Münir Ali Kara 786

Asıl suçlu kim
Elektrikli araçların gelişmesi ile birlikte iki ya da daha fazla kişi taşıyan elektrikli bisikletler de yaygınlaştı. Fiyatları da otomobillere göre uygun olan bu araçlar trafikte seyretmeye başladı. Kullanımı kolay olduğu, ulaşması basit, fiyatı ekonomik olduğu için de piyasada çokça satılmaya başlandı.
Sonra da trafikteki sayıları arttıkça arttı. Bisiklet yolundan mı gider, karayoluna çıkması serbest mi, ehliyet gerektirir mi bilinmiyor. Çünkü çok yeni bir teknoloji ve buna uygun kanunlar henüz hazırlanmadı. Ancak karayolunda seyrederken karşınıza pat diye bir elektrikli bisiklet çıkıyor ve siz trafik akışını tehlikeye atacak şekilde manevra yapmak zorunda kalıyorsunuz.
Sonunda korkulan da yaşanmaya başladı. Bu zamana kadar pek çok kişi bu araçlarda yaşamını yitirdi.
Son olarak da pazartesi günü yaya geçidinde bir kaza oldu ve yine bir vatandaşımız yaşamını yitirdi. Bu araçları kullananlar suçlu mu? Bence değil. Bu araçlara çarpanlar suçlu mu? O da değil.
Araçları satanlar suçlu mu? O da değil. Yasal faturalı satılan araçlar bunlar.
Suçlu kim? Suçlu bu araçların trafiğe çıkışını düzenlemeyen idareciler. Yani o ölümlerin asıl sebebi ne araçları yapan, ne satan ne alan ne de kullanan. O araçların hangi yollarda, kimler tarafından kullanılacağını planlamayan yöneticiler asıl suçlu.
Bu konuda eleştiride bulunmayan, toplumun talep ve beklentilerini dile getirmeyen basın mensupları suçlu. Ölenlerin suçu yok… Taksirle ölüme neden olanlar da suçsuz. Ölümlere sessiz kalanlar asıl suçlular. Asıl suçlu biziz.
Suyu kim bulandırdı
Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı’na kayyum atanmasının ardından kongre takviminde değişikliğe gidecek gibi. Bu arada Karasu’da takvim işleyişinde bir sıkıntı yok gibi.
Geçtiğimiz hafta Kuzey Ekstra’nın manşetinde “CHP’de sular bulandı” yazıyordu. İlçe Başkan Adayı ve eski İlçe Başkanı Aykut Süt, “Suyu ben mi bulandırdım” diye şaka yollu takıldı, bana. Ben de “Ben gazeteciyim. Durumun fotoğrafını çekmek benim işim, sorumluyu bulmak dedektifin işi. Suların bulanık olmadığını söyleyebilir miyiz” dedim.
Suyu kimin bulandırdığı çok önemli değil. Siyasette herkesin koro halinde aynı şeyi söylemesi de doğru değil. Öyle olsa tek beyin dünyayı idare edebilirdi. Kimsenin alternatif fikir üretmesine gerek kalmazdı.
Muhalefetliği ile tarihe nam salmış partinin de muhalifsiz seçime gitmesi mantıklı olmazdı. Demokrasinin işlemesi, birden çok adayın yarışması aslında yeniliklerin ortaya çıkmasına neden olur. Bu açıdan bakıldığında bulanıklık da kötü bir şey değildir, bulandırma da kötü bir şey değildir.
Fındık fiyatı ne olur
Geçtiğimiz hafta da yazdım. Fındık fiyatını belirleme sürecinin hemen öncesinde açıklana iki rekolte tahmini vardı. İkisi de bilimsellikten, uzun süren araştırmalardan alanında uzman kişilerden falan söz ediyordu.
Biri 402 bin ton diğeri de 602 bin ton fındık çıkacağını iddia ediyordu. Bu duruma göre fiyat tespiti yapıldı. TMO 195-200 lira fiyat koydu, 50 randıman fındığa. Bu sene 50 randıman fındığın çok az bulunacağını bile ön göremediler.
TMO yüzlerce kişi görevlendirdi, binlerce lira depo kirası ödedi. Sonuçta şimdiye kadar bir ton bile fındık alamadı. Bu şekilde sadece üreticinin emeği heba edilmedi aynı zamanda devletin de zarara uğramasına neden olundu. Bunca adam, bunca uzman, bunca inceleme, bunca bilimsel veri… sonunda ne oldu? Olan bizim fındığa oldu.
Hani bir mal paylaşımı öncesinde teyze ortak tarlanın bir kenarına bir araba gübre dökmüş. Tam da o sene malların paylaşılacağı tutmuş. Heyet gelip mal ölçümü yapmış ve sonunda da kura ile mallar pay edilmiş. Tahmin ettiğiniz gibi teyzenin kenarına gübre döktüğü yer başkasına çıkmış.
Heyettekiler herkesten helallik alırken teyzeye de dönüp “Teyze, memnun musun” diye sormuş. Teyze de “Memnunum memnum. Bu kadar adam ne yaptınız ettiniz de benim gübreyi ziyan ettiniz ya” demiş.
Şimdi bizimki de o hesap. O kadar adam toplandınız ettiniz de bizim fındığın ne kadar olacağını öngöremediniz ya. Size de bravo.
Siyaseten ölü dönem mi
Önceden muhalefet partileri seçimden seçime sahaya inmekle suçlanır ve “Beş yılda bir ziyarette bulunarak seçim mi kazanılır” eleştirisine maruz kalırlardı. Şimdi Türkiye kritik süreçlerden geçiyor. Gerek yerel siyaset gerekse genel siyaset vatandaşın hayatını etkiliyor.Sade vatandaşlar siyaseti daha çok konuşuyor sanki.
Ama Karasu’da halen İyi Parti’nin bir ilçe teşkilatı yok. Benzer şekilde Gelecek, Zafer ve Anahtar Partilerinin de yapılanma içinde olduğunu göremiyoruz.
Ülke gündeminde “Terörsüz Türkiye” konusu, ekonomik kriz, uluslar arası savaş ve çatışmalar var. Bunun yerele yansıması sıfır. Teşkilatı olmayan partileri bir kenara koyalım, teşkilatı bulunan partilerde bile bu konuda ses yok.
Yerel konularda fındığın fiyatı, su sorunu, yol yapımı konusunda neredeyse boşa geçen bir yaz sezonu, sahilin durumu, kentsel dönüşüm, okullardaki öğrenci yoğunluğu…
Daha bir çok şey konuşulabilecekken siyasi partilerin ilçe binaları bile açık değil.
Vatandaş kendi derdini çözmek için siyaset mekanizmasını bir kapı olarak görmüyor. Bu durumda da siyasete ilgi ve saygı azalıyor.
Babaannemin dediği gibi “Ne koydun ki avucuma ne süreyim suratına…”
Siyasetçiler bu dönemde (iktidar muhalefet ayırmadan söylüyorum) sahada yer almaz, vatandaşın sesini duymaz ve duyurmazsa seçim zamanı da vatandaş sandığa gitmez, “Ne haliniz varsa görün” der. Ki son yerel seçimlerde sandığa gitmeyenlerin sayısı bunu diyor.
“Siyaseten ölü dönem” dersiniz ama vatandaş hep canlıdır…
Birleşmeler olur mu
Karasu Esnaf ve Sanatkarlar Odası seçimleri öncesinde adaylar sahadaki yerlerini almaya başladı. Levent Arslan, yönetimini büyük ölçüde açıkladı. Diğer adayların da yönetimlerini şekillendirmeye başladıklarını biliyoruz.
Bu arada bazı isimlerin Cihan Emre karşısında yer alanları birleştirmeye yönelik hamlelerini de görüyoruz, duyuyoruz.
Alttan alta, hani şu “istifkşafi” dedikleri türden temaslar sürüyor. Bu temasların birleşmelere dönüp dönmeyeceği bilinemez. Ancak şimdilik en az iki adayın bir arada seçime girmesine kesin gözü ile bakılıyor. Seçimdeki aday sayısı en az bir azalır yani.
Ancak yeniden aday çıkmaya hazırlananlar olduğunu da görüyoruz. Bu da aday sayısını artırabilir.
Her seçimin kendine has dinamikleri vardır.
Seçimlere bazen “Biri kaybetsin” diye girilir bazen de “Ben kazanayım” diye. İkisinin de başarılı olmuşluğu vardır.
Önümüzdeki günlerde herkes eteğindeki taşı döktüğünde birleşmelerin olup olmayacağını göreceğiz. Ancak hiçbir adayın diğer aday hakkında bir şey söylemiyor olmasını bir fıkraya benzettik:
Adamın biri son nefesini vermek üzereymiş. Başına gelen hoca, “Ölmeden önce şeytanı lanetle” demiş. Adam da gözlerini yarım açıp, “Hocam! Nereye gideceğimiz belli olmadan kimse hakkında ileri geri konuşmayalım” demiş.

 

Exit mobile version