Gündem

KÜBRA ARICI DEMİRKOL KÖŞE YAZISI

Hayalet bildirim
Hiç telefonunuzun titrediğini hissedip de telefonunuza baktığınızda ekranda hiçbir bildirim olmadığını gördünüz mü? Ya da telefonunuz masanın üzerinde sessizce dururken bir bildirim geldiğine o kadar emin oldunuz ki telefonu kontrol etmeden rahat edemediniz mi? Endişe etmeyin, telefonunuz sizi kandırmıyor. Aslında bu küçük yanılmanın başrolünde beynimiz var.
Psikolojide bu durum, “hayalet titreşim sendromu” olarak adlandırılıyor. Bu oldukça yaygın bir algı yanılması. Telefonumuz gerçekte çalmadığı ya da titremediği hâlde beynimiz bir titreşim hissettiğimizi düşünmemize neden olabiliyor.
Peki, beynimiz neden olmayan bir bildirimi varmış gibi hissediyor? Cevap, aslında alışkanlıklarımızda gizli. İnsan beyni, tekrar eden davranışları öğrenir ve gelecekte karşılaşabileceği durumları tahmin eder. Gün boyu defalarca telefonumuza gelen mesajlar, aramalar ve uygulama bildirimleri zamanla beynimizde bir beklenti, bir tahmin oluşturuyor. Beynimiz sürekli gelen bildirimleri ve telefonumuza bakmamızı öyle öğreniyor ki en ufak bir hareketi telefonumuza gelen bildirim sanıyoruz.
Aslında ortada bir bildirim ya da mesaj yok fakat beynimiz bunu kontrol etmeye hazır. Tabi bu durum sadece teknoloji ile ilgili değil. Bu durum aslında çok daha eski insan psikolojisinin günümüze yansıması. Beynimiz, önemli olabileceğini düşündüğü uyaranlara karşı sürekli tetikte kalma eğiliminde. Eskiden çevremizdeki seslere ve hareketlere karşı geliştirdiğimiz bu hassasiyet, bugün cebimizde taşıdığımız teknolojiye odaklanmış durumda.
Bir bakıma beynimiz, binlerce yıllık tetikte kalma sistemini WhatsApp bildirimlerine uyarlamış gibi görünüyor. Tabi meselenin bir de psikolojik boyutu var. Çünkü telefonlarımız artık yalnızca iletişim kurduğumuz cihazlar değil. Aynı zamanda sosyal ilişkilerimizin, iş hayatımızın, merakımızın ve zaman zaman onaylanma ihtiyacımızın merkezi hâline geldi. Bu durumda bizleri sürekli telefonlarımızı kontrol eder hale getirdi.
Dışarıdan baktığımızda, telefonumuzdan bir ses gelmediği hâlde ekranına bakıyoruz. Ekranı kapatıyoruz, birkaç dakika sonra yeniden açıyoruz. Yeni bir şey olmadığını görüyoruz ama kısa süre sonra aynı hareketi tekrarlıyoruz. Ve bunu birçoğumuz yaşıyoruz.
Elbette hayalet titreşim yaşamak tek başına bir psikolojik rahatsızlığımız olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmalar, bu deneyimin özellikle telefonunu sık kullanan kişiler arasında görülebildiğini ortaya koyuyor. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırırken farkında olmadan dikkatimizi de yeniden şekillendiriyor. Bir zamanlar yalnızca ihtiyaç duyduğumuzda kullandığımız telefonlar, bugün ihtiyaç duymadığımız anlarda bile zihnimizin bir köşesinde yer kaplayabiliyor. Çözüm, telefonu hayatımızdan tamamen çıkarmak değil; onunla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenlemek. Gereksiz bildirimleri kapatmak, telefonu sürekli elimizin altında tutmamak ve belirli zamanlarda ekran süresie ara vermek.