Batı ile doğu farkı
Dinlediğini anlamayan ama kafasına göre takılıp aklındakiyle yorum yapanlarla doldu ülkem.
Daha futbolu dün bırakmış bir oyuncunun hemen ardından milli takım antrenörlüğünü getirilmesi, ülkemizde liyakatsizliği ve ehliyetsizliği bir kez daha gözler önüne serdi.
Ama gelin görün ki yazılı ve görsel medya bilgisi olsun yada olmasın her konuda olduğu gibi, bu konuda da kırk parçaya bölündü.
Özellikle herkesin prof kesildiği mecra olan sosyal medya ise yıkılıyor adeta.
Kimden ve neden mi bahsediyorum. Ülkemizde bir çok üst düzey kulüpte futbol oynayan Gökhan Gönül diye bir futbolcumuz vardı ya hani, işte tamda ondan bahsediyorum.
Ne ara futbolu bıraktı ne ara kursa gitti ve ne ara A ve Uefa lisans sahibi oldu, ne ara pro-lisan alıp milli takımda görev aldı anlamak çok zor zor hatta hatta çok çok zor.
Antrenörlük yönetmeliğinin esas ve uygulamalarına göre bir antrenörün en üst kademe olan milli takıma hoca olması için birçok deneyimden tecrübeden geçmesi, bilgi birikim sahibi olması ve antrenörlük kademeleri arasında bulunan üçer yıllık süreyi doldurması ve puan toplaması gerekir.
O seviyeye gelebilmek daha doğrusu milli takımı çalıştırmayı hak edebilmek için çok uzun yıllar teknik direktörlük yapmak lazım, kredi puanları toplamak lazım, tecrübe sahibi olmak lazım yetmez bir o kadar da başarıların altına imza atmak lazım.
Tabi bu meziyetler adaletli liyakatli olan ve ilke edinen ülkeler için…
Batı hayranı olduğumu düşünmeyin sakın. Ama gerçek bu.
Onlar Hıristiyan ama gerçek Müslümanlar gibi yaşıyorlar. Biz ise “Müslümanız” ama her türlü inanç ve ahlak dışı uygulama ve eylem bizde.
Bizde adalet, liyakat, ehliyet özellikler olmadığından ve geçerli akçe de olmadığından yazdıklarımı fazla da dikkate almayın derim.
Benim üzüldüğüm şu ülkemizde milli takımlar da görev alacak ve başarılı olacak o kadar çok antrenör var ki.
Ama Ankara’da dayısı olmadığı için bırakın milli takımda antrenörlük yapmayı, koca koca diplomalara sahip olan bu arkadaşlarımız amatör takımlar da bile iş bulamıyor. Daha doğru cümle şu olmalıydı “iş verilmiyor.”
Tam yazıyı sonlandırmayı düşünürken, telefonuma bir mesaj daha geldi TFF’den.
Hami Mandıralı da milli takımda görevlendirilmiş…
İşte bu yazı simdi daha da anlam kazanmış oldu böylece.
Çoğu kişi belki de bu yazıyı okumadan geçeceklerdi. “Hoca bilmediğimiz bir şeyi yaz söyle” diye.
Ne demek bu şimdi?
Şu demek değerli okuyucular.
Ülkemizde adamın varsa her şey olursun, yoksa istersen ABD’de Maseçuses Üniversitesi’ni bitir, on tane doktora yap senden bir şey olmaz diyen bir düzen ve çalışan sistem var.
Bu liyakatsizlik son 23 yılda çok daha fazla aldı başını gitti. Düzeleceği de yok maalesef.
On tane üniversite bitireceğinize Ankara’da bir tane dayınız olsun yeter.
Adamların kişiliğine futbolculuklarına bir şey demiyorum tek bir lafımda yok. Diyorum ki pro-lisansları yok ve pro-lisansına sahip insanlara da haksızlık yapılıyor diğer
Meslektaşlarımıza. Anlatmak istediğim şey “hak” kelimesinin anlamının birilerinin gözünde kaç zamandır bittiğidir.
İyi futbol oynamak başka bir şey. futbolcu olmak baş ki bir şey. Antrenör olmak ve futbolcuyu oynatmak başka bir şey.
Oldu olacak…
Adam her gün camiye gidiyor diye ilkokul mezunu bile olmayan birini diyanet işleri başkanı yapın olsun bitsin bu iş.
Siz de kurtulun biz de.
Sağlık ve esenlikle…
