Japonya’da yapılan Milletler Ligi Voleybol Maçlarını izlerken kafama bir takım sorular takıldı.
Japonya’yı bir Türk antrenör çalıştırıyordu ve Asya kıtasının en iyi teknik adamı seçilmişti.
Bizim Milli Takımımızı ise yıllardır İtalyan teknik adamlar çalıştırıyor. Bir zorunluluğumuz mu var yoksa ömür boyu mukavele mi yapmışız acaba diye düşündüm.
Futbol olsun, voleybol olsun, basketbol olsun takımlarımızın koçları genelde yabancı. Türk antrenörlere karşı bir alerjimiz var diye düşünüyorum. İsviçre’nin Milli Takımı teknik adamı da bir Türk ve gayet de başarılı. Uluslararası turnuvalarda, başarılar elde ediyor. Biraz daha direnseydi ve futbol şansı yanlarında olsa idi Arjantin’i yenip yarı finale kalabilirlerdi.
Peki bizdeki futbol A Milli Takım’ının hocası kim, bir İtalyan, Dünya Kupası turnuvasında ne yaptı, ilk turda elendik sayesinde…
Beşiktaş’a gelen hoca kim yine bir İtalyan…
Bu nasıl bir hayranlık anlamak mümkün değil.
Değerli okuyucular beni yabancı düşmanı sanmayın, karşı da değilim. Fazla işi abartmanın da gereği yok diye düşünüyorum. Kendi Ülkesinde değersizleştirilen, yalnız bırakılan, sevilmeyen ve korunmayan Türk Antrenörleri var ve hem de binlerce.
Santralli’yi kutluyorum bir yere kadar da hakkını teslim ediyorum. Ama başarılı olmasının sebebi elinde çok çok iyi bir jenerasyona sahip olduğunun bilincindeyim. Türk voleybolu ise, son yıllarda kulüp ve milli takım düzeyinde elde ettiği başarılarla dünyanın dikkatini çeken bir noktaya ulaşmıştır. Ancak bu başarı hikâyesinin gölgesinde, üzerinde ciddi şekilde düşünülmesi gereken bir başka gerçek bulunmaktadır: Türk antrenörlerin kendi ülkelerinde gördükleri muamele.
Adı Sultanlar Ligi olan, voleybol branşında görev yapan yabancı antrenörlerin yaptıkları taktiksel hatalar, maç içerisindeki yanlış oyuncu tercihleri veya oyuna müdahalelerdeki eksiklikler doğal karşılanabilmekte, “sporun içinde olan durumlar” olarak değerlendirilebilmektedir. Ancak aynı hataları bir Türk antrenör yaptığında tablo ne yazık ki çok farklı olmaktadır.
Henüz maç bitmeden sosyal medya üzerinden ağır eleştirilere maruz kalmak, başarısızlığın tek sorumlusu ilan edilmek, kulüpler tarafından kolaylıkla gözden çıkarılmak ve taraftarın önüne adeta hedef gösterilerek bırakılmak, Türk antrenörlerin sıkça karşılaştığı bir durum hâline gelmiştir.
Daha da düşündürücü olan ise, bazı yabancı antrenörlerin maç sonrasında rahatlıkla “Bu bir İtalyan finaliydi” şeklinde açıklamalar yapabilmesidir. Bu sözlerin ardında sadece özgüven değil; aynı zamanda kendi ülkelerinde oluşturulan güçlü bir antrenör kültürü, meslektaş dayanışması ve kurumsal destek anlayışı bulunmaktadır.
Peki biz ne yapıyoruz?
Yıllarını Türk futboluna, basketboluna, voleyboluna vermiş, altyapılarda sayısız sporcu yetiştirmiş, millî takımlara hizmet etmiş Türk antrenörleri yeterince koruyor muyuz?
Başarısızlık anlarında onları yalnız bırakıp, başarı geldiğinde ise hak ettikleri değeri vermemek adil midir?
Türk futbolunun, basketbolunun, voleybolunun bugün ulaştığı seviyede Türk antrenörlerin emeği, fedakârlığı ve alın teri inkâr edilemez. Eğer kendi antrenörlerimize güvenmez, onları geliştirmez, desteklemez ve mesleki itibarlarını korumazsak; gelecekte sadece yabancı teknik adamlara bağımlı bir sistemin parçası hâline geliriz.
Bu nedenle; Ülkemizdeki futbol, basketbol, voleybol federasyonlarına, antrenörleri derneklerine ve camialarının tüm paydaşlarına önemli görevler düşmektedir.
Türk antrenörlerin mesleki itibarını koruyacak mekanizmalar oluşturulmalıdır. Başarı kadar başarısızlık süreçlerinde de antrenörlerin yanında olunmalıdır. Sosyal medya linç kültürüne karşı kurumsal dayanışma gösterilmelidir. Türk antrenörlerin eğitim, gelişim ve kariyer planlamalarına daha fazla yatırım yapılmalıdır.
Yerli antrenörlere güvenen ve onları uzun vadeli projelerle destekleyen bir anlayış benimsenmelidir.
Unutulmamalıdır ki; “Kendi değerlerine sahip çıkmayan toplumlar, başkalarının değerlerini alkışlamak zorunda kalırlar.”
Ülkemizdeki takım sporlarının geleceği; sadece tesislerle, bütçelerle ve transferlerle değil, kendi yetiştirdiği antrenörlere duyduğu güvenle şekillenecektir.
Bugün sormamız gereken soru şudur:
“Türk antrenörler gerçekten yeterince desteklenmiyor mu; yoksa bizler onların değerini ancak kaybettikten sonra mı anlıyoruz?”
Türk antrenörlerine hak ettikleri saygının gösterildiği, emeğin ve liyakatin ön planda olduğu bir ortamı oluşturmaları dileğimle…
Esen kalın…
Kendi değerlerimiz ve sahipsizlik
