Niyet neydi akıbet ne oldu

Geçen hafta ülkemizde doğan her çocuğumuzun 0-3, 0-6 yaşlarından itibaren sırasıyla okulöncesi, ilkokul, ortaokul, lise ve akabinde de her tarafa ot gibi diktiğimiz üniversitelerimizde eğitim vererek 22-25 yaşına kadar örgün eğitim kurumlarımızda tuttuğumuzdan bahsettik. Şimdi nasıl oluyor da bu kadar uzun süre zarfında devletin örgün eğitim kurumlarında yetiştirdiğimiz gençler anti sosyal davranış geliştirebilip birer canavara dönüşüyorlar. Hal böyle olunca mutlaka bir yerlerde arızaların olması gerekir. Bu durumda da ülkenin sosyologları, psikologları, eğitim bilimcileri bir araya gelerek arızanın nerede olduğunu teşhis ve tespit etmeli ve bu durumu onarmak için acil öneriler sunmalıdır.
Bilim adamlarımız, eğitimcilerimiz, sosyologlarımız vb. teşhis ve tedavi yöntemleri sunmasına sunarlar da acaba bunlar uygulayıcılar- siyasetçiler tarafından ne kadar dikkate alınır. Bizde ki sıkıntı her olaya bilimsel değil siyasi ve duygusal yaklaşmamız bizden olana ve onun görüşlerine itibar etmemiz bizden olmayanı ise altın dahi yumurtlasa ötekileştirmemizdir. Kısaca liyakatı değil sadakati ön planda tutmamızdır.
Siyaset bir bilimdir. Biliminde niteliği bellidir ama bizde siyaset bilim olarak algılanmaz her türlü üçkağıdı, yalanı dolanı becerir daha sonra da ‘Ne olacak canım siyaset yapıyoruz.’ deriz ve bir kenara çekiliriz. Bir bakanımız ‘Kabe’de hacılar hu der.’ ilahisini İmam Hatip Lisesi öğrencileriyle seslendirip sosyal paylaşıma açarken kendi çocuğunu Fransız Charles de Gaulle lisesinde okutmakta beis görmez. Kendisini dini kanaat önderi olarak tanıtan pek çok şahıs kürsüye çıkar fakirliğe övgüler yağdırarak fakirlerin zenginlerden beş yüz sene önce cennete gireceğini fakirlere müjdeler tabii bu arada da onların ceplerin söğüşleyerek fakirin tahayyül dahi edemeyeceği lüks villalarda oturur milyon dolarlara yakın araçlara biner hatta ama kimse kendisini dini önder diye tanıtan kişinin sergilediği bu iki yüzlülüğü tartışmaya açmaz.
Hatta bazı kanaat önderleri daha da ileri giderek eğitim almamanın, okumamanın ayrıcalık olduğunu, bilimin şirk olduğunu, bilim adamlarının şirke düştüklerinden bahseder ama cebindeki cep telefonunun, bindiği arabanın, hatta üzerindeki elbisenin kumaşı dahi lüks ve pahalıdır.
Yakın zamanda ölen bir tarikat liderinin çocukları mal mülk için birbirlerine girdiler sadece bizde değil İngiltere’de Londra’daki mallar için kavgaya tutuşup mahkemelik oldular. Kimse bir dini yapının Londra’daki mal varlığının sebebini sorgulamıyor sorgulayanı da dinen tekfir ediyor. Bu konuları tartışmaya açan rahmetli Yaşar Nuri Öztürk bu kesimlerce linçe uğradı. Mustafa Öztürk ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Mehmet Okuyan’ da eleştirilerin odağında.
Eğitim sistemimize baktığımızda son zamanlarda en fazla açılan okul İmam Hatip ortaokulu veya lisesi. Hatta müfredata yüklediğimiz derslerle diğer okulları da İmam Hatipleştirdik. Baskın anlayışa göre iyiye gitmemiz gerekirdi. Gerçeğe baktığımızda tam tersi her gün batışa gittiğimizi görüyoruz o zaman bir yerlerde hata yapıyoruz. Bizim aklı, mantığı, bilimi ve felsefeyi öncelememiz gerekirdi ve gerekir.
Kur’an-ı Kerim’de ‘’Hâlâ akletmez/düşünmez misiniz?’’ ifadesi 13-14 ayette geçerken, fiilin farklı çekimleriyle (akletmiyorlar, akletmezler vb.) “akıl” kökünden türeyen fiiller toplamda 49 yerde yer almaktadır. Bu ayetler, aklın kullanılmasını teşvik eden ve düşünmeye çağıran bağlamlarda kullanılır.
DEVAMI GELECEK…






