“Biz daha çok alkışlarız” demiş miydim

 

Ben bu başlığı atmaktan sıkıldım.

Yakın ilçelerimizi kıskanmaktan bunaldım.

Birlik olamıyor olmamızdan usandım…

Aynı ligde mücadele ettiğimiz, Karasu’da kök söktürdüğümüz, Hendek’teki müsabakada ter döktürdüğümüz Hendekspor 3. Lig’e yükseldi.

Sakaryalı olarak, Sakaryaspor’dan sonra, bir Sakarya ekibinin profesyonel statü kazanmasından gurur duyduk.

Duyduk duymasına da…

Biz hayatımız boyunca hep gurur duyan tarafta mı yer alacağız?

Kocaali’ye Denizcilik MYO kuruldu, elini sık.

Kaynarca fakülte almış, alkışla.

Komşuya Kadınlar Plajı yapıldı tebrik et.

Ferizli’ye ikinci OSB onaylandı, gurur duy.

Tamam da canım kardeşim! Bizimle ne zaman gurur duyulacak?

Biz ne zaman alkışlanacağız? Biz bu dünyaya millete gıpta etmeye mi geldik? Bir kere de yakın komşularımız bizimle gurur duymayacak mı?

 

Meşveret

Eskiler “Bin bilsen de bir bilene danış” demişler. Babaannem de “Kırk kere ölçeceksin bir kere biçeceksin” derdi. İkisinin de benzer yönleri var. İnsanların fikrini almak biraz meşakkatlidir. Kendini ifade etmekte zorlanan bir toplumda karşındakinin ne dediğini anlamaya gayret etmek yorucu bir iş.

Onun yerine kendi bildiğinizi uygulamak en kestirme yol. Vasat ümmet olma bilincindeki insanlar da kişilerden çok makamlara itibar ettiği için alınan kararlara homurdansalar da uyum sağlıyorlar.

Karnından konuşanlar finalde ikna olmayı, boyun bükmeyi biliyor nasıl olsa.

Ancak gene de Türk Kültüründe danışma kültürü vardır. Buna istişare diyenler de olur. Ancak tarafların birbirini gerçekten dinleyip kendi fikirleri de dahil olmak üzere fikir değiştirmeye hazır olarak yaptıkları istişareye meşveret denir.

Meşveret yapanlar, fikirleri değiştiğinde kendilerini yenik saymazlar. Aksine uygulamasının eksikliğini görmek ve karşısındakine hak vermek olgunluk göstergesidir.

Sosyal hayatımızda da ilçemizin yönetiminde de aslında meşveret eksikliği çekiyoruz. Bu sırf yönetenlerin eksikliği de değildir. Yönetilenler de en az karar alıcılar kadar sorumlu olmalıdır.

Meşveret her zaman sorunların çözülmesini sağlamasa da sorumlulukların paylaşılmasına yardımcı olur.

Karasu’da eksik olan aslında tam da bu.

Girizgahı gene uzattık ama…

Karasu’da uygulanmaya başlayan parkomat konusunda pek çok farklı görüş var. Kimi uygulamanın trafiği rahatlattığını söylüyor. Kimi ara sokakların artık daha işler olduğu kanaatinde. Kimi arka sokakların artık çocukların çıkması için güvenli olmadığı görüşünde. Kimi parkomatın yasal olmadığını dile getiriyor. Kimi “Bal gibi de yasal” diyor.

Kimi dükkanının önünün rahat ettiğini söylerken bir başkası alışveriş için gelen müşterinin 15 dakikadan fazla kalmamak için artık uğramaz olduğunu ifade ediyor.

Aslında her biri aynı şeyi söylüyor.

İnsanlar görüşlerinin 5 yılda bir değil sürekli alınmasını istiyor.

 

 

 

Doğanın dengesine dokunursanız

Son beş yıllık dilimde sel ya da sel tehlikesi yaşamaya başladık. Eskiden de yağışlar olurdu ama insanlar tedirgin olmazdı.

Şimdi dere yatağında olan evler eskiden de dere yatağındaydı. Ama dereler taşmazdı. Ne oldu derelere? “Bu zamana kadar taşmadık da ne oldu? Bundan sonra taşacağız” işte mi dediler durduk yere?

Yoksa aslında  biz doğanın dengesine müdahale ettiğimiz için mi oluyor olanlar?

Kesin yargıda bulunacak değilim. Meteorolojik bilgim ve haddim buna müsaade etmez ama…

Yakın zamanda uygulanan sıralı kesim, bir şirket tarafından atıldığı iddia edilen dolu topu hatta belki Melen Barajı…

Hepsi aslında doğanın normal akışına müdahaledir.

Ve doğanın kuralı: Etki varsa tepki beklenir…

 

Hastanede yoğunluk artıyor

Karasu en yoğun günlere doğru yaklaşıyor. Çok net!

Sahilde telefon çekmemeye, çeşmedeki sular daha yavaş akmaya, arabalar park yeri bulamamaya başladı.

Ancak bunlar hayati değil.

Hayati olan konu şu ki, Karasu Devlet Hastanesi bu tarihten sonra çok daha yoğun günlere giriyor. Aşılama bir yandan. Artan rutin nüfus yoğunluğu diğer yandan. Nüfus artışına bağlı olarak meydana gelen sağlık sorunları bir başka yandan…

Şimdilerde aşı için 500 civarında vatandaş Karasu Devlet Hastanesi’ne gidiyor. Acil serviste günlük muayene sayısı 800’ü aşmaya başladı.

Poliklinik hizmetlerindeki artan yoğunluk gözle görünür hale gelmeye başladı. Pek çok alanda sıra alabilmek bile tedavinin bir parçası haline geldi.

Tüm bu durumların yakın gelecekte düzelmesi beklenmediği gibi, geçmiş yıllardaki deneyimlerimiz bize çok daha sıkıntılı sürece doğru gittiğimizi söylüyor.

Karasu’da önümüzdeki 10-15 gün içinde nüfus artışı yaşanacak. Sadece Karasu’da değil Kocaali’de de bir yoğunluk olacak. “Bize ne Kocaali’den” diyemezsiniz. Zira Kocaali Devlet Hastanesi’nin eksikliğini Karasu tamamlıyor. Pek çok hasta Kocaali’den Karasu’ya geliyor. Bu durumda Karasu Devlet Hastanesi bir değil iki ilçeye hizmet vermek durumunda kalıyor.

Yazlıkçılar, gurbetçiler ve fındık işçileri geldiğinde Karasu maksimum kapasiteye ulaşmış olacak. Tüm bunları ben bildiğime göre ilçe idaresinde irade sahibi olanlar da biliyor olmalı.

Aramızda bir fark var. Ben görüp dile getirebiliyorum, onlar görüp önlem almakla mesul konumdalar.

Ben görevimi bu yazıyı yazarak yaptım. Bakalım yöneticilerimiz de yapacak mı?

Yoksa her şey sağlık çalışanlarının insanüstü gayreti ile Karasuluların sabrına mı bırakılacak?

 

Bayramda yokuz

Sakarya Kuzey Gazetesi’nin yayın günü bayram haftasına denk geldiği için önümüzdeki hafta gazetemiz yayınlanmayacak. Bu nedenle siz değerli okurlarımızdan bir hafta ayrı kalmış olacağız.

Her birinizin Mübarek Kurban Bayramı’nı tebrik ederim.

Allah bayramınızı kutlu, ibadetlerinizi makbul etsin.

 

Biz ne satıyoruz

Tatile giden herkes gittiği yerden bir hediye getirir. Karasu’da binlerce yazlık, yüz binlerce yazlıkçı var!

Merak ediyorum bu insanlar hayatlarını sürdürdükleri yerdekilere Karasu’dan ne hediye götürüyor?

Deniz suyumuzu mu? Kumumuzu mu? Acarlar’dan kopardıkları nilüferleri mi? İhsaniye’den topladıkları kum zambaklarını mı?

Herkes yazlıkçıların Karasu’dan alışveriş etmediğinden yakınıyor.

Kimse de demiyor ki sen bu tatilcilere Karasu’ya özgü ne satıyorsun?

Biz bir şey satmıyoruz, turist bir şey almıyor. Gül gibi geçinip gidiyoruz işte…