EĞİTİMİN ROLÜ

Eğitimi, insan davranışlarında istendik değişiklik meydana getirme süreci olarak tanımlayabiliriz. Eğitimin toplum ve bireyler üzerindeki etkisini daha iyi anlamak irdelemek için bu hususta şu soruları sorabiliriz.

Eğitimin toplum üzerindeki etkisi nedir?

Eğitime yapılan yatırımlar diğer (ekonomik, askeri, sosyal, siyasal vb.) alanlardaki yatırımları olumlu yönde etkiler mi?

Nitelikli insanın özellikleri nelerdir? Nitelikli insan nasıl yetişir?

Makbul insan otoritelere boyun eğen, güce efendim diyen insan mıdır? Ya da tartışan aklı ve bilimi ön planda tutan insan mıdır?

Ekonomik gelişmeyle eğitim arasında bir ilişki nedir?

Dünya siyasetini yönlendiren, askerî açıdan da dünyanın jandarmalığına soyunan toplumların eğitim düzeyi nedir? Bu soruların cevaplarını düşündüğümüzde eğitimin toplumun bütün sistemleri ve dinamikleri üzerinde büyük etkiye sahip olduğunu görürüz.

Dünya coğrafyasındaki ülkeleri sosyal ve ekonomik açıdan “gelişmiş”, “az gelişmiş”, “gelişmekte olan”, “geri kalmış” ülkeler olarak kategorize etmekteyiz. Bu sınıflandırmada açıkça toplumların ve ülkelerin eğitim seviyelerine, eğitime verdikleri değere göre mertebelendiklerini görmekteyiz.

Eğitime yapılan yatırımlarla diğer alanlardaki yatırımları karşılaştırdığımızda eğitim alanındaki yatırımların kalıcı olduğunu, iyi yetişmiş bir insanın bilgi donanımını sonraki kuşaklara aktardığını oysa diğer alanlardaki yatırımların zamanla yıprandığını demode olduğunu görmekteyiz.

Eğitim aynı zamanda bir yaşam şeklidir. Eğitimde mesafe almış ileri gitmiş toplumlara baktığımızda bu toplumların temizlik, tertip ve düzen, toplumsal yaşam, siyasal yapı, hukuki sistem vb. açılarından da diğer toplumlardan ayrıldığını görmekteyiz. Bu toplumlar coğrafi mekânda yapılan göç hareketlerinde her zaman cazibe merkezi olmaktadırlar. Konuyu örneklendirmek gerekirse ülkemiz üzerinden dahi her gün Bangladeşli Iraklı vb. pek çok insan batı ülkelerine kaçak yollardan geçiş yaparken yakalanmaktadırlar. Bugün ülkemizin AB ye alınma sürecine en çok destek verenlerin belli bir kısmı vizesiz AB ülkelerine giriş yapma sevdasında olduğunu görürüz. Mevcut AB ülkelerinin iktidarları da pek çok işsiz Türk vatandaşının ülkelerini daha iyi yaşam koşulları sevdasıyla işgal edeceği korkusu içerisindedirler.

Dünya coğrafyasında ekonomik, siyasal ve askerî açıdan üst sıralarda bulunan ülkelerin bu konumları onların zengin yer altı kaynaklarına sahip olmaları veya sahip oldukları jeopolitik ve stratejik konumları gereği değildir. Bu konumlarının tek sebebi eğitime verdikleri önem ve bu önem sonucu ortaya çıkan kaliteli ve kalifiye insan gücüdür. Bu ülkeler yetiştirdikleri bu niteliklere sahip insanlarla hem kendilerini en iyi şekilde yönetmekte, toplumsal hayatlarını düzenlemekte, zenginleşmekte hem de diğer ülkelere kendi menfaatleri doğrultusunda çeki düzen vermektedirler.

Zengin yer altı kaynaklarına, önemli özel konumlarına rağmen bazı ülkelerin ve toplumların başları beladan kurutulmaz. Bu ülkelerin ve toplumların mevcut ekonomik zenginlikleri de kalıcı değildir. Bu toplumlarda insanlar sürekli, gelecek endişesi ve kaygısı içerisinde yaşarlar. Örnek vermek gerekirse petrol zengini, körfez ülkesi Kuveyt bir gecede komşusu Irak’ın istilasına uğramış daha sonrada Irak dünyada egemen güçlerin hışmına uğramış ve bir türlü kendine gelememiştir. Bugünkü hali herkesçe malum ve içler acısıdır.

Bugün Irak’ın başına gelenin yarın bizim başımıza gelmeyeceğini kim garanti edebilir. Geleceğinden emin herhangi bir kaygısı olmayan toplumların eğitimli, kalifiye insanlardan oluşan toplumlar olduğunu görmekteyiz. Eğitim bizim gibi toplumlarda ekonomik bir süreç olarak algılanmaktadır oysa eğitim; yaşam şekli, lezizlik, temizlik ve zarafettir. Maddi ve manevi tüm değerleri ortaya çıkaran sihirli güçtür eğitim. Çamurlu caddenin temizleyicisi, tankın yapıcısı, uçağın mühendisidir eğitim.

Exit mobile version