Cumhuriyetin kuruluşundan bir asır sonra komşumuz ülkelerin durumuna bakıyoruz. Hiçbirisinde sağlam bir devlet düzeni olduğunu söyleyemeyiz. Güney sınırlarımız üzerindeki Irak ve Suriye’nin hali ortadadır. İran’da ise yeniden sokağa dökülen halk ile mevcut yönetim arasında oluşan çatışma, kanlı olaylarla devam etmektedir.
1920 yılında Ankara’da kurulan meclis, iç ve dış savaşlardan sonra 1923 yılında cumhuriyeti ilan etti. Bir asrı geride bıraktık ve aynı sistem devam ediyor. Tek partili dönem, 1946 yılından itibaren çok partili sisteme dönüştü. 1960 Askeri darbesi, 1971 muhtırası, 1980 ihtilallerini yaşadık. CHP, DP, AP, ANAP, DYP, AKP iktidarları ile bugünlere geldik. Kurulan koalisyon hükümetleri ve bunlarda yer alan partileri dikkate almadım.
Kurulan her hükümet, Anıtkabre giderek Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi huzurunda saygı duruşunda bulunuyor. Başka bir ifade ile teşekkür ederek, çizdiğin yolda gösterdiğin hedefe yürüyoruz ve yürüyeceğiz diyor.
Bu durumu hazmedemeyen, her şeyi O mu yaptı diyen, hatta kurulan cumhuriyet düzenini beğenmeyenlerin varlığını da biliyoruz. Yaşadığımız ortam böyle düşünenler için çok iyi önekler oluşturmaktadır. Arap ülkelerine benzeme veya İran devlet düzeni hayalinde olanların, mevcut durumlardan sonra akıllanmaları gerekir. Ülkemizi yönetenlerin de tekke yapılanmaları peşinde sürüklenen saf insanlarımız için, çözüm üretmesi gerektiği ise ayrı bir gerçektir.
1925 Yılında, cumhuriyetin kurulumundan iki yıl sonra, gerçekleşen Şeyh Sait İsyanı nedeniyle Türkiye’nin güney sınırları düzenlenememiştir. İsyan nedeniyle Kerkük ve Musul’un sınırlarımız dışında kaldığı değerlendirilmektedir. Her şeye rağmen Mustafa Kemal ağırlığı ile Hatay’ın anavatana bağlanmasısağlanmıştır.
Dini, Mutafa Kemal Atatürk’e karşı kullanmak isteyen İngiliz ajanları, küçük başarılar elde etse de, Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet, yaşamaya devam etmektedir.
İran’da Şah düzeninin yıkılmasından sonra Ayetullah Humeyni, ikamet ettiği Fransa’dan ülkesine gelerek 1979 senesinde bugünkü İran İslam Cumhuriyetini kurmuştur. Allah adına yetki kullandığını söyleyen bu sistem, yarım asırdır İran’da devam etmektedir.
Avrupa ülkeleri 15-16. Yüzyıllarda yapılan reform hareketleri ile din baskısından kurtularak, halkının rahat bir yaşam sürmesinin önünü açmışlardır.
Hiçbir kişi ya da kurumun “Ben Allah adına yetki kullanıyorum. Bu düzen Allah’ın düzenidir. Ben de Onun adına yetki kullanıyorum”deme hakkı yoktur. “Bu Dünya hayatı önemli değildir, ahirete yatırım yapalım ” cümlesi de yanlıştır. Yaşadığımız Dünya’da insan gibi yaşamayı başarmak birinci önceliktir. Bu durum, kaliteli eğitim, bilim, teknik ve her tür bilgiye ulaşmak için gösterilecek emek ile mümkündür. Özgür toplum yapısını kurmak, işin temelini oluşturur.
Krallık, çarlık, şahlık, padişahlık döneminin sona ermesinden sonra, komşumuz İran’da devlet düzeni sağlam temeller üzerine oturtulamamıştır. Zamanında çekilerek, İran halkının özgürlükçü cumhuriyete geçişini sağlayamayan İran şahı, bugünkü kargaşa ortamının önünü açmıştır. Kendisi de ülkesinden uzaklaşmak durumunda kalmıştır.
Daha modern bir devlet görünümündeki İran’da, Şah’ı devirmek cazibesi, birlik oluşturan halkın devrimi gerçekleştirmesini sağlamıştır. Aradan yarım asra yakın süre geçmesine rağmen İran’daki mevcut yönetim, halkını mutlu etmekten uzak kalmıştır. Sadece dini temel üzerinden yürüyen bir sistemin ayakta kalması, insanlarını mutlu etmesi mümkün değildir. Buna ait örnek de yoktur.
Örnek alınması gereken model Laik, demokratik, sosyal hukuk devletidir. Dünya’ya sadece din penceresinden bakarak sağlam bir devlet düzeni görmek ise mümkün değildir. Yarım asırlık dini yönetimden sonra bunu gerçekleştirmek, zorluğun büyüklüğünü açıkça göstermektedir. Maalesef İran halkı için ortada zor bir süreç mevcuttur.
Doğru rota
