Hastane müdürü kim olacak

Ünlü bir düşünür “Karasu, yönetimi Karasululara bırakılmayacak kadar değerli bir ilçedir” demişti. Zamanında ciddiye almadığımız bu söylemin etkilerini her geçen gün yaşıyoruz.
“Sen de temcit pilavı gibi hastane mevzusunu bir bırakamadın gitti” diyenler çıkıyor.
Vakti zamanında bana Karasu-Adapazarı arasındaki yolu çok yazdığım için eleştiride bulunuyorlardı. Ben de bir gün “Bana ne yoldan. Benim arabam bile yok ki” dedim ve yollarla ilgili yazı yazmayı bıraktım. Yaklaşık 10 yıldan bu yana köşe yazılarımı tarayın, yolla ilgili yazı yazmadığımı görürsünüz.
Neyse gelelim hastanemize. Allah düşürmesin Allah da eksikliğini vermesin. Karasu Devlet Hastanesi’ne yeni atama döneminde yeni bir yönetim kadrosu atanacak. Bu kadro elbette müdürlerle başlar. Başhemşire olarak Müge Hanım’ım devam etmesine kesin gözü ile bakılıyor. Ancak idari müdürün tayini il merkezine çıkmış durumda. Haliyle burada bir boşluk olacak. Buraya yapılacak atama için Karasulu bir ismi isteyen var mı? Bunu dile getirmekten korkmayan, isimler üzerinden değil, Karasululuk bilinci ile hareket eden var mı?
Bakın kardeşim! Eğer hastane müdürü Karasulu olursa, hastanede bir sıkıntısı olan arıza çıkaracaksa bile “Arkadaşımıza ayıp olur” diye düşünür ve bir yutkunur. Bu şekilde hatır hukuku işlemiş olur. Hastanenin bir şeye ihtiyacı olduğunda yazışmalar, prosedür beklenmeden ilçe halkı tarafından kendiliğinden karşılanır. Vatandaş da hastaneden haberdar olur, gördükleri eksikleri giderir.
Ancak en başta sözünü yazdığım filozofun dediği gibi düşünenler kazanırsa diyecek bir şeyim de yok.
Ama buradan açık açık yazıyorum. Karasu, Karasu’ya rağmen, Karasululara sorulmadan yönetilecek bir ilçe olmamalıdır.
Karasu’da Kaymakamlık Yazı İşleri Müdürlüğü’ne, Kredi ve Yurtlar Kurumu Müdürlüğü’ne, Hastane Müdürlüğü’ne, Sosyal Gelişim Merkezi Müdürlüğü’ne Karasulu isimler atanmalıdır. Kurumların işleyişi açısından da vatandaşın memnuniyeti açısından da bu önemlidir. İsimler önemli değil. Liyakat önemli. Şu ya da bu siyasi görüşten, şu ya da bu aileme mensup olması değil. Aranması gereken iki kriter liyakat ve Karasululuk olmalı.
Ha derseniz Karasu’da Yazı İşleri Müdürlüğü yapacak kadar nitelikli adam yok. Karasu’da SGM Müdürlüğü yapacak donanımda birini bulamadık. Ya da Hastane Müdürlüğü yapacak kimseyi yetiştiremedik…
O zaman isterseniz Madagaskar’dan adam getirin.
Kolektif bir görüşümüz var mı
“Ben siyah diyorum çünkü sen beyaz diyorsun” mantığından kurtulup sadece Karasu için bir şeyler yapmak lazım.
“Gelişmemiş milletler gazla çalışır” derler. Biz akılla çalışalım.
Şimdi ilçemizde bize de görüş sorulması yasal zorunluluk olan şeyler oluyor. Allah’a şükür. Bunlardan biri önümüzdeki hafta olacak. Karasu Limanı’nın genişlemesi ile ilgili ÇED bilgilendirmesi yapılacak. Bu bilgilendirme sonrası da Karasu Limanı 3 katına çıkacak. Karasu’daki kıyı erozyonunun müsebbiplerinin başında limanın geldiğini bilmek için ulema olmaya gerek yok.
Limanın büyümesi durumunda etkisinin ne olacağı konusunda bir ön bilgilendirme yapılacak mı?
ÇED toplantısı gerçekleştirildiğinde bilgilendirme yapılmış kabul ediliyor. Peki öncesinde gayri resmi bir bilgilendirme yapılsa, vatandaş da sorumluluk altına girmeden, geleceğe ilişkin bir mesuliyet üstlenmeden ne tarafta yer alacağını bilse çok daha iyi olmaz mı?
Kaldı ki liman gibi kritik, Karasu’nun ve Karasuluların kaderini etkileyecek bir yatırım hakkında nasıl olur da ön bilgilendirme yapılmaz.
Yarın bu halk kalkıp “Biz ÇED toplantısı yaptırmıyoruz” derse bu yatırımın durumu ne olacak?
Halk bilgilendirilmeden mi yatırım yapılacak?
Hadi firma bu konuda adım atmadı. Bilmiyordu ya da halkı bu manada değerlendirmedi. Peki bu şehri yönetenlere görev düşmüyor mu? Siyasi partilere, bürokratlara, yerel yöneticilere…
Halka karşı, geleceğimize karşı bir mesuliyetini yok mu? Kolektif bir görüşümüz olamaz mı? En azından kendi içimizde tartışıp bir tavır belirleyemez miyiz?
Samimiyetle söyleyecek yüreğiniz yoksa neden o koltukları işgal ediyorsunuz ki?
Ezana mı karşısınız
Karasu sahilinde direklere hoparlör taktırıyorlar. Bunu yapan hayırsever vatandaşlar. Ceplerinden para harcayıp, ki bu para da 50 bin liranın üstünde, direklere bir sistem kuruyorlar, bu sayede hoparlörler merkezi sistem ile uyum sağlıyor. Ezan sesi de denizden duyulmuş oluyor…
Ancak…
Ses o kadar tiz ve yüksek ki yakında bulunanların kendi aralarındaki konuşmaları bile duyması mümkün olmuyor. Rahatsız olan vatandaşlar ilçe müftülüğünü arıyor. Sokakta birbirine söyleyen kişiler ise “Ezana mı karşısın” eleştirisi ile karşı karşıya kalıyor.
Geçtiğimiz gün sahilde bu sesi dinleme şansımız oldu. Sesin tiz düzeyi ve yüksekliği gerçekten sıkıntılı. Oradan verilen ezanın manevi etkisini hissetmeniz ise oldukça zor. Bunun için sahilde direklere bu denli yüksek paralar harcanarak taktırılan hoparlörlerin bir kıymeti olmalı. İnsanlara manevi haz vermesi gereken sesi bu hale getirmek de huzura değil huzursuzluğa hizmet eder durumda. Bu konunun elden geçirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

 

Exit mobile version