Boşa çekilen kürek

Ülkemizde spor ve gelişim zihniyeti oldu bitti bir  çatışma içerisindedir. Birbirlerini tamamlama yerine tam tersi ayrıştırma durumu yaşarlar
Ülkemizde spor, en başta futbol olmak kaydı ile  uzun yıllardır başarı, kupa, madalya ve skor merkezli bir anlayışla ele alınmaktadır. Böyle olunca sonuç odaklı daha doğrusu skor odaklı bir sistem başarı olarak tanımlanmaktadır.
Haliyle öğrenme, gelişim ve sürdürülebilir performans gibi kavramları arka plana itilmiştir itilmektedir. Spor bilimleri, kalıcı başarının temelinde gelişim odaklı zihniyetin yer aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Türkiye’de spor kültürü ile gelişim zihniyeti arasındaki temel çatışma da tam olarak bu noktada başlamaktadır.
Ülkemiz de spor ve futbol sistemi, erken yaşlardan itibaren eleme ve etiketleme üzerine kuruludur. Yetenekli, yeteneksiz, başarılı başarısız gibi keskin ayrımlar, sporcuların gelişim süreçleri tamamlanmadan yapılmaktadır.
Tamamen skor odaklı bu yapı, sporcuyu risk almaktan uzaklaştırır ve kaybetmenin maliyetini yükseltir. Kaybeden yalnızca bir müsabakayı değil, çoğu zaman sistem içindeki yerini de kaybeder.
Ülkemiz de spor ve futbol yönetimi büyük ölçüde sabit zihniyet üzerine inşa edilmiştir. Başarı çoğu zaman doğuştan yetenekle açıklanmaya çalışılırken, başarısızlık bireysel eksikliklere indirgenir.
Sistem kendini sorgulamaz, sporcuyu, yahut futbolcuyu sorgulamayı tercih eder.
Haliyle bu durum antrenörler de sürekli kazanmak zorunda bırakır. Çünkü sistem onlardan gelişim değil, sonuç bekler. Bu baskı, antrenörleri kısa vadeli çözümlere yönlendirmeye mecbur bırakır.
Bu yüzden hata kültürü ve güven sorunu derinleşir. Spor ortamları, futbol müsabakaları çoğu zaman yüksek kaygı ve düşük güven üretir. Hata yapan sporcu yahut futbolcu uyarılır, etiketlenir ya da oyunun dışına itilir.
Bu durum yalnızca sporcuları değil, antrenörleri ve yöneticileri de etkiler. Kimse hata yapma riskini almak istemez. Yenilikten kaçınılır, alışılmış yöntemler kutsallaştırılır. Böylece spor kültürü, öğrenen bir yapı olmaktan çıkarak kendini tekrar eden bir döngüye dönüşür.
Ülkemiz de başarı çoğu zaman tek bir göstergeyle ölçülür şampiyonluk kupa veya madalya. Bu yaklaşım, sporcu gelişimini görünmez kılar. Oysa gelişim zihniyeti, başarıyı yalnızca sonuca değil sürece de yayar.
Şampiyonluk kupa yada Madalya gelmediğinde antrenör ve sporcu başarısız ilan edilir. Takım şampiyon olursa, sporcular madalya alırlar ise süreç sorgulanmaz, her şey bir anda unutulur gider.
Bu durum kısa vadeli kazanımları ödüllendirirken, uzun vadeli zararları göz ardı eder. Sonuçta sürdürülebilir başarı yerine dönemsel başarı üreten bir yapı ortaya çıkar.
Peki bu arada gelişim düşüncesi ne olur derseniz, gelişim zihniyeti çoğu zaman söylem düzeyinde kalır uygulamada karşılık bulamaz.
Oysa Türkiye’de sporun gerçek dönüşümü, yeni tesisler ya da daha büyük bütçelerle değil ancak zihniyet değişimiyle mümkündür. Çünkü gelişim zihniyeti, bireylerden önce sistemi dönüştürmeyi gerektirir. Hatanın cezalandırılmadığı, çabanın görünür olduğu ve sürecin değer gördüğü bir spor kültürü inşa edilmeden kalıcı başarı beklemek gerçekçi değildir.
Gelişim zihniyeti bir tercih değil, bir zorunluluktur. Türkiye sporda geleceğini korumak istiyorsa kazanmayı değil, öğrenmeyi merkeze alan bir spor kültürü inşa etmek zorundadır.
Temennimiz şudur tabi Türkiye’de bir takım şampiyon olmadığında, bir sporcu madalya
kazanmadığın da, sorumluluk antrenör ve sporculara yüklenmeden önce, başarısızlığı üreten sistem ve hakim spor zihniyeti cesaretle sorgulanmalıdır.
Çok şey istiyorum değil mi?
İşte ülkemizin sporunun futbolunun sırf şampiyonluğa kupaya yahut madalyaya endeksli olduğundan, yasa dışı yahut içi bahis ve yanı sıra şike olayları gündemimizde ki yerini koruyor.
O yüzden gelişimmiş dönüşümmüş vs vs… kavramları hep boşa kürek sallamaktan öteye geçmiyor geçemeyecek…
Sağlık ve esenlikle…

Exit mobile version