Bağıra bağıra gider

 

Şu pandemi meselesi başladığından bu yana gerek ekonomik anlamda olsun gerekse sosyal anlamda olsun birçok sıkıntıya göğüs germek durumunda kaldık. Öyle görünüyor ki bu süreç önümüzdeki birkaç yıl daha devam edecek. Geride kalan bir buçuk yılı aşkın sürede sadece kısıtlamaların belirli oranda esnetildiği dönemde bir nebze olsun rahatlayabildik. İçinde bulunduğumuz Haziran ayı da bu esnek dönemlerden birisi. Temmuz ayında da biraz daha rahatlayacağımızı ümit ediyoruz. Özellikle de yaz sezonu için şahsen çok ümitliyim. Tabi süreç sıkıntılı ama bunun aynı zamanda birçok fırsatı da beraberinde getirdiği açıkça ortada. Turizm anlamında kendimizi ikiye üçe katlayabiliriz.

Geçmişteki yazılarımıza denk okuyucularımız hatırlayacaktır. Ben bununla ilgili bir kez yazmış ve yeni projeler üretmemiz gerektiğini söylemiştim. Hatta o yazılarda ulusal araştırma şirketlerinin, insanların turizm ve tatil tercihleri ile ilgili yaptığı araştırma sonuçlarına da yer verdik. O zaman üzerine basa basa söylediğimiz şeyler ise şimdilerde ortaya çıkıyor. Öncelikle insanların artık yoğun ve kalabalık tatil yerlerinden ziyade daha doğal ve sade tatil tercihleri ön plana çıkıyor. Bu da Ege ve Akdeniz’den Karadeniz’e ve İç Anadolu’ya doğru bir kaymaya neden oldu. Ayrıca, Ege ve Akdeniz şeridinde pandemi nedeniyle konaklama işletmelerinde kota ve kapasite önemli ölçüce düştü. Birçok işletme önümüzdeki sezonu yarıya yakın kapasiteyle geçirmek durumunda kaldı ki ben birkaç site üzerinden göz gezdirip inceledim. Bütün işletmeler tanıtımlarında, verdikleri hizmetlerden ziyade pandemi nedeniyle aldıkları tedbirleri ön plana çıkararak insanların beğenisini ve tercihini kazanmaya çalışıyorlar.  Ama burada dikkat çeken bir detay var. Kota ve kapasitelerin düşmesi kişi başına düşen hizmet bedelini büyük oranda artırdı. Şu anda konaklama, kiralama ve yeme içme fiyatlarında geçen yıla ve iki yıl öncesine göre yüzde 100, 200 hatta 300’lere varan düzeylerde artış var. Daha birkaç gün önce bu durum ulusal haber kanallarında konu edildi. Bahsedilen ücretler adeta uçuk. Yani şöyle düşünün 4 kişilik ortalama bir ailenin sahilde geçireceği bir günün fiyatı 3 ile 5 Bin Lira’lardan başlayıp verilen hizmetin niteliğine göre 20 – 25 bin Lira’lara kadar çıkıyor. Ve bu rakama gecelik konaklama dahil değil, sadece günübirlik tatilcinin deniz kenarında geçirdiği bir günün bedeli. Buradan yola çıkarak fiyatların nasıl arttığını siz düşünün. Dolayısı ile bu yüksek bedeller tatilciyi Ege ve Akdeniz’den uzaklaştırıyor.

Yine son dönemde başta İstanbul olmak üzere Marmara Bölgesi’nin en büyük sorunlarından bir tanesi sık sık haberlerde izlediğimiz şu deniz salyası meselesi. İçinizden şimdi bunun konu ile ne alakası var diye düşünenler olabilir kısaca bunu da izah edeyim. Evet, bu musilaj denen salyanın temizlenmesi için büyük çalışma var ama sorun sadece İstanbul ile alakalı değil. Marmara’nın bütünüyle alakalı. Yani Tekirdağ, Kocaeli,  Yalova, Bursa, Balıkesir ve Çanakkale kısacası Marmara’ya kıyısı olan tüm illeri etkiliyor. Ve bu yüzlerce kilometrelik kıyı şeridinde tabiri caiz ise binlerce tatil beldesi mevcut. Ama bu salya meselesi her ne kadar insana ve doğaya zararı bilimsel olarak kanıtlanmış olmasa da insanlarda bir kirlilik algısı uyandırmış durumda. Dolayısı ile Marmara tatilcilerinden de büyük kaçış var. Özellikle de günübirlikçilerden. Şimdi sizlerden bu yazıya bir ara verip elinizdeki telefonlardan veya bilgisayarınızdan haritayı açıp bakmanızı istiyorum. Özellikle de Marmara Bölgesi’ne. Ve gözünüzle işaretleyin. Ege ve Akdeniz kıyılarında günlük tatilin uçuk fiyatlara mal olduğunu, sonra da Marmara’nın salya nedeniyle turizm yarası aldığını düşünün. Sonra bu bölgeye en yakın yerin neresi olabileceğini düşünün. Doğası ve denizi temiz, turizm nüfusu dengeli, fiyat olarak en uygun ve metropollere en yakın yerin Kocaeli ve Sakarya kıyıları olduğunu göreceksiniz. Şimdi de bu haritaya bakarak İstanbul’da yaşayan 2-3 çocuklu orta gelirli bir aile olduğunuzu düşünün ve kendinize pandemiden uzak ve düşük maliyetli bir tatil planı hazırlayın. Emin olun tatil için seçeceğiniz yerler arasında ilk sırlarda Sakarya yer alacak. Ve tabi doğal olarak Kocaali ve Karasu plajları ilk sıraları alacak. Dediklerimi yapıp düşündükten sonra sizler de bana hak vereceksiniz.

Ben de son bir buçuk yıldır bunu anlatmaya çalışıyorum. Yani krizi fırsata çevirmemiz gerektiğini. Ege Akdeniz’de fiyatların uçmasından dolayı memnuniyet duymuyorum veya Marmara’da salya krizi çıktı diye sevincimden havalara uçmuyorum yanlış anlamayın. Bunlar ekonominin ve doğal şartların getirdiği bir takım zorunluluklar. Ben işin bize yansıyan kısmındayım. Oralardaki ekolojik ve ekonomik bozulmadan dolayı sevinmem ama bizim de bundan pay almamız için gereken ne ise yapılması taraftarıyım. Benim heyecanımın başlıca sebebi oralardaki durumdan dolayı insanlar yeni tatil ve yeni belde arayışına girmişken kendimizi onlara anlatabilmek ve onlara güzel imkanlar sunup davet etmek. Yeni tatilcileri bölgemize kazandırarak turizm ekonomimizi daha da canlandırmak. Emin olun bu sadece küçük çaplı ekonomi ile sınırlı kalmayacak. Belki ilk bir iki yıl alışma süreci olur ama sonrasında ilçemize ve bölgemize yeni turizm yatırımları yapılmasının yolunu açacak.

Neler yapılabileceği konusundaki fikrime gelince. Ben bu işin bir kurumun altından kalkabileceğinden daha büyük olduğunu düşünüyorum. Sadece yerel idareler değil, turizm işletmecilerimiz, ilgili sivil toplum kuruluşlarımız, emniyet birimlerimiz, yolcu taşıma kooperatiflerimiz ve hatta site yönetimlerimiz de dahil olmak üzere bir araya gelinmeli ve detaylı bir çalışma ile bu iş masaya yatırılmalı. Herkes kendince bu işe nasıl katkı sunabileceğini izah etmeli ve bir yol haritası belirlenmeli. Daha önce de birkaç kez yazmıştım. Otel, pansiyon ve kafeterya işletmecilerimizin teşvik edilmesi, kamp, karavan ve çadır kampı alanlarının hazırlanması, sahil şeridine seyyar kamelyalar kurulması, ücretsiz internet, açık hava sahne, gösteri alanı ve sineması, boğulma vakalarının önlenmesi için deniz içi şerit duba, yine boğulma vakalarına müdahale amacıyla dronelu sahil kontrol gibi yüzlerce fikir oluşturulabilir. Ve bunlar düşük maliyetli olduğu kadar tatilciyi cezbeden yüksek getirili fikirler. Zira bunların yüzlerce örneği ülkemizdeki diğer sahillerde mevcut. Yapılabilir projeler ve istersek biz de yapabiliriz. Tabi yapmak için önce istemek gerekiyor. İstemek ve başlamak. Aksi halde, ellerimizi koynumuzda toplayıp günü kurtarmaya bakarsak, ayağımıza kadar gelen bu büyük fırsatın bağıra bağıra kaçıp gideceğini düşünüyorum. Biz de oturup arkasından bakarız. Sağlıkla kalın…