Sosyal medya yönetimi ve dijital reklamcılığa başladığımız günden bugüne kadar birçok işletmenin yaşadığı sorunları biz de yaşadık, çoğunu da aştık. Ama içlerinden biri var ki hâlâ en zoru:
Bu işin dışarıdan çok kolay görünmesi.
“Ne olacak, 5 dakikalık tasarım…”
“Alt tarafı bir drone çekimi…”
“Çok acil, hemen bir görsel lazım…”
“Logoyu biraz sağa alsak?”
“Havuzu masmavi yapalım, içine de insanlar ekleyelim…”
Tanıdık geliyor.
Oysa bu işin zorluğu teknik kısımda değil. Asıl zor olan, beğeniye hitap etmek. Ama burada kritik bir fark var: kimin beğenisi?
Çünkü bir reklamın amacı firmayı mutlu etmek değil, hedef kitleye ulaşmak ve onu harekete geçirmektir.
İşin doğrusu; hedef kitlenin neyi beğendiğini analiz edip buna göre içerik üretmek. Ama pratikte çoğu zaman hedef kitlenin değil, firmanın beğenisine göre ilerlemek zorunda kalıyoruz. Ve bu da küçük değişikliklerle başlayıp onlarca revizeye dönüşüyor.
Oysa gerçek şu:
Beğenen firma olabilir ama satın alan hedef kitledir.
Her markanın hedef kitlesi kendine özgüdür ve zamanla keşfedilir. Özellikle organik kitle hemen oluşmaz. Sizi izler, değerlendirir, bir sebep arar. Bu yüzden istikrar şarttır. Ama istikrar için de biraz alan gerekir; denemek, farklı şeyler yapmak, her detayı kontrol etmemek…
Bir de işin zamanlama tarafı var. Günler öncesinden planlanması gereken işler son ana bırakıldığında ne ortaya iyi bir tasarım çıkar ne de reklam istenilen etkiyi verir.
Çünkü iyi iş, zaman ister.
Aslında bu süreç tek taraflı değil. Ajans ve marka birlikte hareket ettiğinde işler gerçekten büyür.
Bir de küçük bir not:
Evet, çoğu zaman bilgisayar başındayız ama bu 7/24 hazır olduğumuz anlamına gelmiyor. Plansız, son dakika işler çoğu zaman sağlıklı sonuç vermez.
Özetle;
Bu iş kolay değil.
Ama doğru yapıldığında çok etkili.
Ve belki de en önemlisi:
Güzel olan değil, doğru kişiye hitap eden iş kazandırır.
