Türkiye liglerini takip edenler mutlaka bilir ve görürler. Türkiye liglerinin her kademesin de mücadele eden kulüplerin başkanları yöneticileri ve hatta futbolcuları, teknik direktörlerinden memnun değillerdir.
Geçtiğimiz hafta bu konu hakkında düşüncelerini köşelerine taşıyıp yazanlar ve televizyonlardaki yorumcular üzerine basa basa aynı konu üzerin de yorumlar da bulundular, yazdılar, çizdiler. Biz de konu hakkın da tecrübelerimize dayanarak üç beş kelam edelim dedik.
Hepsi kendi pencerelerinden baktıkların da bahse değer konu hakkındaki düşüncelerinde doğruluk payın da çıkar ve yanlış tarafları da var elbette. Saygıyla karşılıyorum tabi. Lakin bir de olayları bizim penceremizden görmeye çalışmanız için iyice ve dikkatinizi vererek okumanızı önereceğim.
Şöyle başlayayım…
Bizim liglerimiz de kendi kategorilerin de puansal sıralama da birinci olan da, orta sıralar da yer alan kulüplerimiz de, son sıralara yerleşenlerde hocalarından memnun değiller.
Başkanlara göre yöneticilere ve taraftarlara göre de kimi zaman üstü örtülü kimi zaman aleni bir şekil de çalışmış oldukları teknik adamları, bilgisizlikle, oyunu okuyamamakla, kadro kuramamakla ve oyuncu değişikliğini yapamamakla suçlarlar. Kimileri ise direkt olarak “iş bilmemezlikle” suçlarlar.
Ben hep şunu bilir ve söylerim. “Kahve köşelerin de ve tribünlerde taraftarların yaptıkları ve kurdukları takım kadrolarını dünyanın hiç bir takımı yenemez, buna dünya karması da dahil” dir derim hep.
Bizim ülkemiz de başkanlar, yöneticiler ve hatta ve hatta bazı kulüpler de malzemeciler bile teknik adamdan iyi takım kurarlar. Kurdukları takımı çalışma odalarının panolarına asarlar ve silerler, çıkarırlar, eklerler gibi…
Yani demem o ki antrenörden çok daha fazla işi bilirler.
Geçmişte bir kulüp başkanının “bu hoca nasıl bir hoca” diye malzemeciye ve kulüp masörüne sorduğunu kulaklarımla duydum, şahit oldum. Tabi geçmişte kaldı ama şimdilerde de yine bazı başkanların sorduklarına eminim. Bizim ülkemizde bu enteresan durum hiç değişmez vesselam.
O yüzdendir ki bizim liglerimizde her hafta bir ya da iki hoca gönderilir. Abarttığımı falan düşünmeyin. Süper Ligi’mize ve Birinci Ligi’mize bakın teknik adam değiştirmeyen nerede ise kulübümüz yok gibidir.
Süper Ligi saymıyorum, yazmaya değer bile bulmuyorum. Çünkü bana göre o klasmanda yer alan kulüpler uluslararası küresel sermayeye hizmet etmekten başka hiç bir olumlu iş yapmıyorlar. TFF lütfederek çıkardığı şu üç Türk oyuncu oynatma kuralını çıkarmamış olsaydı geçmiş yıllarda olduğu gibi 11 yabancı, daha doğrusu on bir bastonlu yabancı oyuncuyu sahada ve ilk 11’ler de görürdük. Peki, ama TFF Birinci Ligimiz de ve ikinci, üçüncü hatta BAL’da ne oluyor onu anlamak çok zor.
Şöyleki; TFF 1. Lig’in “şampiyonluğa abone” olmuş teknik direktörü Mehmet Altıparmak Samsunspor’a ancak sekiz hafta dayanabildi. Daha da ilginç olanını yazayım. Bursaspor’u Süper Lig’de şampiyon yapan, liglerimizin karakterli teknik adamlarından biri olan Ertuğrul Sağlam bile Samsunspor’da iken “futboldan anlamadığı” için gönderildi. Şimdiki teknik adam Fuat Çapa’nın bile an itibariyle gönderilmesi yolda benden söylemesi.
Biraz daha Batı’ya gelelim. Kocaelispor’u şampiyon yapan yılların Mustafa Reşit Akçay’ı da şu günler de “futbolu bilmemek”le eleştiriliyor, bir ara nerede ise gitti geldi. Ama ülkemizdeki “hoca” harcama çarkı durmak bilmiyor ki.
İşin özü değerli okuyucular. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Futbolun alaylısı ve mekteplisi olarak ve tabi ki çekirdekten yetişme Erzurum Üç Temmuz Stadı’nın toprağını kumunu yutmuş kırk yedi yıllık futbolculuk, hakemlik, gözlemcilik yapmış bir spor uzmanı ve tabi ki bir teknik adam olarak ben bile, bir dönem bir gazeteci meslektaşım tarafından “oyunu okuyamamakla” itham edilmiştim. Neden biliyor musunuz? Kendisinin yapmış olduğu röportaj teklifini kabul etmediğim için. İşte böyle enteresan bir ülkede futbol teknik direktörü olarak görev yapmaya çalışıyoruz. Bu kadar işi bilen taraftar, başkan, malzemeci, masör, gazeteci, televizyon yorumcuları ve tabi ki maç anlatan spikerlerin arasın da.
İşimiz zor mu varın bir düşünün derim.
Bütün teknik adamlarımızın “futbolu bilmiyor” diyerek gönderilmeleri kadar abesle iştigal olan başka bir şey olur mu? Bunu yazarken ha sakın yanlış anlaşılmasın. Antrenörler eleştirilemez diye bir şey demiyorum. Çünkü bizim ülkemiz de ağızdan her çıkan söz ya da yazılan her düşünce ve yorum anında yanlış anlaşılmaya sevk ediyor çok bilen, her şeyi bilen o uzman insanları.
Ama Giresunspor gibi kulüplerimiz ve başkanı gibi başkanları da var ülkemiz de. Ne demişler yiğidi öldür ama hakkını yeme diye. Bende hemen bunu belirteyim azlar ama çok şükür ki varlar.
Aslanlar gibi teknik adamlarının arkasın da duruyorlar. O yukarıda bahsettiğimiz kişilerin kulis yorumlarına zerre kadar itibar etmeden. Ve sonu da tabi ki istikrarı yakalayacaklar, yakaladılar. Böyle devam ederlerse düşeceklerine asla inanmıyorum. Diğer üçer hoca gönderen kulüpler dururken…
İzlenilmesi gereken yol bu olmalıdır. Bütün kulüplerimiz için.
Haaa küresel sermaye ve onun uzantıları boş dururlar mı? İşte bu çok zor. Velhasıl çark dönüyor bu çarkın içinde kimi un ufak oluyor, çıkan da yara bere içinde çıkıyor. Yani kazanan yine onlar, kaybeden ülke futbolu…
Selam ve dua ile…
