Öncelikle belirtmek isterim, ülkemizin temel problemlerine insanlarımızı duyarsız sanırdım. Geçen hafta kaleme aldığım eğitim üzerine başlıklı yazım sosyal medyada 210.685 kez görüntülenme almış, 12.170 beğeni almış, yazı hakkında 535 kişi yorum yapmış, iki binin üzerinde okurda yazıyı paylaşmış. Bu rakamlar insanlarımızın temel meselelere duyarsız kalmadığını gösteriyor. İnsanlarımız geleceğimizle ilgili konularda duyarlılıklarını devam ettiriyor. Özellikle yapılmış yorumlara baktığımda eğitim çalışanlarımızın bu konuda kafa yorduklarını görmek ise bu durumdan ziyadesiyle memnuniyet duymakta olduğumu belirtmek isterim. Her şeyden önce eğitim parti programının çok ötesinde bir devlet programı olmalıdır. İktidara gelen her partinin üzerinde rahatça oynayacağı bir alanın çok ötesinde olmalıdır. Bizdeki gerçek durum ise bunun çok ötesindedir. Bırakın iktidardaki partiyi aynı iktidar içerisinde bakan değiştikçe tüm eğitim sistemi de sil baştan değişmektedir. Eğitim alanı yap boz tahtanıza dönüşmektedir. Bırakın dışardaki sade vatandaşımızı, eğitim çalışanları bile değişiklikleri takip etmekte zorluk çekmektedirler. Yapılan değişikliklerde hiçbir sosyolojik temellere dayanmamakta, daha ziyade ben yaptım oldu anlayışıyla hayata geçirilmektedir. Oysa yapılan değişikliklerin çıkarılan yönetmeliklerin üzerinde uygulanacağı bu sahaya ve bu sahadaki sosyal yapıya uyumlu olması gerekir.
Eğitim alanında kendini ispat etmiş ülkelere baktığımızda önce bir saha çalışmasının yapıldığını tüm kesimlerinin görüşlerin alındığını, din adamının, sosyoloğun, psikoloğun, eğitimin öznesi olan veli ve öğrencilerinin en önemlisi de eğitim çalışanlarının görüşlerinin alındığını ve pilot bölgelerde bunun uygulandığını görüyoruz. Tabi ki bu kadar ayrıntılı çalışma yapılınca zırt pırt değişiklikler olmadığını ve uzun süreli olduğunu görmekteyiz. Bizde 28 Şubat süreci siyasi mülahazalarla eğitime müdahale etti. Sonra gelen iktidar aksi yönde yani kendi siyasi yaklaşımını öne çıkararak rövanşı bir yaklaşım sergiledi yani yanlışa yanlış cevap verdi. Çoğu gelişmiş ülkede lise eğitimi zorunlu değildir biz zorunlu yaptık. Mesleki eğitimi de bir türlü geliştiremedik. Akademik liselerin ve imam hatip okullarının sayılarını olabildiğince arttırdık. Şöyle bir bakalım imam hatip okullarının sınıfları boşken diğer okullarda çocuklar sıkışık halde ve bir kısmında da ikili eğitim yapılıyor. Bu söylediklerime bir kesim okur kızacak fakat bana bir tane ikili eğitim yapan imam hatip okulu gösterin. Ama aksi pek çok. Burada imam hatip karşıtlığı yapmak değil amacım okullar ihtiyaçlara göre açılmalı.
Yükseköğretim de hiçbir planlama yapmadık. Bina yapıp dışına isim yazmayı maharet saydık. Üniversite eğitiminde öğrenci sayısında bütün gelişmiş ülkeleri oran olarak solladık. Avrupa ülkelerinde her bin kişiden 40 tanesi üniversite öğrencisi iken bizde bu rakam binde 90ların üzerine çıktı ama nitelik ara ki bulasın. Herhangi bir bölümün puanlarında üniversiteler arasında bir uçurum mevcuttur bu durum akademik kadro ve teknik imkanlar bakımından da aynıdır. Çocuklarımızı bu şekilde üniversitelere alıp onları oyalamaktayız. Mezun olduklarında da gayri memnun bir kitle yaratmaktayız. Bu plansız eğitim sonucu atanamayan öğretmenler gibi yeni sorunlarımız oluşmaktadır. Barolara kayıtlı avukat sayısı 200bini geçmiştir. Nüfusumuzun 85 milyon olduğunu düşünürsek her 425 kişiye bir avukat düşmektedir. Bu konuda planlamamanın yapılmadığı bu alanda toplumumuzu daha büyük problemler beklemektedir.
Eğitim üzerine (2)
