Hizmet aşkınız takdire değer

Günlerden pazar, saat neredeyse akşam beş olmuş. Telefonlara bir mesaj geliyor. Karasu Belediyesi’nden. “Şu kadar borcunuz var. Bunu ödemezseniz sıkıntı çıkabilir” diyor özetle. Kalkıp o saatte borcunu ödemeye gitsen belediye kapalı. Telefondan banka ödemesi yapan kaç kişi oldu onu da merak ediyorum.
Kaldı ki tam da devletin vatandaş borçları ile ilgili yapılandırmaya gittiği en azından faizlerde indirim yapmaya hazırlandığı dönemde pazar günü insanlara mesaj atmanın ne faydası var?
Attığınız mesajlar neticesinde kaç kişi ödeme yaptı?
İdare ettiğiniz ya da çalıştığınız kurumun çıkarlarını korumanızı normal karşılıyorum. Ancak çıkarların en üstüne vatandaş çıkarlarını koymalısınız.
Genel seçimlere kısa bir süre kala kendi partileri iktidarda olanlar “Biz kendi bildiğimizi yaparız” mantığında hareket edebilir. Bu bir noktaya kadar anlaşılabilir. “Onlar da borcunu zamanında ödeseydi” demek de mümkündür. Ancak belediye, hastane, okul, karakol, adliye gibi devlet kurumları kardan ziyade hizmeti önceler. Siz bulunduğunuz kurumun çıkarlarını koruyorsunuz da… Çıkarları vatandaşa karşı korumak bir açmaza neden oluyor. Vatandaş belediyenin kendisine hizmet etmesini istiyor, belediye vatandaşın kendisine itaat etmesini bekliyor.
Siyaset mekanizması vatandaşa hizmet etmek için mi yoksa vatandaşı disipline etmek için mi vardır? Bunu da bir gözden geçirmek gerekir.
KENTSEL DÖNÜŞÜM
Ben köy çocuğuyum. Pek çok konudan anlamam. Bunun da sıklıkla sizinle paylaşıyorum. Kentsel dönüşüm yasasında bir düzenlemeye gidildi. Buradan benim anladığıma göre yıkılan çok katlı yapıların yerine Karasu’da 5 kata kadar bina inşa edilebiliyor.
Daha önceden binalarını yıkanların haksızlığa uğramasını bir kenara bırakalım da…
Biz deprem bölgesinde değil miyiz? Kentsel dönüşüme giren binaların olduğu zemin daha mı sağlam? Eğer zemin iyileştirmesi ve proje daha sağlam yapılıyorsa diğer yerlerde neden bu uygulanmıyor?
Şöyle düşünelim, bir yerde üç tane bina var. Birinci bina proje başvurusu yaptığında 3 kat yapma hakkı elde etsin. İkinci bina kentsel dönüşümden istifade etsin ve beş kat ruhsatı alsın. Üçüncü bina da yine yeni bina yapılsın ve üç katlı olsun.
Eğer bu üçü de güvenliyse yani deprem yönetmeliğine uygunsa üçü de sağlamsa… Şehir estetiği açısından bir çarpıklık ortaya çıkmayacak mı?
Dedim ya ben köy çocuğuyum. Gerçekten anlamadığımdan soruyorum.
SULAR BİRDEN ISINIR
Siyasetin gündeminde yaklaşan genel seçimler var. Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayını açıklamamış olmasından dolayı aklında milletvekili adayı olmayı planlayanlar sessizliğe bürünmüş durumda.
Her ne kadar Fiskobirlik Başkanı Lütfi Bayraktar’a sorular bir soruya verdiği yanıt dışında milletvekili adaylığı ile ilgili bir açıklama yapan yok. Hem Cumhur İttifakı hem de Millet İttifakı kanadı Millet İttifakı’nın adayını belirlemesini bekliyor. Millet İttifakı’nın adayını ilan etmesinin ardından sular birden ısınacak.
Daha önce ifade ettiğim gibi bu seçim diğerlerinden farklı olarak Sakarya’nın kuzeyinde geçecektir. Hemen her parti seçilecek yerden isimleri bu bölgeden tercih edecek. Geride kalan dönemi milletvekili olmadan geçiren Kuzey bölgesi, önümüzdeki dönemi birden fazla milletvekili ile telafi edecektir.
Yakın geçmişte Sakarya’nın güneyi seçimde çatışma sahası olmuştu. Önümüzdeki dönem partiler en güvendikleri adayları Kuzey’e yönlendirecektir.
Aday isimleri ve partileri ile ilgili şimdiden konuşmayayım. Ancak hepimizin tanıdığı isimleri kendi partilerinden seçilecek yerlerde göreceğimizi söyleyeyim.
ŞAHLA PİYON AYNI KUTUYA KONUYOR
Allah insanları sürekli sınar. Bazen varlıkla bazen darlıkla. Bazen makamla bazen makamın karşısındaki olarak.
İdarecilik adı üstünde idare etmekten gelir. İnsanların mutlak mutlu olması mümkün değildir de… İdare etmelerine imkan sağlamak idarecilerin işidir.
Makamdayken gördüğünüz ilgi ve hürmet eğer sizin koltuğunuza ise siz koltuğunuzdan daha değerli değilsinizdir.
Emekli pek çok yöneticinin duygusal boşluğa düşmesinin nedeni aslında budur. Makamdayken karşılarına ön ilikleyen insanların makam gittikten sonra selam vermemesi çok sık karşılaştığımız bir durum ne yazık ki!
Onun için insanların yönetici olduklarında bırakacakları günü düşünmeleri gerekir.
Karasu’daki bazı makam sahiplerinin insanlarla olan diyaloguna bakıyorum, o yöneticilerin gelecekteki hallerini düşünüyorum. Gerçekten üzülüyorum. Şu anda resmen zalimlik yapan, “Ben kuralları uyguluyorum” diyerek vicdanlarını rahatlatmaya çalışanlar makamdan ayrılınca tabiri uygunsa eşekten düşmüş karpuza dönüyor.
Yaşarken anlam yüklediğiniz makamların geçici olduğunu bilesiniz. Bilmiyorsanız yakın geçmişi kontrol edin.
Kurtlar Vadisi’nde Yalçın Bulut, Yalçın Yıldız’a “Yıldız! Ben çok yıldızlar gördüm, kayan” diyordu.
Oyun bitince şahla piyonun aynı kutuya konulduğunu da unutmayın.
SIRF ÖLENİ SUÇLAMAK
İnsanlar öldükleri anda ötekileştiriyoruz, onları. Trafik kazası geçiriyor, “Hızlı gidiyordu”, akciğer kanseri oluyor, “Sigara içiyordu…”
Geçtiğimiz günlerde Karasu sahilinden Kazakistan uyruklu olduğu söylenen kişiler denize girdi ve hayatlarını kaybedenler oldu.
Karşılaştığımız pek çok kişi, “Bu havada ne işi varmış denizde” diye başlayıp, “Onlar da Karadeniz kenarında değil mi? Bilmiyorlar mı Karadeniz’in hırçın olduğunu” yollu eleştirilerde bulundu.
İnsanlar zaten ölmüş, bir de size niye öldüklerini mi anlatsın?







