Köşe Yazıları

Düzceli Ressam Rukiye Varol

2004 yılıydı. Halkbank Bartın Şubesinden Düzce’ye tayin edildim. Düzce ile bizim KocaAli arasını birleştiren iki yol bilirdim. Biri, şimdi Rafting Merkezi olan Dokuzdeğirmen Köyü, diğeri de meşhur Çam Dağı Yaylalarımız.

Bizimkiler, 50’li- 60’lı yıllarda henüz sabah güneşi doğmadan, Cumayeri Pazarına ya da Düzce Fuarına diye KocaAli’den yola çıkarlarmış. Onların anlattığı nice hatıra ve hikayeler hala hatırımdadır. Düzce’nin bir çok güzelliklerine daha şahit oldum oraya tayin edildikten sonra. Nice güzel insanlarıyla hemhal oldum. 45 yıllık yazı hayatımın 20 yıldan fazlasına Düzce’de devam ettim. O süreçte değerli dost, Erol Tayhan Başkanımızın ricasıyla, 2 dönem Düzce Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyeliği ve Objektif Gazetesinin de 10 yıl kadar Yazı İşleri Müdürlüğü görevini yürüttüm.

Mahkeme safahatlarımız dışında, Düzce ile ilgili nice dostluk ve kardeşlik anıları biriktirdim. Allah nasip ederse 8. ya da 9. kitabımda geniş bir yer ayıracağım Düzce’ye.

Bu bağlamda öncelik vereceğim insanlardan biri, Ressam Rukiye Varol Üstadım olacak.

O zaman Şubemiz, Düzce Kan Merkezi’nin altındaydı.

Sakin ve rutin bir gündü. Bankadan içeri olgun tavırlarıyla dikkat çeken bir hanımefendi girdi. Yüzündeki gülücüklerini ve nezaketini görmenizi isterdim. Güvenlik Görevlisi Kemal ve Yılmaz beylerin yanına gidip; “Ben Şair Ömer Emecan Beyle görüşmek istiyorum!” dediğinde, yerimden bir ok gibi fırlayıp, ellerinden öptüm ve yanıma aldım. Yanaklarının her bir noktasından ve dilinden, merhamet ve nezaket balları süzülüyordu. Ressammış.

Benim de şair olduğumu öğrenince bir çay içimi sohbete gelmiş. Bütün mahcubiyetiyle; “Sanattan anlamayanlarla sohbet edilemiyor Ömer Bey Evladım, beni hoş gör!” diyerek sohbete girdi.

O yaştaki usta bir sanat erbabı için sohbet edebilecek birini bulamamak hem onun ve hem de yaşadığı şehir için ne kadar hüzün verici. O an aklıma Mehmet Emin Yurdakul’un; “Şairleri haykırmayan bir millet!” Dizesi gelmişti. Düzce için de ziyadesiyle üzülmüştüm. Orada bazı işlere destek verişlerimizin altında hep bu gerekçe oldu. Zira Düzce’nin “Sevenleri toprak olmuş, öksüz bir çocuk!” gibi olmasına gönlüm hiç razı olmuyordu.

“99 depremi yetti bize!” diyordum hep. Rukiye Hocamız için Ressam dedik ya!

Gelelim bu husustaki vefasına. Emekli olup biz döndük mü KocaAli’ye.

Bir gün olsun irtibatımızı koparmadık. Bir keresinde değerli kızı Figen Varol Hanım’a; “Ömer Bey oğlum bana bir fotoğrafını göndersin!” diye talimat vermiş. Hemen bir fotoğrafımı gönderip arkasından da: “Ne yapacakmış fotoğrafımı!” diye sormaktan kendimi alamamıştım.

Sebebini kızına şöyle izah etmiş; “Hani Ağrı’nın Tutak İlçesinde Şair Ömer Emecan Kütüphanesi açıldı ya, onun fotoğrafından büyük bir tablo yapayım da Kütüphanenin girişine asılsın!” demiş…

İnsanız ya, Karakoç Üstadımızın tabiriyle uyuz nefsimize ne de hoş geldi. Satırlarımın sonunda bir şey daha dile getireyim. Bazen değerli dostlar soruyorlar; “Kendi çevrende kıymetin biliniyor mu?” diye. Böyle bir soruya hiç muhatap olmadım biliyor musunuz! Arada bir, tuhaf hatalarına şahit olsam da, onlardan yana hiç bir beklenti içinde olmadım zaten.

Ama Düzce’yi bütün değerleri yanında, Ressam Rukiye Varol Hanımefendi ile birlikte saygıyla yad edeceğim.