Herkes köpeğine sahip çıksın

Haberi görmüşsünüzdür. Gaziantep’te bir çocuğa köpek saldırıyor. Çocuk hayati tehlike geçirdi.
Olay gündemdeki yerini korurken Karasu’da da benzer bir durum yaşandı. Karasu Belediyesi personeli Oktay Sözer de çarşıda vatandaşlara saldıran bir köpeği almak isterken saldırıya uğradı.
Şurası bir gerçek ki, kimse hayvan düşmanı falan değil. Ancak illa bir tercihte bulunmak zorunda kalırsanız insan hayatı hayvan hayatından mühimdir.
Ve defalarca dile getirdik ki sokak köpekleri bu ilçede giderek ciddi bir tehdit unsuru haline gelmektedir.
Benzer olay geçtiğimiz ay benim de başıma geldi. İkamet ettiğim eve 15-20 metre kala cüssece iri bir köpek üstüme hamle yaptı. Köy çocuğu olarak yetiştiğim için (elimdeki bir şeyi atıyormuş gibi yaparak) saldırıdan kurtulmayı başardım da…
Çarşının orta yerinde bu köpeklerden biri bir çocuğa saldırsaydı ne olacaktı?
Hadi Oktay cüsseli, sportif, deneyimli falan. Onun yerine bir çocuk olsa durum ne olurdu?
Burada Karasu Belediyesi’nin bir suçu, ihmali falan yok. Yazlıkçılar hevesle aldıkları köpeklerini Karasu’da bırakıp gidiyorlar.
İkinci bir konu da çevre illerde gelen belediye araçları, şehrin girişinde, kendi görev yerlerinden topladıkları köpekleri salıveriyor. Bir nevi “Bizden çıksın da ne olursa olsun” şeklinde hareket ediyor.
Bunlarla ilgili bir yaptırım da yapılamıyor.
Üstelik sadece ilçe merkezinde değil, köylerde de problem bu köpekler. Köylerde yiyecek bulamayan köpekler tavuk yumurtasının tadını öğrenmiş. Sonra da tavukların tadına bakmaya başlamış. Yakın zamanda insanların da tadını merak edebilir.
Bu konu ile ilgili yasal çalışma yapılması elzem hale geliyor.
En azından şehirler arası sokak köpeği transferine son verilmeli. En azından herkes kendi köpeğine sahip çıkmış olur.
Çıktığınız viteste ininiz
Dolar çıkarken etiketler koşar adım, dolar inerken dur bakalım…
Dolar çıkarken etiket güncelleyen firmalar, fiyat listesini gün içinde değiştiren toptancılar, dolar düşünce temkinli olmak gerektiği görüşünde birleşiyor.
Yerel esnafın elinde bir şey yok. Toptancı ya da ana firma fiyat ne derse o!
Fiyat çıkarken doların yükselişini bahane edenler düşerken farklı argümanlar ortaya koyuyor. Biz de gazete için kağıt ararken aynı durumu yaşamak durumunda kalıyoruz. Dolar bizim ilk kağıt aldığımız fiyatın dibine geldi ama eski fiyatın 4 katını ödemek durumunda kalıyoruz.
Rampalarda görürsünüz “Çıktığınız viteste ininiz” yazar. Kimse de bu kurala uymaz.
Fiyatlar da uymuyor. Dur bakalım…
Batmayan gemi
Devletin attığı dolar adımı bir anda döviz yere çakıldı. Remzi Akbaş her ne kadar “Dolar 25 olacak” diye paylaşımlar yapsa da döviz artık güvenilir bir yatırım aracı olmaktan çıktı.
“Param erimesin” düşüncesi ile parasını dövize yatıranlar artık başka argümanlara yönelmek durumunda kalacaktır.
Yani dolar eğer tek bir kararla yere çakılıyorsa bundan sonra kimse dövize yatırım yapamayacaktır. Büyük yatırımcı mı?
O zaten hiçbir koşulda kaybetmez.
Ha bu arada, evini arabasını satıp, kredi falan çekip dövize yatıranların dert yanmaları da çok önemsenmemeli!
Devlet krizdeyken kendi selametini düşünen ve “Dünyayı ben mi kurtaracağım! Ben kendimi kurtarırım” diyenlere de söyleyecek sözümüz yok!
Bu şekilde bir kumar oynadınız. Gemi batarsa ben çıkarım diye düşündünüz. Gemi batmadı. Buna üzülmeli miyiz?
Gübrede sübvanse şart
Ülke üretim olmazsa ekonomik olarak sıkıntıya girer. Tarımsal üretim durursa aç kalır.
Çiftçi gübreyi geride kalan yılların çok çok üstünde almak durumunda kalıyor. Bu süreç içinde çiftçi, toplumun her kesiminin etkilendiği zamlardan zaten etkilendi. Bir de üstüne seneye tarlasını sürememe sıkıntısı çıktı.
Tohum, petrol ve gübre maliyetleri çiftçinin zor günler geçirmesine neden oluyor. Özellikle tarlasını ekmeyi düşünenler ince hesaplar yapmaya başladı.
Fındık gübrelemeyi düşünenler de başka formüller üzerinde duruyor. Seneye tarımsal üretimin garanti altına alınması istemiyorsa gübre konusunda devletin bir an önce inisiyatif alması gerekiyor.
Yılbaşına düşman olmak
Bir şeyi sevmek isterseniz de sevmek istemezseniz de binlerce gerekçe bulabilirsiniz. Aynı şekilde toplumu ayrıştırmak için de pek çok şey bulabiliriz, birleştirmek için de…
Şimdi tek tek sayıp canınızı sıkmak istemiyorum. Siz zaten ne demek istediğimi anladınız. Türkiye’de yılbaşını kutlayan insanların hiçbirinin Hz. İsa’nın doğum gününü kutlamadığını biliyoruz. Kaldı ki Hazreti İsa’nın doğum günü 1 ocak da değildir.
Bulduğumuz her fırsatta birbirimizi ötekileştirmemeliyiz.
Alkol almak sadece 1 ocakta mı haram?
Adam ekonomik sıkıntıda, pandemiden, bilmem neden bunalmış. Yılbaşı bahanesi ile ailesini alıp bir yere gitmiş veya evde oturmuş yemek hazırlamış. Çocuk çocuğuyla yiyor. Bu adama saldırmanın manası ne?
Sen istemiyorsan kutlama kardeşim.
Kutlayanla kavga etmek de seni kindar yapmaz mı? Kalp karalığı getirmez mi? Hatta hatta adamı dinsiz sayman senin imanını tehlikeye atmaz mı?
Takvim değişiyor. Muhasebe için iyi bir zaman.
Herkes kendi muhasebesini yapsa (ki biz hep komşunun muhasebesini yaparız), birbirimizi ötekileştirmek için değil de kucaklamak için bahaneler arasak daha güzel olmaz mı?







