Ben on yaşında yetim kaldım. İnsan o yaşlarda yetim kalınca haliyle babasını daha bir özlüyor.
Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersindeyiz. Hoca “Hazreti İsa bir cümle söylüyordu, ölüyü diriltiyordu” demesin mi…
Çocuk aklımla hemen o cümleyi öğrenmek istedim. Bence “Hokus pokus” gibi bir şeydi. Söyleyecektim ve babam kalkacaktı.
Okuldan kaçtım ve doğrudan kütüphaneye gittim. O zamanlar şimdiki gibi internette arama imkanı nerde…
Kütüphanede de arama şeklini bilmen lazım. Ansiklopediler, dini ansiklopediler, bilmem neler…
Derken Hazreti İsa’nın hayatı. Hıristiyanlık tarihi…
Falan filan derken cümleyi buldum. Hem İbranicesini hem de Türkçesini. Hem kağıda yazdım hem de ezberledim.
Sonra bir Cuma günü, namazdan sonra mezarlığa çıktım. Mezar başında önce dua ettim. Ama yemin ederim titriyordum.
Dua sonrası bütün inancımla Hazreti İsa’nın cümlesini söyledim. Onun söylediği gibi, İbranice…
Bir karşılık olmadı tahmin edeceğiniz gibi.
Birkaç tekrardan sonra kendi kendime “Babam İbranice mi biliyordu” diye düşündüm ve cümlenin Türkçesini söyledim. Haliyle değişen bir şey olmadı.
Cümlenin doğru olup olmadığını kağıttan da kontrol ettim. Cümle de doğru. Cümle doğru, şartlar uygun ama bir detay var: Ben Hazreti İsa değilim.
Yani azizim, sözün etkisi sahibinin itibarı kadardır. Söylediğiniz sözlerin doğruluğundan eminseniz ama etkisinin olmadığını görüyorsanız kendi itibarınızı kontrol ediniz…
Susmaların bedeli
Dürüstlük, tanım olarak yalan söylememek değildir. Doğruyu da haykırmak lazım. Doğruyu söylediğiniz için sevilmeyebilirsiniz. Ama sevileceğim diye haksızlıklara susarsanız da daha sonra söylediğiniz doğruların bir kıymeti olmaz.
Siyasette bazı insanlar bazı insanlarla anlaşıyor. Bendeniz de bir dönem ilçe başkanlığı yaptım. Bana bir partili, “Ülkücünün hırsızı diğerinin hırsızından on kat iyidir” dedi. Ben de karşı çıkarak, “Ülkücünün hırsızı diğerinin hırsızından en az iki kat kötüdür. Zira hem çalmıştır hem de Ülkücülüğün itibarından çalmıştır” dedim.
İnsanları “Senin hırsızın benim hırsızım”, “Senin zalimin, benim zalimim” diye nitelendirip sınıflandırır ve ona göre değerlendirirseniz zamanı gelince adaletin dengesi de şaşar.
Sizin işinize geldiği için değil, doğru olduğun için bir şeyleri dile getirmelisiniz.
Bazı dönemler yönetimi savunan kişilerin birden tam karşıda yer almaları karşılık bulmuyor hatta kişisel hırs olarak nitelendirilip, “Zamanında neden konuşmadı” eleştirilerine neden oluyor.
Üstünden zaman geçtiği için anlatmakta sakınca yok, bir arkadaş partisinden delege olmak için mücadele ediyor. Sonunda o ne kadar üyeye oy kullandırsa da karşısındaki listeye daha fazla oy çıkıyor.
Hal böyle olunca bize dert yanmaya başladı, “Benim oylarıma karşılık sahte oy atıyorlar. Beni kaybettiriyorlar” dedi. Ben de “Nereden biliyorsun böyle yapıldığını” diye sordum. O da samimi bir şekilde “Zamanında ben de yapıyordum aynısını” dedi.
O zaman diyecek bir şey kalmıyor. Zamanında yaptıklarınıza maruz kaldığınızda söylediğiniz sözler de değerini yitiriyor.
Aylar geldi geçti
Karasu Devlet Hastanesi’ne MR cihazının alınması konusunda ısrarcı olmak lazım. Okulların kapanmasına kısa bir süre kaldı. Okulların kapanmasının ardından Karasu’daki yoğunluk aylar sürecek şekilde devam edecek.
Yazlıkçılar, gurbetçiler ve fındık işçileri Karasu ve Kocaali’ye gelecek. Bu iki ilçede de nüfus dalgalanmasına bağlı belli problemler yaşanacak. En azından kamu personeli insan üstü gayret sarf etmek zorunda kalacak.
Karasu ve Kocaali’nin en acil ihtiyacı sağlık olacak. Bu konuda herkesin elini taşın altına koyması lazım.
Karasu Sağlık Hizmetleri ve Hastane Derneği Başkanı Hasan Eminoğlu, Spor Bakan Yardımcısı Enes Eminoğlu’nun da katkıları ile bir MR cihazı alımı hamlesi başlattı. Bu konu karşılık da buldu. Allah razı olsun, Ak Parti Karasu İlçe Başkanı Recep Aksu ve MHP Karasu İlçe Başkanı Hamza Uğur, elini taşın altına koydu ve Ankara’da bir dizi görüşme gerçekleştirdi.
Ardından Ak Parti Sakarya Milletvekili Lütfi Bayraktar da bu konunun takipçisi oldu. CHP’li Ümit Dikbayır konuyu TBMM gündemine taşıdı. Cihazın geleceğine ilişkin Kuzey gazetesi birkaç kez manşet bile yaptı.
Sonuç?
Haziran ayındayız. MR cihazı henüz gelmedi. Cihazın temmuz başında da gelmemesi durumunda önümüzdeki sezona kalmasında bir sakınca yok.
Yani asıl yoğunluğun yaşandığı dönemde elimizde olmayacaksa, yine biz Adapazarı’na gitmek zorunda kalacaksak…
Seneye de gelse olur…
Kurallar kimin için
Kurallar aslında toplumun yararını sağlamak için. Ancak doğru bilgi aktarılmadığında yasakların gereksiz olduğu düşünülüyor.
Mesela Karasu’da karaya oturan Ninova isimli geminin bulunduğu alanda denize girmek yasaklandı. Neden? Bu söylenmedi. Yani gemiden sızma mı olabilir, geminin bulunduğu yerde derinlik mi fark eder, gemideki mallara zarar verilmesi hukuken suç mu içerir?
Açıklama olmayınca gençler gemiye kadar yüzmeyi ve hatta geminin içine girmeyi kendilerinde hak gördü.
Bir de uygulatılmayan emir otorite kaybına neden olur. Emri verdiniz. Geminin bulunduğu yerde denize girmek yasak. Peki girersek nasıl bir yaptırım var? Ne ceza verilecek?
Bunun da belirtilmesi gerekmez mi?
Denize girmek yasak, girersek? Girersiniz…
Bu mu yani?
Yasağın neden konulduğu ve kural ihlali durumunda ne yaptırım uygulanacağı net ifade edilmezse kurala riayet edilmez. Bunu da yaşayıp görüyoruz.
HECATİ: “Yaz gelecek” dediler, yazdım gelmedi…
Ben küçükken
