Köşe Yazıları

Kavala neden önemli

 

Türkiye’nin bölgesel ve ekonomik sorunları ortada duruyorken şimdi de bu sorunlarının arasına 4 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan İş insanı Osman Kavala oturdu.

Bu konuyu unutanlar için zaman tünelinde geriye doğru kısa ve öz bir yolculuk yapalım.”

Sivil toplum alanındaki faaliyetleri bulunan iş insanı Osman Kavala, 18 Ekim 2017 günü Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınıp İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldüğünde kamuoyunun çok da dikkatini çekmemişti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ’17-25 Aralık‘ soruşturmaları ile 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında 1 Kasım 2017 tarihinde TCK’nın 309. ve 312. maddelerinden tutuklandı. İşte bu aşamada kamuoyunda Osman Kavala tanınmış oldu.

Yargıtay’ın bozduğu Çarşı Davası ile İstinaf Mahkemesi’nin bozduğu Gezi Parkı Davası’nın birleştirilmesiyle İstanbul Çağlayan Adliyesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yeniden başlayan davanın üçüncü duruşmasında savcılık, Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamını istedi. Osman Kavala, 52 kişinin yargılandığı Gezi-Çarşı davasının tek tutuklu sanığı ve 4 yılı aşkın süredir cezaevinde bulunuyor. Mahkeme de oy çokluğuyla bu talebi kabul etti. Dördüncü duruşma 12 Şubat’ta yapılacak.

Ancak duruşmadan 10 gün önce (2 Şubat Çarşamba) Avrupa Konseyi’nin siyasi organı Bakanlar Komitesi, yaptığı toplantıda Osman Kavala’nın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına rağmen serbest bırakılmaması nedeniyle Türkiye aleyhine Aralık ayı başında başlattığı “ihlal prosedürünün” ikinci aşamasını oylamaya sundu.

Ara karar oy çokluğuyla kabul edildi. Bu Türkiye’ye karşı ilk, Avrupa Konseyi tarihinde de Azerbaycan’dan sonra ikinci ihlal prosedürü oldu. Yani burada “İki devlet, bir millet” için aynı karar verilmiş oldu.

AİHM’nin uluslararası hukukunu tanıyan “yerli ve milli” hukuktan üstün tutan Anayasa’nın 90. maddesindeki hükme göre, AİHM sözleşmesi bizim kanunlarımızdan üstündür. O sözleşmeyle Türkiye “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin denetleyici yargı yetkisine tâbi olmayı” kabul etmiştir. Sözleşme’nin 46. Maddesine göre de AİHM kararlarını uygulamayan ülkeler hakkında “Bakanlar Komitesi” ihlal sürecini başlatır.

***

İnsan Hakları konusunda karnemiz ne yazık ki iyi değil.”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nin Strasbourg’daki merkezinde 25 Ocak tarihinde düzenlenen basın toplantısında açıklanan

2021 yılı istatistiklerine göre, 31 Aralık itibarıyla AİHM’in önünde değerlendirilmeyi bekleyen toplam 70 bin 150 başvurunun 15 bin 250’si Türkiye ile ilgiliydi.

2020 için bu sayı 11 bin 750; 2019 sonunda 9 bin 257 idi.

Yine, AİHM istatistiklerine göre 2021 sonunda en fazla dava başvurusu yapılan ülkeler sıralamasında 17 bin 13 başvuru ile Rusya ilk sırada yer alıyor ve onu 15 bin 251 başvuru ile Türkiye izliyor. Türkiye’den sonra Ukrayna 11 bin 372 başvuru ile üçüncü sırada.

Diğer taraftan 2021’de en çok dava tahsis edilen Avrupa Konseyi üye ülkesi 9 bin 548 dava ile Türkiye oldu. Onu 9 bin 432 dava ile Rusya ve 3 bin 721 dava ile Ukrayna izledi.

Kavala konusuna dönersek;

Avrupa Konseyi’nin siyasi organı Bakanlar Komitesi’nin aldığı karara Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan sert tepki göstererek: “Türkiye’nin başta ilk derece mahkemeleri olmak üzere, bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız. Şu anda bizim mahkemelerimizin vermiş olduğu bir karar var. Bu konuda AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş bu da bizi çok ilgilendirmiyor” demesi neyi çözecek? dedi de konu kapandı mı? Bence kapanmadı. Süreç hem bizim tarafımızdan hem de AİHM tarafından devam edecek. Bizim taraftan devam edecek yanı mahkemenin kendi hukukumuz çerçevesinde verilecek olan kararıdır. AİHM tarafından ise Türkiye’ye karşı yapılacak olan yaptırımların nelerin olacağıdır.

AKP hükümeti döneminde Türkiye’nin gözden çıkarılacağını ummuyorum. Çünkü hükümetin değişeceğini ve AİHM kararlarına saygılı bir yönetimin geleceğini hesap ediyorlardır herhalde. Türkiye Avrupa için çok önemli bir partnerdir. Bunu göz ardı edemezler.

Türkiye yüzünü Avrupa’ya çevirmiş ve ortak üyelik için yarım asırdır mücadele veriyor. Bu tür kararlar ortaklık üyeliğini de olumsuz etkiliyor. “O zaman bu hedefi bırakıp kendi yolumuza bakalım. AİHM üyeliğinden de çıkalım gitsin” diyeceğim ama bu ülkemizi kaosa sürükler.

Esasında AİHM kararı arkasında Osman Kavala’yı insan hakları savunucusu şeklinde nitelendirerek, sözleşme hükümlerine uyulmamasını mahkemenin otoritesinin bozulması olarak görüyor.

Sayın Cumhurbaşkanı da alınan kararı bağımsızlığımıza müdahale anlamına geldiğini düşünerek doğal tepkiyi veriyor.

Hatırlanacağı üzere, Kavala’ya benzer şekilde suçlanan ve bir süre tutuklu yargılanan ABD’li Papaz John Brunson ve Alman vatandaşı Gazeteci Akademisyen Deniz Yücel konusunda da aynı baskılar olmuştu. Ve serbest bırakılmıştı. Şimdi de aynısı yapılıyor.

Kabul edelim ki; nasıl ki ekonominin dinamiklerinin içinde “Nass” geçerliyse uluslararası sözleşmelerde de “AİHM” kararları geçerli. Dolayısıyla bu konuya sadece siyasi veya hukuksal yönden bakmak aldatıcı olur. Karar uluslararası yatırımcıların ülkemize bakış açısını olumsuz etkiler. Yani davanın önemli boyutu ekonomiktir. Ne yazık ki ekonomik yönden göbeğimizle Avrupa’ya bağlıyız.  Ekonomik bağımsızlığımızın temelini de Atatürk’ün şu sözüyle bağlayayım: “Tam bağımsızlık, ancak mali bağımsızlık ile mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayat ışıklarında bağımsızlık felç olur.”  İşte Kavala bunun için önemli!