Köşe Yazıları

Göçmen politikası ülke güvenliğine tehdit mi

 

Türkiye’nin sınırları dışındaki göçmen sorunuyla ilk tanışıklığı 1980-88 yılı arasında yaşanan İran – Irak savaşıyla başladı.

İkinci göç dalgası II. Körfez Savaşı olarak da bilinen ve Amerika birleşik Devletlerinin kitle imha silahları ürettiği bahanesiyle 20 Mart 2003 yılında Irak’a saldırmasıyla başlamıştı.

Üçüncü ve en büyük göç dalgası 4 Haziran 2011 tarihinde Suriye’de yaşanan iç savaş nedeniyle yaşanmış, eski dostumuz Beşar Esad’ın zulmünden kaçan halk, İslami, insani duygular ve biraz da zorunluluktan ülkemizde misafir edilerek dünyaya örnek (!) olmuştuk.

Çok eski dönemlerde de dünyanın çeşitli bölgelerinde savaş, açlık ve iklimsel nedenlere bağlı olarak toplulukların göçleri olmuştur. Önümüzdeki yüzyıl içinde de aynı gerekçelerle devam edecektir.

Bunun arkasındaki asıl sorunun kaynağı dünya kaynaklarının adil ve hakça paylaşılmaması, sömürü düzeninin hâkim güçlerin isteğine göre yönlendirilmesi, toplumların ritüellere bağlı yaşamı devam ettirmesi, devrim ve inovasyona kapalı bir anlayış olması yatıyor.

***

Göç İdaresi Başkanlığı verilerine göre Türkiye’de kayıt altına alınmış geçici koruma statüsündeki Suriyeli sayısı 21 Nisan 2022 tarihi itibarıyla toplam 3 milyon 762 bin 385 kişi olduğu açıklandı. Afganistan’da darbe hükümetinden kaçıp gelen 100 bin civarında göçmeni ve diğerlerini de katarsak bu sayı 4 milyonu buluyor.

Geçici korunma statüsünde en çok Suriyeli’nin yaşadığı 30 ilin başında İstanbul geliyor.

21.sırada yer alan Sakarya’da Geçici Koruma kapsamında bulunan Suriyeli göçmen sayısı, 12 Mayıs 2022 itibariyle 15 bin 783 kişi. Bu verilerin arasında diğer ülke göçmenleri de katılırsa 20 bini geçer.

İkamet izni ile Sakarya’da bulunan yabancı sayısı da 15 bin 264 kişi olduğu kayıtlarda yer alıyor.

Göçmenlerle ilk temasım 2013 yılında Ak Parti’nin Karasu Yalı Mahalle Temsilciliği görevim sırasında olmuştu. Savaş nedeniyle ülkesinden göç etmek zorunda kalan 10 kişilik Türkmen kökenli Suriyeli aileyi misafir ettiğimizde 1 yıl süreyle sağdan soldan temin edilen ayni ve nakdi yardımlarla geçimlerini karşılarken, sağlık sorunlarının karşılanması için de Sakarya Göçmenler Bürosu’na kayıtlarını yaptırmış, bir şekilde rahatlamıştım.

O yıl Karasu’ya gelen Suriyeli sayıları sonraki yıllarda giderek artmaya başlayınca halkın bakış açısı da değişmeye başladı. Bunların çevreye uyum sorunu yanısıra çeşitli iş kollarında sosyal güvencesiz gayrı resmi çalıştırılması da sorun olmaya başladı. Bazı iş kollarında kaza sonucu sakatlanan ve hatta ölenler olduğu da ileri sürüldü.

31 Aralık 2019 verilerine göre Karasu’da Suriyeli sayısı Bin 408 kişi, Iraklı 486 kişi, diğerleri 38 kişi olmak üzere toplamda Bin 932 yerleşik göçmen bulunuyordu.

Güncellenmiş yeni duruma göre Karasu’da; Suriyeli 2 bin 23 kişi, Iraklı 531kişi, Afganistanlı 28 kişi, Azerbaycanlı   37 kişi, Gürcistanlı 23 kişi, İranlı 25 kişi, Kırgızistanlı 13 kişi, Özbekistanlı 46 kişi, Türkmenistanlı 19 kişi, Ürdünlü 29 kişi ve Yemenli          10 kişi olmak üzere toplam 2 bin 768 kişi göçmen bulunuyor.

Ve birçoğu vatandaşlık verilmediği için sosyal güvencesi olmadan çeşitli iş kollarında çalıştırılıyor.

***

3 Mayıs tarihinde Halk TV’de “Kayda geçsin” programında göçmen politikasının arkasında esasen BOP projesi olduğunu iddia eden eski AKP Milletvekili Op. Dr. Turhan Çömez “Bunların geri gönderilmesi bir yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın daha fazla göçmenin Türkiye’ye gelmesini cesaretlendiren açıklamaları olduğunu görüyoruz” şeklinde açıklama yaptı.

Eski Başbakan Binali Yıldırım da “3,5 milyon mülteciyi ağırlıyor, her türlü ihtiyaçlarını karşılıyoruz ve onların Avrupa’ya gelmesinin bir anlamda önüne geçiyoruz. Bunu yaparken terör örgütlerinin Avrupa’ya yayılmasının da önüne geçiyoruz” demişti.

Siz bu açıklamadan ne anlıyorsunuz bilemem ama bana kalırsa “siz bize para verin biz bunlara da teröristlere de bakarız. Size gelecek olan bela bize gelsin” gibisinden bir anlam çıkarılabilir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Beştepe Kulliyesi’nde “19 Mayıs Gençlik Buluşması”nda gençlerle bir araya geldiğinde bir soru üzerine “Göçmenleri ağırlama konusunda Türkiye şu anda dünyada 1 numara ve bundan da rahatsızlık duymuyoruz” diyordu. Zaten ülkemizde bulunan göçmenlerin ülkelerine gönderilmesi taraf olduğumuz “Birleşmiş Milletler Sözleşmesi” ilgili maddelerine göre birtakım şartların oluşması gerekiyor. Öyle keyfimize göre gönderemiyoruz yani…

Ayrıca, Sayın Cumhurbaşkanı ifadesine göre şu ana kadar 110 Bin civarında Suriyeliye vatandaşlık verilmiş ve diğerlerine de kaçak köçek çalışmaması için vatandaşlık verilmeye devam edilecekmiş. Bu aslında çok geç kalınmış bir karar. Çünkü kaçak çalıştırılmaları onlar için sosyal güvenlik açısından çeşitli sakıncalar oluşturuyordu. Hem de devletin vergi kaybı oluyordu. Böylece hem vergi kaçağının önüne geçilmiş olunacak, hem de sosyal güvenceleri olacak. Ancak böyle bir duruma mevcut işletmelerin sıcak bakacağını sanmıyorum. Onların işine gelmez. Öyle olursa Türk vatandaşı çalıştırır.

Göçmen sorunu elbette sadece Türkiye’nin sorunu değil ama en vasıfsız ehliyetsiz olanlar bize, daha iyi meslekte olanlar Avrupa veya başka ülkelere gidiyor.

Öyle anlaşılıyor ki… “Mülteci, Sığınmacı, Göçmen…” hangi statüde olursa olsun, bir süre daha özellikle seçime kadar ülke gündemini meşgul edeceğe benziyor. Umarız bunların arasında geçmişte tespit edilen canlı bomba, intihar komandosu, tetikçi gibi birileri yoktur. Çeşitli patlamalar, saldırılar olur da, arkasından bunların içinden birileri çıkarsa işler çok karışır. Ülke güvenliği ve sosyal adalet anlayışı, iktidar hırsının önünde olmalıdır. Yoksa yıllarca sürecek çok şey kaybederiz!