KarasuKöşe Yazıları

Nasıl kaybettik

Yakın geçmişi şöyle bir hatırlayalım. Düğünlerde, uzak yakın demeden çeyrek altın takanların sayısı oldukça çoktu. Gelin ve damatların yakaları altınla donanırken, boyuna takılan zincirler kollarda bilezikler diziler oluştururdu.
Maaşlılar biraz tasarruf ederek ev ve araba sahibi olabiliyordu.
Üniversite diplomasının itibarı vardı. Üniversite mezunu damat adayı için bütün kapılar ardına kadar açılırdı. Bugün işi yoksa, yarın nasıl olsa olurdu.
Her ile üniversiteler kurulurken, ders verecek kadroların hesabı hiç yapılmadı. Niteliksiz mezunlar meydana geldi. Özel Üniversiteler için de kapılar sonuna kadar açılırken, nitelikli üniversitelerden yapılan öğretim üyesi transferleri ile onlar da niteliksiz hale gelmeye başladılar.
Beş eczacılık fakültesi, ülkemizin eczacı ihtiyacını karşılamaya yeterken, yüzden fazla fakülte açıldı. Hukuk fakültelerinde de aynı uygulama yapılırken, eskinin itibarlı meslekleri değer kaybettiler.
Öğretmen yetiştiren okullarda kontenjan belirlemesine gerekli özen gösterilmediği için, çok sayıda işsiz öğretmen sayısı oluştu. Mesleğini yapma hayali ile okul bitiren çok sayıda gencin psikolojisi bozuldu.
İlkokulda okutulan andımız ile çocukların yüreklerine dokunulurdu. Türk olmak, doğru olmak, çalışkan olmak, küçükleri korumak, büyükleri saymak, yurdunu milletini çok sevmek, Atatürk’ün gösterdiği yolda yürümek, milli eğitim bakanlığının aldığı bir kararla ortadan kaldırıldı. İşin ilginç tarafı adı milliyetçi olan partiden de bu konuda hiç ses çıkmamasıdır.
Okullarımızın uyguladığı kılık kıyafette bir ölçü vardı. Öğrenci de öğretmen de yürüdükleri sokaklarda fark yaratırlardı. Kıyafet serbestisi diye başlatılan uygulama, kılık kıyafette yozlaşmayı da beraberinde getirdi. Öğrenci de öğretmen de bu yozlaşmadan paylarına düşeni aldılar. Baş bağı serbest olunca, her şey serbest anlayışı meydana geldi.
Büyükşehir yasaları ile köylerdeki çok miktarda tarım arazisine imar uygulaması geldi. Tarım ve hayvancılık yapanlar bu durumdan zarar gördüler.
Elindeki gübre fabrikalarını özelleştirme adı altında satan bu kötü yönetim, çiftçinin yükünün artmasına neden oldu. Artan maliyetler fiyatlara yansırken, pazarlardaki gıda fiyatları, üretenin de tüketenin de şikâyetlerini beraberinde getirdi.
İşe adam alma yerine, yandaşa iş verme mantığı, liyakatsiz kadroların oluşmasına neden oldu. Mülakat sistemi ile yapılan haksızlıklarda ipin ucu iyice kaçınca, “memur atamalarında mülakatı kaldıracağız” sözü, seçim vaatleri içerisinde yer buldu. Maalesef verilen bu sözler de tutulmadı.
Yolunda gitmeyen işlere ait sorumluluk, vatandaşın dini duyguları istismar edilerek çözümlenmeye çalışıldı. “İyilik de kötülük de zenginlik de fakirlik de, açlık da tokluk da hep Allah’tan geliyor. Allah bizi böyle imtihan ediyor”
Hükümete destek veren tarikat liderlerinden “fakirler zenginlerden 500 sene önce cennete girecek, düşünün bu 500 sene az bir zaman mıdır?” sözleri ile asıl sorumluların yanlışları giderilmeye çalışılıyor. Vatandaşı din duyguları ile kandıran lider kadrolar, hem tarikat hem de diyanette lüks içerisinde yaşamaya devam ediyorlar.
Düşünen, sorgulayan, araştıran vatandaşlar yerine, ezberleyen, biat eden, fakirlikten kurtulmayı ancak cennette bulacaklarına inandırılan nesiller yetiştiriliyor. “Geçici Dünya hayatı mı? Ebedi ahiret hayatı mı” diyenler, insanların mutsuzluğunu cennet vadederek halletmeyi tercih ediyorlar.
Şikâyet etme, Biat et, şükret, ibadete devam et, fırsat bulursan cennet vadeden hocaları davet et, onlara bol cana ikram et, hiç merak etme yakındır cennet.
Unutma! Bugünün kaybedeni ahiretin kazananıdır. Malın mülkün var ise cennete yolcu taşıyanlara devret. Geçici dünya malını kaybetsen ne olur? Dünya malına itibar etmeyen içindir cennet.
Dünya hayatında mutlu olmak, cennete gitmeye engelmiş gibi yanlış bir anlayış insanların beyinlerini yıkamaya devam ediyor. Bu anlayışla kaybettik, kaybetmeye de devam ediyoruz.