Basına kapalı toplantı yapıp gazeteciler gününü kutlamak

 

Geçtiğimiz hafta Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı Karasulu muhtarlar ile bir araya geldi. Basın mensuplarının sadece fotoğraf çekmesine müsaade edildi.

Burada mesleki bir refleks veriyor değiliz. Ancak bu işin gerekçesini anlamaya çalışıyoruz. Empati kurmaya çalışıyoruz. Kendimizi İshak Bey’in veya belediye yönetimindeki arkadaşların yerine koymaya çalışıyoruz.

Bir toplantı neden basına kapalı yapılır?

İki gerekçesi vardır. Birincisi bunun haber değeri olmadığını düşünürsünüz.

İkincisi ise toplantıda konuşulanların gizli kalması gerekebilir.

Eğer konunun haber değeri olmadığını düşünüyorsanız basın mensuplarının fotoğraf almasına da gerek yoktur.

İkinci ihtimalde ise aslında hiç sıkıntı yok. Zira yapılan hizmetlere övgü yapılamayanlara kılıf bulacaksınız. Hepsi bu. Zaten idarecilik biraz da budur. Yaptıklarınızı abartır yapmadıklarınızı abarttıklarınızın altına itersiniz mesele hallolur. Ki bunu zaten her zaman yapabilirsiniz.

Demek ki bizim düşünmediğimiz üçüncü bir ihtimal söz konusu. O da muhtarların basına yansıttıkları tepkilerini o toplantıda dile getirmesi ve konunun basına malzeme edilebilecek olma ihtimali…

Oysa biliyoruz ki öyle bir ihtimal de yok. Muhtarların kendilerini yırtacağını mı düşündünüz?

Muhtemelen asıl gerekçe bu.

“Bu kısmı bizi çok ilgilendirir mi” derseniz “herkesi ilgilendirdiği kadar” diyebiliriz. Bizi ilgilendiren iki can sıkıcı nokta oldu. Bunlardan birincisi bu toplantıda gazetecilere meslekleri dışında bir görev yüklenmiş olması. Fotoğrafçı fotoğrafçıdır gazeteci gazetecidir.

De…

Bu toplantının yapılmasının birkaç gün sonrasında 10 Ocak Çalışan Gazeteciler gününü kutlamanın manası var?

Hadi kutladınız diyelim!

Gazeteciler günü kutlamak için gazetelere gitmediniz. Hiçbir gazeteciyi aramadınız. Hiçbir gazeteciye mesaj atmadınız. Gazetelere gönderdiğiniz kişiler arasında basından sorumlu başkan yardımcınız da yok…

Kutlamasanız daha iyi değil miydi?

Sizden ricam biraz tutarlı olmanız. Mesela basına kapalı toplantı yapıyorsanız gazeteci ile fotoğrafçı arasındaki farkı önemsemiyorsanız o zaman gazeteciler gününü kutlamayın.

Ya da ne bileyim…

Kadınları park bahçelerde soğuk havada çalıştırıp şartların böyle olduğundan bahsediyorsanız kalkıp 8 Mart Kadınlar gününü kutlamayın.

Olduğunuz gibi olun…

 

Bu kez de Hendek’i alkışlıyoruz

Karasu’ya gelen Beşiktaş ekibi ilçenin spor tesisi için uygun olduğuna kanaat getirdi. Kumsaldan da, Longoz’dan da, dağlardan da istifade etmek mümkündü. Tesiste sabah mis gibi iyot kokusu ile sabah idmanı, akşam kumsalda kondisyon çalışması yapılabilirdi. Yer bakıldı. Her zaman olduğu gibi gazetelerimizde müjdeler yer aldı.

Sonuç?

Takip edilmeyen bu yatırım unutuldu gitti.

Geçtiğimiz hafta Hendek’te müjdeli bir haber duyuldu. Beşiktaş Süleyman Seba Tesisleri Hendek’e hayırlı olsun…

Hemen yanı başımızda Kaynarca’ya fakülte kuruldu. Yerli otomobil fabrikalarının Karasu’ya kurulmasını beklerken Otomotiv İhtisas OSB’nin Ferizli’ye kurulacağını öğrendik. Liman bizde. Lojistik ile ilgili fakültenin Ferizli’ye kurulması gündeme geldi.

Denizcilik MYO Kocaali’ye kuruldu. Üstelik biz Denizcilik Fakültesi alacağımızı iddia ederken.

O arada bizde de güzel şeyler oldu Allah için.

Mesela 150 yataklı olarak düşünülen Karasu Devlet Hastanesi 75 yatağa düşürüldü.

Neyse. Çevremizde başarılı ilçeler de var da alkışlayıp mutlu oluyoruz. Ya onlar da olmasaydı…

 

Başörtüsü

Boğaziçi

Darbe

Cumhuriyet Halk Partisi durup durup öyle  bir iş yapıyor ki ülkeyi alıp en başa götürüyor. Ülkede aşı tartışması, ekonomik sıkıntılar, tarım politikaları ve daha milyon tane tartışma konusu olabilecekken Fikri Sağlar durduk yere “Başörtülü bir hakimin aldığı karara güvenemeyeceğini” yazdı.

Doğrudur. İnsan olanda önyargı olması normaldir. Mesela karısı ile tartışma yaşayan ve evden uzaklaştırma alan bir vatandaş da bayan hakime güvenmediğini söyleyebilir. Ama aynı şey kadın için de geçerlidir. Kocasından şiddet gören kadın da erkek bir hakime itimat etmeyebilir.

Başörtülü bir yargıcın başı açık bir kadını yargılaması, başı açık bir yargıcın başı kapalı bir kadını yargılaması olağan şeylerdir. Bir erkek hakimin bir kadın davalı hakkında karar vermesi de bir kadının erkekler hakkında davalara bakması da normaldir.

Bunu biraz açarsak iş nereye gidecek? Mesela Müslüman bir hakim gayrimüslim bir vatandaşın davasına bakamaz mı? Biraz daha ileri mi götürsek? Sünni bir hakim Alevi bir vatandaşın davasına baktığında alacağı karardan şüphe mi etmeliyiz?

Demek ki bu koşullarda Fikri Bey hakim olsa, karşısına da başı kapalı bir hanım gelse o davada tarafsız karar çıkmayacak. “Kişi kendinden bilir işi” derler bilirsiniz…

İkinci konu da Boğaziçi Üniversitesi’ne gerçekleşen rektör ataması. Rektörün atanma şekline, atayana, atanana falan tepki gösterebilirsiniz. Bu sizin demokratik hakkınızdır. Ancak bu hakkınız saldırganlığa dönüşmemeli.

Demokratik hakkınızı demokratik şekilde kullandığınız sürece legal sayılırsınız.

Sizi provoke edenler olur, kullananlar olursa ve siz de “sesimiz daha gür çıkıyor” diye buna ses çıkarmazsanız yanınızdaki terör sevicilerle aynı duruma düşersiniz.

Bu iki konu size tanıdık geldi mi? 28 Şubat öncesindeki tartışmalar yeniden açılmaya çalışılıyor gibi.

Ülke bir gereksiz ve çözümsüz tartışmalar içine çekilmeye çalışılıyor. Bu tartışmalar neticesinde en kestirme şekilde seçime götürülmeye çalışılıyor.

Ama işi daha da ileri götürüp Amerika’da yaşanan olayları özellikle büyük puntolarla yazıp, büyük resimlerle basıp seçim sonrasında bile kargaşa çıkacağını ima edenler ve inceden darbe davetkarlığı yapanlar var.

Bugün seçime gidilse kime ne faydası var? Bir yandan ekonomik açmaz diğer yandan aşı ve pandemi süreci devam ederken seçime gitsek ne olacak gitmesek ne olacak!

Vatandaştan uzak kalanlar, kendi gerilimleri ile vatandaşı tedirgin etmek dışında işe yaramayanlar karşılık bulamıyor.

Her defasında demokrasiden bahsedip her defasında darbelerden medet ummak gerçekten ironik bir durum.

 

Liman’dan istifade etmeliyiz

Karasu İçtaş Limanı’nın önemi halen Karasu tarafından keşfedilemedi. Her ne kadar taşımacılık konusunda Liman Kooperatifi harekete geçse, Belediye limanın yakınına tır parkı yapsa da bunlar devede kulak.

Karasu’nun Türkiye’nin sınır kapılarından biri olduğunu Karasu’daki insanların yarısından fazlası bilmiyordur.

Karasu’dan yurtdışına ürün satışı yapmayı düşünen kimse yok! Yurtdışından getirdiği ürünleri Karasu’da satmayı düşünen de yok!

Liman Karasu’ya rağmen büyüyor. Karasulu seyretmeye devam ediyor.

Liman’da canla başla çalışan ekip her geçen gün Karasu Limanı’nın faaliyet alanlarını genişletmeye çalışırken Karasu’dan destek görmüyorlar.

Tırların denizyolu ile ülke dışına taşımacılık yapması karayoluna göre çok daha az risk içeriyor. Bunun için de Karasu İçtaş Limanı’nın cazibesi her geçen gün artıyor. Ama bunun için teknik düzenleme ve izin belge sayısının artırılması gerekiyor.

Başka sınır kapılarından izin kağıdı alıp Karasu Limanı’ndan çıkış yapan tırlar var. Ama bu konu ile ilgilenen siyasi yok…

Hayırlısı olsun.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.