Köşe Yazıları

Atış serbest

Atış serbest

Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli ve stratejik seçimine 18 gün kaldı.

Görüldüğü üzere sayılı günler çabuk geçiyor.

Türkiye çok partili “Parlementer Sistem”e geçişten bu yana, yeni bir sistemle tanıştı.16 Nisan 2017’de Anayasanın 18 maddesinde yapılan değişikliklerin halk oylamasıyla kabul edilmesiyle birlikte adına”Tek adamlık” veya”Otokratik” dedikleri sisteme geçişin ilk adımı atılmış oldu.

Esasında halk bu değişiklikleri okumuş olsaydı veya muhalif parti temsilcileri yeterince halkı ikna edebilseydi belki de bugün hak, hukuk, adalet kavramları arasında bazı olumsuzlukları konuşmamış olacaktık.

Ve böylece 24 Haziran 2018 tarihinde ilk kez adına “Partili Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” denilen yeni bir yönetim sistemine geçmiş olduk. 24 Haziran’da yapılan seçimler sadece ülkenin cumhurbaşkanını değil aynı zamanda meclisin de yenilenmesi seçimi oldu.

Seçimler öncesi yaşanılan ekonomik sıkıntılar, faiz ve enflason sarmalından kurtulmanın en iyi yolu bu sistemin gelmesi olarak tanıtılan ve  Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimler öncesi “24 Haziran’da bu kardeşinize yetkiyi verin bu faizle şunla bunla  nasıl uğraşıldığını görün” demesinden bu yana 5 yıl geçti.

“10 Ağustos 2014’de yüzde 51,8’le kazandığı ilk cumhurbaşkanlık seçimini saymaz, mühürsüz oyların geçerliliği gizemini ve tartışmasını bir tarafa bırakırsak”, halkın yüzde 52,6 oyunu alan Erdoğan Türkiye’nin 12. yeni sistemin de ilk cumhurbaşkanı oldu.

Kendisine yetki  verildiğinden bu yana faizle şunla bunla ne kadar uğraşıldığına yönelik nüanslara girerek zihninizi karıştırmak istemiyorum. Önümüzdeki seçimde geçen sürede toplumsal yaşamda neler getirip neler götürüldüğü halkın oylarıyla masaya yatırılacaktır.

 

*

Buraya bir nokta koyarak diğer konuya gireyim:

Evet…

Bu bölümde hep birlikte şahit olduğumuz kimimize göre “uçuk” kimimize göre “ütopik” kimimize göre de “neden olmasın?” gibi değerlendirmeler yapılan siyasi partilerin vaadleri önümüze getirilmeye başlandı.

Elbette her seçim döneminde olduğu gibi siyasi partiler halkın oyunu alabilmek için rasyonel veya irrasyonel vaadleri olacaktır. İnanıp inanmamak bize kalmış.

Ancaaak…

Bazı vaadler var ki; sanki aklımızla alay edilir gibi olunca ister istemez “Dur bir hele. Önceki vaadlerin ve projelerin kaçta kaçını gercekleştirdiniz?” diyesi geliyor insanın!

Örneğin:

Mevcut iktidarın 2002 ve 2007’deki seçim öncesi söylemlerinde en önemli slogan şifresi neydi? “3Y” Yani “yolsuzluk,yasaklar, yoksulluk” mücadelesi.

Bu konuda ne kadar başarılı olduğunu da siz değerli okurlarımıza bırakıyorum.

Benim üzerinde hassasiyetle durduğum ve eminim sizlerin de dikkatinizden kaçmayan yeni vaadler yeni projelerdir.

Sayın Erdoğan’ın açıkladığı seçim beyannamesinde benim en çok dikkatimi çeken sanki ilk kez iktidara gelecek gibi öne sürdüğü vaadleri oldu. Oysa bu güne kadar bunlar gerçekleşebilirdi. Diğer Cumhurbaşkanı adaylarının da öne sürdüğü vaadlere bakıldığında ister istemez “acaba?” şüphesi içinde kalıyoruz.

Sayın Erdoğan’ın açıkladığı Cumhur İttifakı’nın seçim beyannamesinde yer alan özellikle şu iki açıklama dikkatimi çekti.

” Başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi olmak üzere uluslararası insan hakları mekanizmaları ile işbirliğimizi geliştireceğiz.”

Diğer bir madde;

” Avrupa Birliği’ne üyelik sürecini karşılıklı hak ve yükümlülükler çerçevesinde, ortaklık hukukunun yenilenme ihtiyaçlarını da gözeterek kararlılıkla sürdüreceğiz.”

Bu iki maddeye baktığımızda 21 yıllık süreçte AB ile olan ilişkilerimiz bize dayatılan 71 kriterden kalan 6’sında son 10 yıldır tıkanma olduğu ve ilerleme kaydedilmediği, insan hakları konusunda sürekli cezai ve uyarı aldığımız ortada dururken yeni dönemde “yine yeniden” gündeme getirilmesi ne kadar inandırıcı olacaktır. Diğer bir yandan;

“Millet İttifakı’nın 9 ana başlık ve 2 binin üzerinde maddeden oluşan seçim beyannamesinde gençlere yönelik özel maddeler yer aldı.”

Bunlarında arasında, KPSS giriş ücretinin ve mülakatın kaldırılması, gençlere pasaportun ücretsiz verilmesi, Kredi Yurtlar Kurumu (KYK) ödemelerinin kolaylaştırılması, yurt dışı çıkış harcının kaldırılması ve 6-25 yaş arasındaki tüm gençlere aylık 5 GB ücretsiz internet verilmesi, emekli İkramiyelerinin asgarî ücret düzeyine çıkarılması ön plana çıkıyor. Bunlar yapılabilir vaadler görünse de düzensiz göçün önlenmesi ve geçici koruma altındaki Suriyelilerin en kısa sürede ülkelerine dönmelerinin sağlanılması BM hukukuna göre zor görünüyor.

Diğer Cumhurbaşkanı adaylarından Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’nin öne çıkan vaadleri arasında “Yönetimde liyakatsiz insanlara görev verilmemesi ve Türkiye’nin 300 akıllı insanla yönetilmesi yer aldı. Tabi burada “aklın ölçüsü var mıdır?” sorusu karşımıza çıkıyor.

Diğer Cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan ise “Asgari Ücret’in” 30 bin liranın üzerine çıkaracağını söyleyerek bütün dikkatleri üzerine çekti.

Elbette bütün bunlar seçim vaatleri. Yani hedefleri. Bunlar olacak diye bir bağlayıcı kanun yok. Olmayınca da cezai tazminatı yok. Siyaset böyle bir şey. Ayrıca siyasi parti liderlerinin karşılıklı sert ve toplumu geren söylemlerini de unutmayalım. O nedenle; dilin kemiği yok!

“At atabildiğin kadar. Atış serbest!”