Klavyenin ucundaki yargı

Sosyal medya, modern dünyanın meydanıdır. Artık köy kahvesi yerine Twitter’da (X’te), mahalle dedikodusu yerine Instagram’da, üniversite kantini yerine TikTok’ta buluşuyoruz. Kahvelerimizi yanımıza alıyoruz, ekranlarımızı açıyoruz… ve sonra farkına varmadan, bir linç kalabalığının ortasında buluyoruz kendimizi.
Dijital çağın en popüler trendlerinden biri, maalesef “linç kültürü” oldu.
Bilen bilir, linç dediğimiz şey, bir kişi ya da kurumun sosyal medyada toplu saldırıya uğraması, suçlanması, aşağılanması, hatta yok edilmeye çalışılması demek. Eskiden mahkemeler vardı, savunmalar vardı; şimdi ise bir tweet atmanız yetiyor: “Bu adam suçlu!”
Ve kalabalık koşarak geliyor.
Peki, neden linç bu kadar kolay ve hızlı?
Çünkü sosyal medyada hepimiz biraz yargıç, biraz savcı, biraz da halk jürisi olduk.
Üstelik bu mahkemenin duruşması 7/24 açık, hâkim de algoritmalar! Ne kadar çok öfke, o kadar fazla görünürlük.
Dijital linç kültürünün dikkat çeken birkaç özelliği var:
Hızlı yayılır: Bir yanlış anlaşılma ya da eski bir video saniyeler içinde gündem olur.
Geri dönüşü zordur: Özürler çoğu zaman kalabalığı durdurmaz.
Unutulur ama iz bırakır: Sosyal medya kısa hafızalıdır ama Google unutmaz.
Bir gün bir fenomenin eski bir tweet’i bulunur; ertesi gün bir siyasetçi ya da ünlü bir isim attığı adım yüzünden hedef olur. İlginçtir ki, linç dalgası yükselirken herkes bir anda “adaletin savunucusu” kesilir.
Ama ertesi gün yeni bir olay olur ve linç kalabalığı başka bir sokağa taşınır.
Dijital linç kültürü, sadece hedef alınan kişiyi değil, toplumu da yavaş yavaş yıpratıyor. Çünkü güven duygusu zedeleniyor. Kimse özgürce konuşmaya cesaret edemiyor; insanlar, “Ya yanlış bir şey söylersem?” endişesiyle kendi sansürünü yapıyor.
Peki çözüm ne?
Belki de öncelikle, klavyemizin ucunda bir insan olduğunu hatırlamamız gerekiyor.
Belki de, sosyal medya mahkemesinden önce aklımızın filtresini çalıştırmamız…
Unutmayalım: Bugün başkasını linç eden kalabalık, yarın kapımızın önünde toplanabilir.
Kısacası, dijital linç kültürü bize modern dünyanın acı gerçeğini hatırlatıyor:
İnternet unutmuyor, kalabalık affetmiyor.
Ama biz yine de linç butonuna basmadan önce bir durup düşünelim; belki de sadece bir kahve molasına ihtiyacımız vardır.






