Gözlüğü çıkarmak lazım

 

Bundan hemen hemen on bir on iki yıl kadar öncesine gidelim. Melen Barajı istimlakalrının hızlandığı bazı konutların yavaş yavaş boşaltılmaya başladığı dönemlere. İlçe genelinde büyük ve hararetli tartışmaların yaşandığı günlere. Bir yandan istimlaklar devam ediyor bir yandan riskli bölgeye giren evlerin tahliyesi yapılıyor bir yandan da bölgeyi terk etmek zorunda kalan vatandaşların nerede ve ne şekilde ikame edilmesi gerektiği konusunda ciddi tartışmalar yaşanıyordu. Herkes büyük bir arayış içindeydi. Ortada birçok plan proje vardı ama elle tutulur gözler görülür bir adım, somut bir adım atılamıyordu. Bu durum bir taraftan çözüm yolunu tıkarken bir taraftan da toplumun sinir uçlarına dokunuyordu. Gerek sosyal medyada olsun gerekse yüz yüze gerçekleştirilen toplantı ve ziyaretlerde olsun tansiyon giderek artıyordu. Ve topun ağzında da iki önemli isim vardı. Biri dönemin Ortaköy Belediye Başkanı Cemal Angın diğeri de Kocaali Belediye Başkanı Ahmet Acar. Konuya canı sıkılan kim varsa bu iki başkanın kapısını çalıyor derdini anlatıyor, kimi zaman tartışıyor içini döküp gidiyordu. Zaten bölgelerinin en yetkili yerel idarecileri olarak en büyük yük de onların omuzundaydı.

“Bir çare! Bir çare!” diye düşünürken, olayın başından beri adı geçen TOKİ ile bir çalışma yapılması kararlaştırıldı. Burada da en fazla fedakarlık yapması gereken kurum Kocaali Belediyesiydi.  Başkan Ahmet Acar neredeyse hiç tereddüt etmeden elini taşın altına koydu ve elindeki belki de en değerli araziden feragat etti. Ve yaklaşık beş altı aylık bir çalışma sonucunda Alandere Mahallesi’nde bulunan yaklaşık 13 dönümlük belediye arazisinin yani şu an üzerinde Kocaali Denizcilik Meslek Yüksekokulu bulunan arazinin TOKİ’ye devredilmesi ve buraya Ortaköy istimlaklarından dolayı evlerinden çıkmak zorunda kalan vatandaşlar için toplu konut projesi yapılması konusunda fikir birliği yapıldı. Ve bu yolda çalışma başladı. Üzerinden bir iki aylık bir zaman geçti ve 2011 yılının Haziran ayında şartlar netleşti ve ön başvuru süreci başlamış oldu. Şu anki yüksekokulun bulunduğu arazide yapılmak üzere birkaç bloktan oluşan toplam 144 konutluk bir toplu konut projesi için düğmeye basılmış oldu.

Aradan belki birkaç gün geçti geçmedi öyle büyük bir hata ortaya çıktı ki dillere destan. Bir anda gözler yine Ahmet ve Cemal başkana döndü. Toplumda sanki bir şeyleri sürüncemede bırakmak istiyorlarmış gibi farklı bir algı oluştu. Çünkü Ortaköy için hazırlanan toplu konut şartnamesinde öyle bir madde vardı ki her şeyi başlamadan bitiriyordu. Bir madde, sadece bir maddede “Konut sahibi olmamak” ibaresi vardı. Böyle bir şey mümkün olamazdı çünkü Ortaköy’de evinden çıkarılan vatandaş için konut yapılıyor ama bu vatandaşın aynı zamanda konut sahibi olmaması gerekiyordu. Bu madde ile Ortaköy’den neredeyse herkesin başvuru hakkı ortadan kalkıyordu. Bu çok büyük bir hataydı.

Konu ortaya çıkınca Ahmet Başkan bunun bir hata olduğunu ve düzeltilmesi gerektiğini söyleyerek devreye girdi. Birkaç hafta içinde TOKİ’nin hemen her yerde aynı şekilde uyguladığı şartname Kocaali’ye özel olarak güncellendi. Güncellendi ama ön başvuru süreci çok sıkıntılı geçti. Çünkü potansiyel hak sahipleri projeyi pek fazla beğenmedi. Ön başvurular yetersiz kaldı ve proje iptal oldu.

Ama bu arada yeni yer arayışları devam ediyordu. Bu arayışın en büyük sebebi de ilgili bölge halkının talep ve önerileriydi. Çünkü onlar kent tipi apartman yaşantısı değil köy havası olan ama aynı zamanda modern yeni bir yerleşim alanı istiyorlardı. Aynı zamanda merkeze yakın, ana yola yakın, okulu, camisi, alışveriş merkezi vesaire her türlü imkanı olan kullanışlı bir arazi talep edildi. Bir sürü hesap kitap yapıldı. Talepleri karşılayabilecek böyle bir arazinin en az bir köy merkezi kadar büyük ve devasa boyutlarda olması gerekiyordu. Haritalar masaya çıkarıldı ve vatandaşın istediği özelliklere sahip o büyüklükte “tek parça” ne hazine ne de belediye arazisinin olmadığı ortaya çıktı. Çünkü en az birkaç yüz dönüm olması gerekiyordu. Ve en son Orman Bölge Müdürlüğü’nün Caferiye’deki orman gençleştirme sahasının vatandaşın taleplerini karşılayabilecek özelliklerde olduğu konusunda fikir birliği oldu ama asıl zorluk bundan sonraydı. Çünkü devletin “Ormanımdan yaş kesenin başını keserim” dediği bir dönemde, çalılık vaziyette bile olsa ormana ait öyle bir arazinin orman vasfından çıkarılıp imara açılması her babayiğidin harcı değildi. En ufak bir hata her şeyi yerle bir ederdi. Üzerinde üç yıldan fazla süre çalışıldı. İlgili kanun maddesi Kocaali’ye özel olarak ek madde ile güncellendi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde oylanarak kabul edildi. Bununla birlikte bir şeyler yapılabilmesinin yolu açıldı. Yine ciddi bir uğraş sonucunda arazi elden ele geçerek TOKİ’ye devredildi. TOKİ’de talebe uygun olarak arazinin belirli bir kısmını projelendirdi. Sonuç itibariyle 448 konut bitti. İki yıl önce de 408 konutluk ikinci proje başladı ve halen devam ediyor. Ama burada enteresan bir konu daha var. Bundan bir buçuk iki yıl kadar önce 2. Etap için proje çalışılırken geri kalan arazinin bütününün kullanılması düşünülüyordu. Ne olsun ne olmasın diye tartışılırken Ahmet Başkan buna itiraz etti. “Kalan arazinin hepsini değil de yarısını kullanalım, hepsini 408 konuta kullanmayalım, elimizde arazi kalsın. Yarın bir gün yeni bir şey çıkarsa arazimiz olmadığı için proje alamayız. Fırsat kaçırırız” dedi. Üzerinden bir buçuk yıl geçti geçmedi PAAAAT, Yeni Sosyal Konut Projesi çıkıverdi. Şimdi Kocaali’ye 448+408’in üzerine 300 konut daha yapılacak. Sonuç olarak bölgede yaklaşık 4 Bin nüfusa yakın yeni bir yerleşim alanı çıkıyor ki bu Kocaali için büyük bir adım.

Bu konuyu incelerken sosyal medyada bazı yorumlara ve eleştirilere denk geldim. Kimisi oradaki yaban hayatından bahsetmiş, kimisi betonlaşmadan, kimisi doğadan, kimisi oksijen demiş, kimisi usulsüz satış vesaire bahsetmiş. Benim aslında her birine ayrı ayrı verebilecek cevabım var. Orası doğaydı diyene “Kaç kere gidip piknik yaptın?” “Yaban hayatı diyene “Çamdağı’ndaki ne hayatı?” diye sorarım. Yeşil alan olan fındık bahçelerinden ne kadar fındık topladığını veya bildiği hangi bahçelere sessiz kalıp kalmadığını sorarım. Oksijen diyene “Oradaki çamların boyun ne kadardı, ne kadar oksijen veriyordu?” diye sorarım. Betonlaşma diyene “Kendin ahşap kulübede mi yaşıyorsun? Apartman mı, villa mı? diye sorarım. Usulsüz satış diyene “Devlet’ten hırsız olmaz? Sen devletine hırsız damgası vuruyorsun madem hazırlayıp evraklarını, belgelerini bulup savcılığa suç duyurusunda bulundun mu? diye sorarım. Ama bunların hiç birini sormuyorum.  Sadece konuya at gözlüğüyle bakmak yerine daha büyük perspektifi görmelerini tavsiye de ediyorum.

Caferiye TOKİ bu gün potansiyel 4 bin kişilik nüfusuyla Kocaali’ye yeni bir kentleşme, gelişme ve rahatlama alanı sağlıyor. Oraya giden doğalgaz v.s. gibi altyapı imkanları geçtiği güzergah üzerindeki her şeyin değerini ikiye üçe katlıyor. Yeni bir şehirleşmenin zeminini hazırlıyor. Bu gün Kocaali’deki Denizcilik Meslek Yüksekokulu, TOKİ okulu sayesinde ilk adımını attı ve giderek büyüyor. Aynı okul eğitimde birçok yeni başlangıç için zemin oluşturuyor. Oradaki yapılaşma ulaşımından eğitimine kadar yeni ticaret alanlarına zemin oluşturuyor. Başlangıcından bitimine, bitiminden yıkımına kadar her alanda yeni istihdam oluşturuyor. İlçeye nüfus, nakit, vergi gibi yeni girdiler sağlayıp ilçenin devlet imkanlarından daha fazla pay almasına yardımcı oluyor. Ve şu anda yer yetmediği için sayamadığım bir sürü faydası var ve bunlar benim ve gerçeği görenlerin gözlerinin içine içine batıyor. Ama görmek için az önce de dedim ya at gözlüğünü çıkarmak gerekiyor. Diyeceklerim bu kadar. Saygılar…