Hayatın Provası Yok

Dün yaptıklarınız ya da yapamadıklarınız için filmi geriye alıp, önce şunu, sonra bunu, daha sonra da o işi görseydim demenin hiçbir faydası yok. Dünden ders alarak, bugünü ve yarını iyi programlıyorsanız, aldığınız ders doğru olursa, yönetmeyi de iyi yaparsanız, hayatınız daha kaliteli geçecektir. Hayatın provası yok ancak, yaşayanların yaşanmışlıklarından ders almak, hayatını iyi yönettiğini gördüğünüz kişilerin öğütlerini dinlemek, bu görüşlere değer vermek işinizi kolaylaştıracaktır.
Hayatın provası yok ancak, yaşamını iyi yöneten kişilerin hayatlarından kopya çekmek serbesttir. Sınavdan çıkan bir öğrenci düşünün, onunla konuşuyorsunuz, içeride ne sorulduğunu öğreniyorsunuz, hazırlığınızı buna göre yaparsanız, kesinlikle faydasını göreceksiniz. Birinci kural insan olmayı başarmaktan geçmektedir. Bütün dinler iyi insan olmayı öğütler. Durum böyle olmakla beraber ezber bilginin çok faydası olmaz. Yorum yapan, düşünen insan olmayı başarmak, yolun yarısını geçmek demektir. Unutmayalım, sağlığımız her şeyin önünde yer alır. Ne demişti Mustafa Kemal Atatürk! “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur”
Bedeni sağlıklı yapmak, spor yapmak ve bedeni çalıştırmaktan geçer. Beynimizi sağlam yapmak, çok kitap okumak ve bilgi edinmekle mümkün olur. Sağlıklı bir vücut ve donanımlı bir kafanın başarısız olma ihtimali yoktur. İki kitabı iyi okuyun ve iyi anlayın. Bunlardan birisi dinimizi, ikincisi ise Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunu anlatır. Birinin adı Kur’an, ötekinin adı Nutuk’tur. Okuyup iyi anlamazsanız, görüşleriniz, duyduklarınızla meydana gelir. Bu da yanlışa açılan kapı olur.
Anladığınız ve bildiğiniz dilde yavaş, yavaş okumak, sonra tekrar okumak, bir daha okumak, okuduğunuz bilgileri yorumlamak size fayda sağlayacaktır. Bilgi sahibi olmadan görüş sahibi olmayın. Unutmayın! Veriler değişirse görüşler de değişir. Fayda üretmeye çalışın.
Hayatınızı iyi yönetebilmek için en az bir mesleğiniz ve bir işiniz olmalıdır. Liseyi bitirip üniversiteye hazırlananlar unutmayın! İyi bir üniversite, gönlünüze göre bir bölüm, her zaman mümkündür. Belirleyici olan ise sadece çok çalışmaktır. Görüşlerimin sonuna İbn-i Sina’yı katmak istiyorum. İbn-i Sina diyor ki! “Aristo’nun metafizik kitabını kırktan fazla sayıda okudum. O kadar çok okudum ki adeta ezberledim, fakat hiçbir şey anlamadım. Sonra bir gün sahaflar(kitapçılar) çarşısında dolaşırken, bir satıcı peşime takıldı. “size bir kitap vereceğim. Hem çok ucuza, üç dirheme, hem de bu kitabı alarak bir fakire iyilik yapacaksınız” dedi Metafizik kitabı olduğunu görünce, “anlamam ”dedim. Israr edince kitabı aldım. Akşam olduğunda ilk işim kitabı okumaktı. Kitabı okuyunca, Aristo’nun anlamadığım kitabının bütün şifreleri adeta çözülmüştü. Artık her şeyi çok iyi anlıyordum. Bunun üzerine şükür namazı kıldım. Ertesi gün çarşıya çıkarak bol miktarda sadaka dağıttım” İbn-i Sina, “okudum” deyip geçmemiş, 40’dan fazla sayıda okumuş. Herkes kendi adına düşünsün. Anlamak ve öğrenmede ne kadar gayretli olduk.
İbn-i Sina 980-1037 yılları arasında Horasan yöresinde yaşayan bir Türk’tür. El Kanun Fit-Tıp, kısaca Kanun adını verdiği tıp kitabı, 12. Yüzyılda Latinceye çevrilmiş, Avrupa’da 300 sene ders kitabı olarak okutulmuştur. Halen piyasamızda yeni baskıları bulunmaktadır.
Akıllı olmak ayrı, çok çalışmak, anlamak ve yorum yapmak ayrı işlerdir. Bize düşen kendi adımıza kendi tarihimizi iyi yazmaktır.
ŞAKİR ŞEN






