Her ülkede spor branşları içinde en çok sevilen seyredilen ve üzerinde yorumlar yapılan futbol branşı çağdaş ölçüler seyredilebilirlik düzeyinde ilgi alanları oluşturmakta ve izlenmekteyken, maalesef bizim ülkemizde en başta futbol olmak üzere spor adeta “sebzeli çorbaya” dönmüş durumdadır, içinde ne ararsan var hatta birilerinin attığı parmaklar bile var…
O yüzden pişmiş aşa atılan parmağın kime ait olduğunu asla bilemezsiniz.
Yani bizim ülkemizde en başta siyasetçiler olmak üzere spora içinde futbola parmak atmayan yok maalesef O yüzden karışık sebze çorbasına benzettim değerli okuyucular.
Gelin birde Avrupa birliği ülkelerinde spora siyasetçi müdahalesi yahut başka bir müdahale var mıdır görelim.
Ve devamında “Düzey, nitelik ve yönetişim modelleri üzerine karşılaştırmalı kısa bir inceleme” yapalım.
Uzun süredir Türkiye’de spor alanında devlet müdahalesinin düzeyi, niteliği ve sonuçları üzerine çeşitli değerlendirmeler yapılmaktadır, ben de yapıyorum.
Bu tartışmalar çoğunlukla devlet spora müdahale ediyor mu, etmiyor mu? sorusu etrafında şekillenmektedir. Oysa uluslararası spor politikaları literatürü incelendiğinde, temel sorunun müdahalenin varlığından ziyade müdahalenin hangi düzeyde, hangi araçlarla ve hangi yönetişim anlayışıyla gerçekleştirildiğidir.
Bu bağlamda Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde sporun yönetimi ve finansmanında devletin rolünün nasıl konumlandığını incelemek, Türkiye’deki spor yönetimi tartışmalarının daha sağlıklı ve karşılaştırmalı bir zemine oturmasına katkı sağlayacaktır diye düşünenlerdenim.
Modern spor sistemleri yalnızca atletik performans üreten yapılar değildir. Spor sosyal politika, kamu yönetimi, eğitim sistemi, ekonomi ve kültürel yapıların kesişiminde yer alan çok boyutlu ve karmaşık bir kurumsal alan olarak ele alınmaktadır.
Bu farklılıklar başlıca şu unsurlarla ilişkilidir…
Tarihsel yönetim gelenekleri, refah devleti modelleri, sivil toplumun kurumsal kapasitesi,
sporun toplumsal işlevine ilişkin algılar.
Avrupa birliği devletlerinde yüksek orta ve düşük düzeyde ele alınmaktadır bu durum.
Bu sınıflandırma, sporun bir kamu politikası alanı olarak ele alınma biçimini ve spor
organizasyonlarının özerklik derecesini analiz etmek açısından işlevsel bir çerçeve sunmaktadır.
Avrupa’daki spor sistemlerinde devlet müdahalesi modellerine kısaca bakalım
Yüksek düzey devlet müdahalesi modeli, bu modelin temel özellikleri şunlardır…
Ulusal spor stratejilerinin kamu otoritesi tarafından belirlenmesi, yetenek tanımlama ve geliştirme sistemlerinin kamu politikalarıyla entegre edilmesi,
Merkezi ve güçlü finansman mekanizmalarının varlığı, olimpik ve uluslararası başarı hedeflerinin ulusal prestij politikalarıyla ilişkilendirilmesi.
Bununla birlikte literatürde, bu modelin bazı yapısal risklerine de dikkat çekilmektedir. Aşırı merkeziyetçi yapıların, federasyonların yenilik kapasitesini sınırlayabileceği ve bürokratik süreçlerin performans esnekliğini azaltabileceği vurgulanmaktadır.
Orta düzey devlet müdahalesi, devlet, spor sisteminde daha çok düzenleyici ve destekleyici bir rol üstlenmekte, uygulama sorumluluğu federasyonlar, kulüpler ve diğer sivil spor organizasyonlarıyla paylaşılmaktadır.
Bu modelin başlıca özellikleri şunlardır…
Kamu ve sivil spor organizasyonları arasında paylaşılan yönetişim yapıları, performans temelli ve hedef odaklı finansman mekanizmaları, sporcu merkezli uzun vadeli gelişim programları, bilimsel performans analizine dayalı karar alma süreçleri.
Özellikle İngiltere spor sistemi, UK Sport ve Sport England aracılığıyla performans odaklı kamu yatırım modelini etkin biçimde uygulamaktadır. Bu yapı, elit spor performansı ile taban spor gelişimini aynı politika çerçevesinde bütünleştiren bir yönetişim modeli sunmaktadır.
İskandinav ülkelerinde ise spor, yalnızca elit performans üretimi açısından değil, toplumsal sağlık, sosyal katılım ve yaşam boyu fiziksel aktivite politikalarının temel bir bileşeni olarak ele alınmaktadır.
Pişmiş aşa atılan parmaklar
