Toprak Mahsulleri Ofisi geçtiğimiz ay çok sayıda üreticiye yazı göndermiş. Haberi zaten manşette okumuşsunuzdur. Ama özetle, “Bizim depoda sorun çıktı. Mal eksik ya da randıman problemli. Gelin ortaya çıkan zararı birlikte ödeyelim, konuyu kapatalım” gibi bir şey denmiş, benim anladığım kadarıyla.
Vatandaş da diyor ki, “Ben malımı sattım, paramı aldım yedim. Alacak-verecek yok.”
Bu hesaba göre herkes haklı.
Muhtemelen ortaya çıkan zarar milyonları aşıyor. Bu zararı memura yıksan ödemesi yıllar sürer, müdüre yıksan, memuriyeti biter. Hamala yıksan hayatı gider… En iyisi hep birlikte ödeyelim.
İyi de hukuki süreç borç-zarar ortadan kalkınca sonuçlanmıyor ki. Aksine daha da genişliyor. Diyelim ki üretici depodaki zararı ödemeyi kabul etti. Hukuk bunun “Örtülü ikrar” sayar mı? Sayarsa bu defa konu bir de devleti zarara uğratma açısından değerlendirilir mi? Yani fındığı verdiniz, devlete itimat ettiniz. Sonra devletin zararını ödemeyi kabul ettiniz ve zarara ortak oldunuz. Hadi bir de hapis cezası almayasınız…
Bu durumu “skandal” kelimesi ile özetlemek bile hafif kalır.
Kardeşim kurum içinde soruşturmanı yaparsın, yetkililer hakkında idari süreci işletirsin ardından da hukuki süreç işler ve konu kapanır.
Üreticiyi de bu işe dahil ederseniz, kurumun “işi kapatma” yolunda olduğu izlenimine neden olursunuz ki, bu da vatandaşın kurumlara ve dahası devlete olan güvenine zarar vermeye neden olabilir.
Yani siz devlet kurumu olarak, kendinizi korumak için vatandaşın devlete olan güvenine, kurumsal yapılara olan inancına zarar verebilirsiniz.
Bireyler hata yapar, kurumlar hata yapmaz, yaparsa da devlet gereğini yapar.
Zararın mesulü kimse gereği yapılsın ama sırf TMO’ya fındık verdi diye vatandaşa suçlu muamelesi yapmayın.
Hafızam beni yanıltmıyorsa
Karasu’da parkomat uygulaması yeniden başladı. Karasu merkezinde neredeyse bedava park edecek yer kalmadı.
Sosyal devlet anlayışı içinde vatandaşa park yeri gösterilmesi lazım ama… “Bu bahsettiğimiz sokaklar dışındaki tüm alanları gösterdik işte size” denmek istenmiş olabilir.
Yapılan açıklamada esnafın düşünüldüğü ve uzun süreli parkın önüne geçilmesinin hedeflendiği söyleniyor da…
Esnaf da diyor ki, “Kardeşim müşteri geldiğinde bir çay içse 15 dakika geçiyor. Hadi diyelim ki kısa süre durakladı, bu defa da adamın HGS’sinden para çekilip çekilmediği kaygısı oluşuyor. Doğal olarak da bu durum esnafa avantaj sağlamıyor.”
Muhalefet partisi temsilcileri durumu gayrihukuki olarak değerlendiriyor. Özellikle HGS üzerinden tahsilat yapılmasına karşı duruluyor.
Hafızam beni yanıltmıyorsa Mehmet İspiroğlu döneminde bu şekilde bir park uygulaması yapılmış, el terminalleri falan da alınmıştı. Özel bir şirket Karasu’da bu uygulamayı başlatmış ancak bu uygulamaya karşı duruş sergilenmişti.
Karşı duruş sergileyen isimlerin başında da yine yanılmıyorsam dönemin Ak Parti İlçe Başkanı İshak Sarı vardı. Biz de o dönem gazetemizde İshak Sarı’nın açıklamalarına genişçe yer vermiştik.
Demek ki insanların bulundukları yerler aldıkları kararları ve bakış açılarını etkiliyor.
Dalga mı kıran
İnternette hemen her soruya soru ile yanıt veren bir zanlı virali dolaşıyor. Denk gelmişsinizdir. Polis soru soruyor, o aynı soruyu geri soruyor.
Bizde kıyı erozyonu var. Bunun acı sonuçlarını defalarca yaşadık. Sahilin erimesi de değil mesele. “Denizin yuttuğu şehir” diye ulusal haberlere çıktık biz.
Karasu şehir merkezi deniz seviyesinde. Onun içindir ki biz zaman zaman “çarşıya inmek” deyimini kullanırız, bilinçsiz olarak.
Deniz, Sahil Park önündeki seti aşarsa şehir merkezine kadar gelmiş oluyor. Durum bu kadar vahimken, “Biz arada bir denize taş atıyoruz” basitliği ile konuyu geçiştirmek mümkün değil.
Hatırlar mısınız bilmiyorum da geçtiğimiz yıllarda bir taşkın olmuş, Doğu Karadeniz Caddesi’nin güney tarafındaki binaların zemin katlarını bile su basmıştı.
Oturduğumuz yerden “Bu işe liman neden oluyor”, “Dalgakıranlar daha sağlam malzemeden yapılmalı”, “Ne kadar tahkimat yaparsak o kadar ötede erozyon olur” türündeki açıklamalar ile konuyu kaynatmak mümkün değil. Mümkün olsa bile çözüme katkısı yok.
Bunun için sahil ile ilgili çalışmanın bir an önce yapılması lazım.
Umudumuz inşaatta
İnşaat sektöründe bir süreden bu yana yaşanan kriz sonunda bir ışık görüldü. Kredi faizlerindeki düşüş sektöre az da olsa bir hareket getirdi. Kredi almanın kolaylaşması durumunda satışların artması ve krizin sona ermesi bekleniyor. Ancak bu beklenti geciktikçe, sektörün tahammül seviyesi düşüyor.
İnşaat sektörü tek başında Karasu’nun tüm ticaret hayatına etki ediyor. “Onun için inşaat sektöründen bana ne” demek sağlıklı bir düşünme tarzı olmaz.
Bu konuda da siyasilerin de ticarilerin de sivil toplum kuruluşlarının da girişimde bulunması gerekiyor. Bu girişimler zenginlerin haklarını savunmak değil, ticaretin akışına yardımcı olmak anlamına gelir.
İhmale gelmez.
HECATİ: Ayakkabıcı dükkanı gibisin maşallah her numara var…
