Köşe Yazıları

Kayıkçı kavgaları

Ülkemizde gözlerden kaçırılmak istenen gizli saklı o kadar çok şey var ki, hangi taşı kaldırsanız altından bir Çapanoğlu çıkıyor maalesef. Sıradan bir insanın bile azıcık menfaatine dokunursanız yandınız valla.

O yüzden hayatın hangi alanına bakarsanız bakın, ülkemiz de işler karma karışıktır. İşlerin nasıl yürüdüğüne aklı başında olan her insan şaşırıp kalıyor. Hiç kimse sahip olduğu maddi manevi konumdan memnun değil. Yeterli bulmuyor sürekli şikayet sürekli mızmızlanma almış başını gidiyor. Hiç kimse kimsenin yaptığı işi beğenmiyor beğenmediği yetmiyormuş gibi eleştiriyor. Hatta bazen öyle durumlar oluyor ki tenkit ediyor bazen de hakarete varan nahoş hadiseler boyutuna vardırıyorlar yaşanılan süreci.

Ülkemizde başta Siyaset, din, spor konulara en başta uzlaşılamayan konular arasında ilk üç sırayı oluşturuyor. Türkiye’de spor ve futbol konusunda tartışmaların asli unsuru olarak sürekli hakem hatalarının ön plana çıkartıldığı herkesçe malum. Sorun sadece hakem hatalarında değil ki. Oysa sorunun asıl kaynağını oluşturan husus salt hakem hataları değil kulüplerin kötü yönetilmeleri ile var olan futbol zihniyetimizdeki tuhaf tarafgirlik temelli yaklaşımların varlığı da göz ardı edilemeyecek kadar gerçeğimizdir. Türkiye’de futbolun teknik taktik kısmı en az eleştirilen taraftır. Ben bu konuyu yazılarım çok işledim. Ülkemizde konu dönüp dolaşıp hakem hatalarına geliyor. Sürekli bu konuyu tartışır olmamız ve diğer unsurları ve yaşananları görmezden gelmemiz olaylara ne kadar basit ve yüzeysel baktığımızın cahilce bir kanıtıdır. Bu hafta bu konuyu işleyeceğimi belirtmiştim. Geçtiğimiz hafta sonundan başlayarak Prof. Dr. Lale Orta’nın Merkez Hakem Kurulu (MHK) başkanlığına getirilmesi ile kopan tartışmayla devam edelim. Alanında Türkiye’de ilkleri başaran bir akademisyen hanımefendiye yapılan ithamların son derece çirkin ve çamur at izi kalsın mantığı üzerinden işletildiğine hep birlikte tanıklık etmiş olduk, daha henüz atanmışken. Ben kendisini çok yakinen tanıyorum ve birlikte çok müsabaka yönettik. Kendisinin, Okan Üniversitesi’nde çalışıyor olması ve Fenerbahçe Üniversitesi’nin Spor bilimleri dergisinin yayın kurulunda yer alması üzerinden yaygara koparanların her şeyden önce akademik alandan habersiz olduklarını söylemeliyim. Futbol dünyası içerisinde kişilerin gerek hakemlik kariyerleri boyunca gerekse de daha sonra yerine getirdikleri faaliyetler esnasında bir kulübe sempati duymaları başka bir şeydir, bu durumu yaptıkları işin önüne geçirmeleri ise bambaşka bir duruma karşılık gelir.

Lale Orta üzerinden ahkam kesenlerin ve benzer eğilimleri başka isimler üzerinden dillendirenlerin, bundan önceki MHK ve Futbol Federasyonu başkanlarına ilişkin olarak da boş durmadıklarını unutmayalım. Aslında yapılmak istenilen kişilerin isimlerin açıklanır açıklanmaz bu ve benzeri ifadeler kullanmak suretiyle, söz konusu faaliyet alanlarının daha en başından kontrol altına alınmasını sağlamaktan ibarettir.

Fener’e “Orta’lar Artık Laleden!” diye hashtag açarak bu durumu kendilerince normalleştirme girişimlerinin asıl amacının çok farklı olduğunu ve kamuoyunun bu şekilde bir duruma hazırlandığını belirtmeliyiz. Lale Orta’nın MHK başkanı olması sonrası daha göreve başlamadan bir bardak suda kopartılan fırtınanın, asıl amacı daha baştan kendisinin elini güçsüz kılmaktır. Sorunumuz kişilerin bir takımın taraftarı olması, bir siyasal partinin üyesi olması veyahut bir ideolojinin mensubu olması değildir! Bizim ülkemiz de asıl mesele bütün bunların ötesinde sistemsel anlamda bir düzeneği oluşturamamış olmamızdır.

Kişiler kurumların önünde değildirler ve kişilerin ömürleri kurumların ömürlerinin yanında son derece kısadır. Buna karşın kendi rutinini kuran bütün kurumlar uzun ömürlüdürler ve gelip geçici sarsıntılardan etkilenmezler. Türkiye’de futbolda da siyasetin dahil olduğu diğer bütün alanlarda da sistemsel mekanizmaları yerli yerine oturtamadığımız müddetçe yaşadıklarımızı kişiler üzerinden tartışmayı sürdüreceğiz. Türkiye’de bundan önceki bütün MHK ve Türkiye Futbol Federasyonu başkan ve yönetim kurullarının kişilerle kaim olarak algılanmasının yarattığı etkiler de olduğu gibi bu dönemde de aynı mantığı ısrarla sürdürme niyetindeyiz. Bu anlayış bizi her seferinde bir dolap beygiri gibi fasit bir dairenin içerisine sıkışmaya ve çözüm olarak kişileri değiştirmeye zorluyor. Oysa kişilerin değişmesi ile sorunlar ortadan kalkamaz! Sadece kamuoyunda kısa süreli algıların yaratılması durumu sağlanabilir ve bu ortam üzerinden yeni tartışmaların ucu yeniden tutuşturulmuş olur. 2022-2023 sezonunun başından bu yana başta Galatasaray ve Fenerbahçe taraftarları olmak üzere diğer takım taraftarlarının da gerek sosyal medya üzerinden gerekse de geleneksel medya üzerinden yürüttükleri hakemlerin yönetimlerine ilişkin eleştirilerin hiç birisi adaletin tecelli etmesine yönelik değildir. Kulüp yönetimlerinin de bu konuda gerek başkanlar gerekse de yöneticiler düzeyinde yapmış oldukları açıklamalar ile adeta yangına benzin dökmekte olduklarını da hatırlatmakta fayda var. Bir spor uzmanı olarak özetlemem gerekirse burada taraftarların da yönetimlerin de dertleri futbolun adaletli, temiz bir şekilde yürütülmesi falan değil! Herkes adaleti ve futbolun temiz olmasını kendisinin galip gelmesi olarak, sezonun sonunda kendi takımının şampiyon olması şeklinde görüyor olmalarıdır. Oysa futbolun güzel tarafı sizin kendinizi test etmenizi sağlayacak ve sizin kimliğinizin karşınızdaki ile var olduğu gerçeğini size hatırlatacak bir alan olmasında yatıyor. Bir başka ifadeyle sadece sizin haklı, adil ve dürüst olduğunuz algısı üzerinden bir bina inşa etme girişiminizin başarılı olabilmesi için aynı zamanda sizin de karşınızdakine olan saygıyı ve özeni göstermeniz gerekiyor. Bir gerçek var ki, Hakem hataları her dönem vardı ve var olmaya da devam edecek, buna karşın görüntünün gücü üzerinden yürütülen algı operasyonları ile sadece “bizim takımımızın” başarılı olması hali ise bu yeni dönemin çıktılarından sadece bir tanesidir. Hakemleri her defasında hataları üzerinden çarmıha gererek yeni kurbanlara ihtiyaç duyan bu bakış açısının karşısında kişilerin bir şey yapabilmeleri mümkün değildir. Asıl yapılması gereken sistemsel yaklaşımların hayata geçirilmesi ve kişilerin ön planda olması durumunun ortadan kaldırılmasıdır. MHK nın yeni çiçeği burnundaki saygı değer meslektaşım bakalım bu baskılara ne kadar dayanabilecek. Bekleyip göreceğiz.

Sağlıcakla kalın.

Selam ve dua ile…