Köşe Yazıları

Andımız

Türküm doğruyum, çalışkanım yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu milletimi özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek ileri gitmektir. Ey! Büyük Atatürk, açtığın yolda gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım Türk varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene.
Yerli malı haftasını kaldırdığımız gibi bunu da kaldırdık. İkisinde de yeni yetişen kuşaklara milli bir ruh vermek var. Efendim neymiş, Türk olmayanlar bu durumdan alınıyormuş. Ha! Bir de metin içerisinde Atatürk adı geçiyor. Onu da sevmeyenler varmış. Türk kimliği verilirken bir ayrım yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı herkes Türk’tür. Buna Ermeniler ve Rumlar da dâhildir. Biz onlara Ermeni vatandaşlarımız, Rum vatandaşlarımız diyoruz. En çok düşmanlık yaşadığımız, öldüğümüz, öldürdüğümüz, bu milletlerle yaşadığımız sorunlar dahi tarihin derinliklerinde kaldı. Buna rağmen onlardan yansıyan bir sorun olmadı.
Bir kısım dindar kılıklı tarikat liderlerinin, Mustafa Kemal Atatürk’e düşmanlık yaptığını görüyoruz ve biliyoruz. Bunların bazıları fesleri ile gezerek, çok büyük dindar edebiyatı yapıyorlar. Yeni taraftarlar oluşturmaya çalışıyorlar.
Din ve Kur’an adına en güvenilir kaynak, Prof. Elmalılı Hamdi Yazır başkanlığında kurulan heyetin hazırladığı tefsirdir. Emri veren Mustafa Kemal Atatürk, emir tarihi 1924, bitirilme tarihi 1937.
Bugün piyasada çok sayıda Kur’an çeviri ve tefsiri var, ancak en güvenilir olanı ise Atatürk’ün emri ile hazırlanan kaynaktır. Bu durum, tamamıyla ilahiyatçılara ait bir görüştür.
Ortada bir de ümmet millet kavramları var. Müslümanlar Allah’a kul, peygambere ise ümmettir. Peygambere inanıyoruz, onun saflarına katılıyoruz. “Ümmet olmak varken millet olmak da neymiş?” “Allah öbür tarafta sen hangi millettensin diye sormayacak, kimin ümmetisin diye soracak” Bir kısım insanımızın da görüşü budur.
Millet kavramı soyu ve kökeni ifade eder. Milliyetini bilmek bunu önemsemek ümmet olmaya engel değildir. Bunlar ayrı kavramlardır. Hem dininden hem de milliyetinden haberinin olması, kim için rahatsız edicidir? Onlar da Türk adından ve isminden rahatsızlık duyanlardır.
Osmanlının son dönemlerinde Türk olanlara bakış açısı çok garip bir hal almıştı. “Türkler ata iyi binerler, iyi savaşırlar, çobanlık yaparlar ancak akılları, doktorluk, eczacılık gibi işlere yetmez.” Bu nedenle Osmanlı’nın doktor ve eczacıları, Rumlar ve Ermenilerden oluşmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Devletiyle oluşan doktor ve eczacı sayımız, bir ordu gibidir. Üstelik bu alanda lider  ülkelerden birisi olduğumuz söylenebilir.
1839 yılında açılan ilk eczacı mektebinin adı, “Mektep-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane” büyük oranda Rum ve Ermeni öğrencilerden oluşmaktadır. 1900’lü yılların başında eczacı mekteplerini bitiren Türk öğrenciler, kendilerine staj yapacak eczane bulamamışlardır. Türklerin eczacılık mesleğine ulaşması engellenmeye çalışılmıştır. Bu durum Türk öğrencilerin devlet hastanelerinde staj yapması ile aşılmıştır.
“Ne mutlu Türküm diyene” sözü Türklerin üstünlüğünü anlatmak için değil, eşitlik anlamında kullanılmıştır. Sözün özü, Türkler de, en az Dünyanın diğer milletleri kadar akıllı ve zekidir. Aşağılık duygusuna gerek yoktur. Atatürk’ün “Türk Milleti akıllıdır. Türk Milleti zekidir” sözü de bu paraleldedir.
Ziya Gökalp Darülfünun(üniversite) öğrencisidir. Dersi veren hoca ders sonunda “padişahım çok yaşa” dedikten sonra sınıftan çıkmak zorundadır. Bir gün Ziya Gökalp ders çıkışında, padişahım çok yaşa diyen hocadan sonra “milletim çok yaşa” der. Bu durum sınıfta buz gibi bir ortam oluşturur. Ziya Gökalp’in başına gelmedik kalmaz.
Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar ilkokul çocukları, üç defa “padişahım çok yaşa” dedikten sonra sınıfa girmişler. Daha sonra bu durum “cumhuriyetim çok yaşa” şekline dönüşmüş. Ardından andımız okunmaya başlamış.
Peki! Bugün ne yapıyoruz. Asrın lideri döneminde andımız kaldırıldı. Bugün hiçbir şey söylemeden derslere giriliyor. “Türküm, Mustafa Kemal Atatürk ve Ne mutlu Türküm diyene” sözünden rahatsızlık duyanlar varmış.
Geçin bunları, kim rahatsız olursa olsun. Siz söylemeye devam edin.