Düyun-u Umumiye

 

Osmanlı’yı gözüne kestiren başta İngiltere, Fransa gibi “Emperyalist Güçler”, 1854 yılında Kırım’da, Osmanlı-Rus Savaşını başlatmıştı…

***

Her ne kadar, Osmanlı bu savaşta galip gelse de, savaş öncesi, altın keseleri yan yana dizilse, cepheye kadar uzanır durumda olan hazine, savaş sonrasında ise, kaybedilen donanma ve diğer zayiatlar sebebiyle, ağır ekonomik yük altına girmişti…

***

Ve Osmanlı, ilk dış borcunu alıyordu bu şekilde. Sanayi devrimini yakalayan Avrupa, buharlı makine gücüyle, fabrikalar kurup, üretim yaparlarken Osmanlı padişahları yalılar, saraylar yaptırarak, şatafatlı yaşam içine girmişlerdi…

***

Ve borçlar katlanarak öyle büyüyordu ki, Ermeni ve Rum bankerler, borç verdikçe veriyorlar, hele de, üzerine, 93 harbi dediğimiz 1877-78 Osmanlı Rus Harbi’de gelince, tamamen karaya oturuyordu Osmanlı…

***

Bir müddet sonra, borcunu ödeyemez duruma düşen Osmanlı’dan, borçlarına karşılık, alacaklılar, toprak istiyor ya da Ermeni Rum Diasporaları, devlet kurma haklarından, bahsedebiliyorlardı…

***

Ve nihayet, 1881 yılında, bugünkü İstanbul Erkek Lisesi’nin bulunduğu binada İngiliz, Fransız, Alman, Avusturya ve İtalyan üyelerle birlikte yedi kişilik, o günkü adı Düyun-u Umumiye olan “Borçlar İdaresi” kuruluyordu…

***

Bu idare ile memleketin en önemli gelir kaynakları olan, Tütün-Damga-Alkollü İçki  ve Tuz gelirleri, bu idare tarafından, borçlara karşılık alınıyordu…

***

1929 yılında ödenmeye başlanan bu tefeci borçları, 1954 yılına kadar sürdü…

***

Kısaca; bu tarihi dönemeci sizlere aktarmadaki gayem bugüne ayna tutmak…

***

1986’lı, ülkenin “Pazar” durumuna getirildiği ve adına da “Serbest Pazar Ekonomisi” denildiği Özallı yıllardan, 2002 yılına kadar, “16 yılda, 8 milyar dolarlık özelleştirme” yapılırken, Tayyip’li 2003’lü yıllardan, günümüze kadar, “18 yılda 70 milyar dolarlık özelleştirme” yapıldı…

***

Bu paralar, ne oldu derseniz, “1190 odalı saray gibi, 9 saray,” “Cumhurbaşkanlığı emrine, 13 tane tam teşekküllü uçak” gibi, müsrif harcamaların yanı sıra, biraz dış borç ve aslan payı da “yandaş şirket ve müteahhitlere” aktı…

***

Borçlanma ve bütçe açığı makası öyle açılıyordu ki, “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” diye yutturulan ucube bir sistemin, en tepesindeki isme, yapılan tüm uyarılara rağmen, bir türlü ayak gazdan çekilmiyordu. Dikkat! İleride, tehlikeli keskin virajlar var, uyarılarına rağmen, ayak, gazdan çekilmiyordu…

***

Neymiş; “Faiz Sebep, Enflasyon Neticeymiş…” Kurun yükselmesini, “Sen dolarla mı  maaş alıyorsun” şaka gibi sözüyle önemsemeyip, faizi baskı altına alma uğruna, Merkez Bankası’ndaki 130 milyar doları okus-pokus yapan zihniyet,  tabii ki dünyanın gözünün  üzerinde olduğu ve bağımsız olması gereken Merkez Bankası’nın başına, 2015 yılında, Ekrem Başçı‘dan sonra, başa getirilen 2016’da Murat Çetinkaya, 2019’da Murat Uysal gibi teknokratları görevden alarak, dünya ekonomilerine ve Katar gibi bazı, parası olan, kabile yapısı devletlere de, “Ben ne dersem o olur…”  güvencesini vererek, partidaşı Naci Ağbal’ı getiriyordu… Bu arada faizin ideolojik saplantı sebebiyle baskı altında tutulmasıyla, kefen parası olarak saklanan merkez bankası kasasındaki 130 milyar üzerine, eksi 58 milyar daha açıkla bugünlere geliniyordu…

***

Ve ülke, tıpkı, tefeci Galata Bankerleri eline düştüğü, o yıllardaki gibi, yabancının bir koyup 6 alacağı bir duruma getiriliyordu…

***

Hele de, ülkesinde, hiçbir şeyin şeffaf olmadığı, Katar gibi, eşkıya, hırsız bir devletle, sıkı ve angil-dingil ilişkiler, ülkeyi rotu çıkmış araba misali yüce Atatürk’ün işaret ettiği “Muasır Medeniyetler Seviyesi Üzerine Çıkarma” hedefinden uzaklaştırıyor tıpkı Düyun-u Umumiye’deki yıllarda olduğu gibi, Cumhuriyet kazanımları ile şehitler verilerek elde edilen haberleşme gibi önemli bir kurum olan Telekom’u, tank palet gibi, güvenliğimizi ve geleceğimizi ilgilendiren, 286 adet kamuya ait kurum ve fabrika, bu kabile Katar, Yunanistan, İsrail, ABD, İngiliz ve Fransızlara satılıyordu tıpkı Düyun-u Umumiye’deki yıllarda olduğu gibi…

***

Tabiidir ki bu kabile ve hırsız, eşkiya yöneticileri bünyesinde bulunduran Katar, içerisinde, Lozan’dan intikamını almak isteyen İngiltere gibi, emperyalizmi devlet politikası haline getirmiş devleti alarak, bütün bu filmleri çeviriyordu…

***

Ve geçmişte, Düyun-u Umumıye gibi, başımıza örülen ve 73 yılda ancak çözebildiğimiz çorabı, bir daha, hiç çıkaramayacak duruma getirebilmek için, Katar gösterilerek aslında emperyal güçlere, satılıyordu ülkemin toprakları…

***

İktidarın, koltuğunu kaybetmemek üzere düştüğü, bu geri dönülmez yolu, çözüm üretmeyen, inandırıcılıktan uzak muhalefet ve can derdine, geçim derdine düşmüş, korkutulmuş “Halk Yığınları” da seyrediyor…

Ne acı! 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.