İyi adamların kötü zamanı

Çök kötü bir zamana denk gelmişiz arkadaş. Bizim nesil çok çekti bu kötü zamandan çok…
İyi insanlar, adaletli insanlar, liyakatli insanlar ve işini iyi yapan insanlar harcandı gitti, değiştirmeye gücümüzün yetmediği bir sistem tarafından.
Geçtiğimiz hafta Fenerbahçe-Galatasaray derbisi oynandı ve bana göre skorunu dahi bildiğim, çevremle paylaştığım bir durumdu.
Oynanan oyuna gelince FB çok daha iyi futbol oynamaya çalışarak, Tedesco’nun teoride anlattıklarını uygulamaya çalışarak bir futbol oynadı ve maçı kaybetti. Bu durum doğaldı bence, o da maçın sonucunu az buçuk biliyordu. Maç sonu yorumu ise gayet doğru cesaret isteyen sözlerdi ama, bu doğruluk ve de gerçekçilik onunda başını yedi.
Tedesco’nun tek analizini yapamadığı konu bu ülkenin adının Türkiye olduğu ve bu ülkede doğruların gerçeklerin iyilerin ve liyakat sahibi insanların sevilmediği istenmediği, dışlandığıydı…
Ve bilmediği için de, GS’ye 3-0 yenildiği için değil “GS bizden daha iyi takım” dediği için kovuldu maçtan sonra, Tedesco…
Başını yedi yahut kovuldu, sözünden kastım kulüple yolları ayrıldı olmalıydı fakat ülkemizde kullanılan ifade tam da bu.
Maç sonu konuşmasında “rakip bizden daha iyi takım” dediği için kovulmak!
Ne acı bir durum değil mi! Sen misin bunu diyen!
İşte malum son ve sonucu bu oldu. Zaten “atmacalar” bekliyorlardı, hayırlı olsun onlara.
Bana göre çok yazık oldu çok…
Tedesco gerçekten başarılıydı. En büyük hatası neydi biliyor musunuz? Yanlış bir sistemin içinde doğru işler yapmaya çalışan bir teknik adam olmasıydı, Tedesco’nun…
O yüzden, Domenico Tedesco’nun Fenerbahçe ile yollarının ayrılması, basit bir teknik direktör değişimi olarak okunmamalı. Bu durum, Türkiye’de futbolun nasıl yönetildiğine dair tekrar eden bir döngünün yeni bir sahnesi.
Tedesco, modern futbolun içinden gelen bir teknik adamdı. Organizasyon, disiplin, geçiş oyunları, veri temelli analizler… Avrupa’da yükselen teknik direktör profilinin karşılığıydı. Sahaya ne oynadığını bilen, planı olan ve detaylara önem veren bir anlayış inşa etmeye çalıştı. Ancak Türkiye’de mesele hiçbir zaman yalnızca “nasıl oynadığın” olmadı, olmuyor, olmayacak da…
Bu ülkede teknik direktörlük, taktik tahtasında çizilenlerle sınırlı değildir. Bu ülkede sahayı değil, atmosferi (taraftarın içindeki goygoycuları, yöneticileri, av bekleyen teknik direktör yorumcuları, görsel medyayı, yazılı medyayı, trolleri, kalemi satılık sosyal medyada yazıp çizen iftiracıları, montajcıları vs vs) yönetmek zorundasınız.
Dünyanın hiç bir ülkesinde Sürekli değişen gündem olmaz, bizde her maçtan sonra yeniden yazılan senaryolar, sabırsızlıkla büyüyen beklentiler… Ve en önemlisi, duyguların belirlediği bir futbol kültürü.
Tedesco’nun en büyük sıkıntısı da tam olarak buydu. Oyunu kurgulamaya çalıştı ama oyunun oynandığı ortamı yeterince doğru analiz edemedi.
Ülkemizdeki kulüplerde zaman farklı işler. Sabır, bir planın parçası olmaktan çok çoğu zaman bir ayrıcalık gibi görülür. Bir hafta umut, bir hafta kaos… Bu gel-gitleri yönetemeyen hiçbir teknik adam, ne kadar doğru işler yaparsa yapsın kalıcı olamaz.
Çünkü ülkemizde yerleşik ve değişmeyen bir döngü var. Teknik direktörler geliyor, beklentiler yükseliyor, kısa vadeli sonuçlara göre yön belirleniyor ve ardından aynı senaryo tekrar sahne alıyor. Oysa büyük kulüpler böyle yönetilmez. Önce kim olduğunu belirlersin, sonra nasıl oynayacağını… en son da o oyunu sahaya yansıtacak ismi seçersin.
Burada ise tablo çoğu zaman tersine işliyor.
Bir teknik adam geliyor ama elindeki kadro onun oyununa uygun değil. Kadro şekilleniyor ama eksikler bitmiyor, net bir oyun kimliği oluşmuyor. Oyun anlayışı konuşuluyor ama sabır gösterilmiyor.
Sonuç? Sürekli değişen isimler, yerinde sayan sorunlar.
Derbi maçında GS yenilse idi Okan hoca gidecekti. FB yenildi kabak Tedesco’nun başına patladı vesselam.
Tedesco’nun yaşadığı süreç de bu oldu. Modern bir anlayış yerleştirmeye çalıştı ama bunu taşıyacak sabır ve düzen oluşmadan sonuç beklendi. Final maçlarında alınamayan sonuçlar, hesapta olmayan puan kayıpları, yükselen baskı, medya dili, tribün refleksi… Tüm bunlar, bir teknik direktörün sadece sahadaki planını değil, varlığını da tartışmaya açar.
Bir teknik adamın kredisi, otoritesi ve hikâyesi çoğu zaman derbilerde ve ölüm kalım maçlarında yazılır. Tedesco bu eşiği aşamadı. Ancak bu, sadece onun eksikliği mi, yoksa onu o noktaya getiren düzenin bir sonucu mu?
Ne dersiniz?
Futbol artık yalnızca bilgiyle kazanılmıyor. Doğru zamanlama, sağlıklı iletişim, sağlam bir yapı… Hepsi bir bütün. Avrupa’da “proje” dediğin şey zamanla büyür. Türkiye’de ise çoğu zaman ilk olumsuz sonuçta rafa kaldırılır.
Bu yüzden mesele Ali, Veli, Tedesco değil.
Mesele, üst seviyedeki yada şampiyonluğa oynayan kulüplerin, neyi hedeflediği, nasıl bir futbol aklıyla hareket ettiği ve bunun ne kadar sürdürülebilir olduğu.
Eğer bir kulüp her sezon yeniden başlıyorsa, aslında hiç yola çıkmamıştır demektir. Tedesco gitti. Ondan önce başkaları da gitti, ondan sonra da gelecekler olacak, gidecekler olacak. Ama eğer değişmeyen şey sistemse, değişen isimlerin hiçbir karşılığı yok.
Çünkü futbolda gerçek farkı yaratan şey teknik direktörler değil, onları doğru konumlandıran kulüp futbol aklıdır.
Ve o futbol aklı yoksa..
Hikâye hep aynı şekilde sona erer..
Neden mi?
Parayı veren aynı el, ağzı olup da konuşanlar aynı kişiler, yazan kalem aynı el, yorum yapanlar aynı zihniyette olanlar ve en can alıcı noktası da şu.
Otuz günde kabak yetişmeyen bir tarlada, aynı sürede binlerce antrenör yetiştirdiğini sanıp mezunlar üretip ve ortalığa salarsan, işsizler ordusuna eklersen, onlara iş alanı açmazsan olacağı bu.
O arkadaşlarımızda başlarlar istihare namazı kılmaya ve “Allah’ım FB yahut GS yenilsin de bize bir kapı aralansın diye dua etmeye.
Açıklaması su: meslektaşlarının ayaklarının kaymasını ve yenilmelerini beklerler. Çünkü başka yol ve yöntem yok bizim ülkemizde. Ya bu yolu tercih ederler ya da Ankara’da bir dayı aramaya başlarlar.
Eeee, o zaman haydi elleri oğuştumaya ve bir sonraki maçın sonucunu ve sonuca göre bir antrenörün kovulması için duaya…
İyileri doğruları gerçekleri başarılı olanları silindir gibi ezip yok etmeye devam…
Sağlık ve esenlikle…






