Enerjimiz boşa gidiyor

 

Dış konjonktürden kaynaklı sorunlar yetmiyormuş gibi ülkemiz içinde de siyasi gerilimler giderek artmaya başladı.

70’li yıllarda ülkemiz yurttaşları arasında çıkarılan sağ-sol ayrıştırılmasından ortaya çıkan çatışmalar, bu günlerde inanç üzerinden yaptırılmaya çalışılıyor. Bu aksiyonların ülke ekonomisine de ağır darbe vurduğunu ve vuracağını görmezden gelmek ahmaklık olur.

Yeni olduğu için söyleyeyim:”

Sanatçı Sezen Aksu’nun 5 yıl önceki şarkı sözünün içinde geçen “Hz Adem ve Havva” üzerinden inanç değerlerine hakaret olarak sayılması ile bir televizyon kanalında gazeteci Sedef Kabaş’ın üstü kapalı Cumhurbaşkanlık makamına yönelik açıklamaları ortamı germeye bir bahane oluşturdu.

Her ikisinin de açıklamaları ne kadar yanlış ve ifade özgürlüğü açısından farklı paradigma oluştursa da, Ankara Melike Hatun Camii İmam Hatibi Halil Konakçı, Bursa’da bir camide verdiği vaazda Sezen Aksu üzerinden örnek vererek hilafet çağrısı yapması ve “Biz o makamı geri istiyoruz arkadaş. İslam adına istiyoruz” demesi de Anayasal düzeni değiştirmeye yönelik suç teşkil etmiyor mu?

Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Sezen Aksu’nun şarkısına ibadet yapılan bir mekanda “Hz. Adem efendimize kimsenin dili uzanamaz. O uzanan dilleri yer geldiğinde koparmak bizim görevimizdir” tepkisel söylemi de o kadar yanlış ve gerilime yol açan davranıştır. Ne İslam kanununda (Kuran), ne Anayasada, ne de dünyanın herhangi bir demokratik ülkesinde böyle bir ceza şekli yoktur herhalde…

Şunu kabul edelim ki; eleştiri her daim yararlı olmakla birlikte hakaret; ne Cumhurbaşkanlık makamına ne de herhangi bir yurttaşa yapılması uygun olmayan ve içeriğine göre suç kapsamında değerlendirilen davranıştır.

***

Neyse buradan gelmek istediğim asıl konuya gireyim:

AKP dönemi öncesi siyasi arenada parti temsilcileri hep şöyle derdi:

Ey vatandaş! Biz iktidara geldiğimizde orta direk toplumun güçlenmesi önceliğimiz olacaktır. Orta direk sizler güçlenmeden bu gemi yürümez.”

Tabi o dönemlerde bu günkü gibi akıllı telefonlar yoktu. İnsanlar akıllarını başkalarının söylemine göre kullanıyor, yandaş TV kanalları ile hipnoz olmuş şekilde bu tür retorik sözlerle avutuluyordu. Çoğu zaman bir siyasi iktidarın yerine gelen başka iktidar temsilcileri aynı tesisin veya işletmenin açılışını yapıyordu.

Bunun bedelini elbette ödediler ama vatandaşa da ödettiler. Sayelerinde ne “Orta direk” ne de “Kıç direk” kaldı.

Geldiğimiz döneme gelmeden önce halkın büyük umutlarla iktidara taşıdığı Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin ekonomik hedeflerini ilk zamanlar (7-8 yıl) gerçekleştirmiş olsa da bu yıldan itibaren tökezleme dönemine girdi.

Hatırlarsanız; 2002 ve 2007 seçimlerinde vatandaşa “3Y” (Yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar) formülünü (!) sunmuşlardı.

Orta direk söyleminin yerine topyekun kalkınmadan bahsediliyordu. Esasen doğrusu da buydu. Ancak; gel zaman git zaman bir türlü bu toplu kalkınma gerçekleşmiyor, aksine milli gelir rasyomuz kan kaybediyordu. Öyle ki 2002’de kişi başına düşen milli gelir yıllık ortalama 3 bin 688 dolar seviyesinde iken, bir ara 2013 yılında (12 bin 614 dolar) seviyesine kadar yükseldi.

Elbette ki burada devletin özelleştirme gelirlerinin büyük payı oldu. Cumhuriyet tarihinin en çok kamu özelleştirmeleri bu dönemde yapıldı. Vergi kalemlerindeki artış ve ağırlıklı olarak inşaata yönelik büyüme de bu gelirlerin artmasına katkı sağladı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) işsizlik rakamlarını açıklarken öteden beriden kavram kargaşası yaratarak yok dar kapsamlı işsizlik, yok geniş tanımlı işsizlik, yok mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik, yok genç işsizlik, yok genel işsizlik gibi verilerle açıklama yapıyor.

***

Esasen bu verilerin de gerçek olduğunu söylemek de çok gerçekçi olmayacaktır. Çünkü bu veriler İş-Kur nezdinde kayıtlı verilerdir. 1 ay önce kayıtlı olan biri diğer ay kaydını güncellemezse o kişi işsizlik skalasına dahil olmuyor.

Bakınız; işin acı gerçeğini şöyle anlatayım.

Gerek pandemi, gerek döviz kur etkisi, gerek faiz, gerek enerji maliyetleri, gerek hammadde sıkıntısı ne gerekçe olursa olsun birçok işletmeler personel çıkartmak zorunda kalacaktır. Bu durum ister istemez işsizliğin ve geçimsizliğin daha da artmasına yol açacaktır. Mevsimlik geçişlere göre dönemsel iyileşmeler olsa da maalesef gelişen teknoloji çağında işsizliğin artmasının önüne geçilemeyeceği görülüyor.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB), Aralık 2021 ve geçen yıla ilişkin kurulan-kapanan şirket istatistiklerini açıkladı. Buna göre, Aralık 2021’de kurulan şirket sayısı 2020’nin aynı ayına göre yüzde 15,3 artarak 9 bin 774 oldu. Kapanan şirket sayısı ise söz konusu dönemde yüzde 20,4 yükselişle 3 bin 803’e çıktı.

Buraya dikkat edelim;”

Bu dönemde kapanan şirket sayısı yüzde 20,4, kooperatif sayısı yüzde 1236,8 artış gösterirken, gerçek kişi ticari işletme sayısı yüzde 36,7 geriledi.

Bütün bunlara bakıldığında ülkemizde asıl sorun siyasi veya sosyal eleştirilerin sürekli gündemde tutularak ülke güvenliği tehlikesi gibi gösterilmesi değildir. Asıl sorun işsizlik ve milli gelirin hakça paylaşım yapılmamasından doğan sosyal patlamaya yol açacak tehlikedir. Odaklanılacak  yer burasıdır. Enerjimiz boşa gidiyor. Enerjinizi buraya harcayın!

Exit mobile version