İrade eksikliği

Türk sporunun en zayıf noktalarından biri olan sistemdeki güç ilişkileri ve adalet sorunu.
Dışarıdan bakıldığında, Türk spor sisteminin Spor Bakanlığı, federasyonlar, kulüpler, üniversiteler, gibi çok sayıda yapının aynı amaca hizmet ettiği varsayılır. “Sporu geliştirmek ve ülkeye başarı kazandırmak.” olarak görünür.
Ancak, gerçekte ortada ortak bir vizyon, net bir rol paylaşımı ve sürdürülebilir bir iş birliği kültürü yoktur. Her kurum kendi alanını, kendi etkisini ve kendi konforunu koruma refleksiyle hareket etmektedir. Ortak akıl, değişim ve yenilenme gibi kavramlar sıkça dile getirilse de, bu söylemin örtük şartı genellikle üst yönetime koşulsuz uyumdur.
Ülkemizde sporun paydaşları birçok sorunun farkındadır. Adaletsizlikler bilinir, liyakat eksikliği konuşulur, yapısal problemler dile getirilir. Fakat kimse yüksek sesle konuşmaz herkes kendi halinden memnundur.
Çünkü, sistem içinde uyumlu olmak, sorun çıkarmamak ve dengeyi bozmamak çoğu zaman doğruyu savunmaktan daha güvenlidir.
Hiç kimse  risk almak istemez, alırsa konumunu kaybedeceğini maddi ve manevi zarara uğrayacağını düşünür.
Yine hiç kimse ayrık otu olmak ve görünmek istemez, Kimse mevcut güç dengelerini karşısına almak istemez. Bu nedenle sorunlar tespit edilir ama çözüm ertelenir. Eleştiriler yapılır ama uygulamaya asla geçilmez.
Esasında, Türk sporundaki temel sorun, adaletin eksik olduğunun bilinmemesi de değildir. Sorun, adil olma iradesinden çok adil görünme kaygısının daha baskın olmasıdır.
Bu nedenle; Toplantılar yapılır, çalıştaylar düzenlenir,
Raporlar hazırlanır, Sunumlar yapılır. Ana tüm bunların hepsi göstermelik tır ve desinler içindir.
Yani sonucunda, karar alma ve uygulama aşamasına gelindiğinde sistem kendini geri çeker. Çünkü gerçek adalet, mevcut dengeleri sarsar. Bazı ayrıcalıkları ortadan kaldırır, yetkiyi yeniden dağıtır, hesap verebilirliği zorunlu kılar bu ise bedel ödemeyi gerektirir.
Ve… Türk sporunda çoğu zaman bu bedeli ödemek yerine statükoyu korumak tercih edilir.
Yazılı olmayan kurallar, görünmez güç ilişkileri ve yerleşik alışkanlıklar sorgulanmaz. Çünkü sorgulamak rahatsızlık üretir. Direnç doğurur, bazı aktörlerin güç kaybetmesine yol açar.
Oysa gerçek değişim tam da bunu gerektirir.
“Adalet, herkesin memnun olduğu bir düzen değildir.”
Adalet, bazılarını rahatsız etme pahasına doğru olanı yapabilme cesaretidir. Adalet, sporu ve sporcuyu sistemin merkezine koyabilmektir.
Adalet, liyakati kişisel ilişkilere tercih edebilmektir.
Adalet, ülke yararını bireysel konforun önüne koyabilmektir.
Bu bağlamda Türk sporunda sorun bilgi eksikliği de değildir. Bizim temel sorunumuz irade eksikliğidir.
Sporda gelişmiş ülkelerde bizden farklı olarak, yalnızca bütçe ya da tesis olmadığını görürüz. Asıl fark, rol paylaşımının netliği ve kurumsal sınırların açıklığıdır.
Bakanlık politika üretir ve çerçeve çizer,
Federasyon teknik gelişimi ve branş stratejisini yürütür, Kulüpler sporcu yetiştirir ve yarışma kültürünü besler. Üniversiteler bilimsel destek sağlar,
Bunların tümü sistemin birer parçasıdır. Yetki çatışması yerine görev tanımı vardır, Gizli rekabet yerine açık koordinasyon vardır, Kişisel ilişkiler yerine kurumsal prosedürler vardır.
Bizde bunların tam tersi bir uygulama vardır
Bu ülkelerde paydaşlar birbirinin rakibi değildir, tamamlayıcısıdır. Ortak hedef ve rol sınırları tanımlanmıştır. Paydaşlar arasındaki bu netlik güç savaşlarını azaltır ve enerjiyi gelişime yönlendirir.
Türk spor sisteminde ise roller muğlaktır.
Muğlaklık güç üretir, güç ise çoğu zaman paylaşılmak istenmez.
Bu nedenle, Türk sporunda yapılacak gerçek reform, rol tanımlarını açıkça belirlemekyen geçer, yetki ve sorumluluğu eşitlemekten geçer,
Hesap verebilirliği zorunlu hale getirmekten geçer,
Sporu ve sporcuyu sistemin merkezine yerleştirmekten geçer.
Ve… belki de bunlardan önce şu soruya cevap vermemiz gerekiyor “Türk sporu gerçekten değişmek istiyor mu, yoksa değişiyormuş gibi görünmekle mi yetiniyor?”
Benim görüşüm belli, siz ne dersiniz değerli okuyucular?
Sağlık ve esenlikle…

Exit mobile version