısa vadeli zorlandığımız dönemler olsa da ne geride kalan 11 yılda ne de ömrümde böyle zor bir süreç ne gördüm ne geçirdim. Bu kahrolası pandemi hem mali açıdan hem de kitlesel erişim açısından bizi çok büyük oranda etkiledi. Ve bu iş bittiğinde yeniden bir yıl önceki halimizi almak, aynı kitleyi ve potansiyeli yakalamak kaç yılımızı alacak tahmin edemiyorum. Vaka sayıları yeniden 25 bin seviyelerine dayandı ve artarak devam ediyor ama umarım bir an önce kısıtlamalar kalkar da yeniden normale dönmeye başlarız.

Yukarıda bizim mesleğin zorluklarından birkaç önemli başlığı kendimce değerlendirmek istedim. Şimdi gelelim konuyu bağlamak istediğim yere. 24 Mart 2010, Sakarya Kuzey Gazetesi’nin ilk sayısının çıktığı tarih. Ve o günden bu güne basıma denk gelen birkaç bayram haftası hariç kesintisiz devam ettik. Zaman zaman yaşadığımız teknik arızalardan dolayı abone günlerimizde gecikme olsa da düzen ve istikrardan taviz vermedik. “Kimselerin veya kesimlerin değil herkesin gazetesi olacağız” dedik ve çizgimizden şaşmadık. Aslı astarı olmayan, gerçekliği ispatlanmamış, fotoğraflanıp belgelenmemiş hiçbir iddianın altına imza atmadık yer vermedik. Doğru, ilkeli ve tarafsız olmanın gerektirdikleri ne ise elimizden geldiğince yerine getirmeye gayret ettik. Toplumumuzun temel değerlerine aykırı, ilçelerimizin itibarını zedeleyecek, toplumda birlik ve beraberliği bozacak, çatışmaya neden olacak, huzuru ve refahımızı bozacak hiçbir girişimde bulunmadık ve hiç kimsenin girişimine de omuz vermedik, ortak olmadık. Kimse için fuzuli kahraman olmadık, silahşör olmadık, biraz ağır bir ifade olacak ama kimse için kiralık katil olmadık. Ne Kocaali’mizi ne de Karasu’muzu kötüleyen, güvenilirliğimizi sarsacak hiçbir topun altına girmedik, girmek isteyene de müsaade etmedik. Biz sadece gazete olduk. İşte bu yüzden 20 Mart 2010’dan bu güne dolu dolu 11 yıl geçti. İşte bu yüzden 11 yıldır ayaktayız.

Kocaali temsilcisi olduğum için bu kısmı ilçeme ayırarak yazımı noktalamak istiyorum. 11 yıl öncesini gün gibi hatırlıyorum. Gazete ortada yoktu, henüz fikir aşamasındaydı. Ben se esnaflarla konuşup Karasu ve Kocaali’ye özgü bir gazete düşüncemiz olduğunu anlatıyordum. Daha ortada bile olmayan gazeteye 25 abone yapmıştım. İlk haftadan itibaren bu sayı giderek arttı. Yaz dönemlerinde 400’lere ulaştı. Bazı özel durumlarda ve seçim dönemlerinde dağıtım sayımızı 1500-2000 seviyelerine çıktığı bile oldu. Evet, şu günlerde kısıtlama nedeniyle kapanan iş yerlerinden ve bulaşı engellemek için alınan tedbirlerden dolayı abone sayımızda 270-300 aralığına doğru bir gerileme var ama kısıtlamalar kalktığında yeniden eski rakamın daha doğrusu okuyucu kitlesinin üzerine ulaşacağımıza eminim. Velhasıl yola çıktığımız ilk günden bu yana bize güvenen, kıymet veren, kuruma ve gazetesine sahip çıkan, 11 yıllık yolu birlikte yürüdüğümüz tüm Kocaalili okuyucularımıza Sakarya Kuzey Gazetesi adına canı gönülden teşekkür ediyorum. Sağlık, huzur ve güzel haberlerle dolu nice 11 yıllara…