Köşe Yazıları

Üniversiteye giden yol

Meslek liselerine gidenler de dâhil olmak üzere, üniversite sınavları yaklaştığında, bütün lise mezunlarının büyük çoğunlukla üniversiteli olmak istediğini görüyoruz. Öyle ki! Büyük çoğunluk daha nitelikli üniversitelerin en iyi bölümlerine yerleşme hayalini kuruyor. Her yıl bu durum böyle seyretmekle beraber, hayali gerçekleştirmek için verilen emekte artış gördüğümüzü söyleyemeyiz.
Ergenlik ve gençlik dönemini içerisine alan ortaöğrenim hayatı boyunca, zekâ açılımına bağlı olarak, görüşler de doğal olarak değişmektedir. Bazı öğrenciler meslek lisesine gittiği için, bazıları da normal lise programını izlediği için pişmanlık duyabilmektedir. Sonucu belirleyen ise adı ne olursa olsun, okuduğu lisedeki çalışma saat sayısıdır. Maalesef tembellikte en önde gidenler, en iyi okulları isterken de en önde gidebilmektedir.
Çok kullandığım bir söz vardır. “Hayatın provası yok” ancak “yaşayanların yaşanmışlıklarından kopya çekmek serbest”
“Yokuşta akıtılmayan ter, inişte gözyaşı olur” Yokuş, hayatımızın çocukluk ve gençlik dönemlerini, iniş ise orta yaştan sonraki dönemi anlatır.
Bu konu ile ilgili en güzel sözlerden birisi de Mustafa Kemal Atatürk’e aittir. “Çalışmadan yorulmadan, rahat yaşamanın yollarını arayan uluslar, önce şereflerini(onurlarını) sonra bağımsızlıklarını(özgürlüklerini) daha sonra da geleceklerini kaybederler.
Çok sayıda TV kanalı, herkesin elinde taşıdığı telefonlar ve bunlar üzerinden internet ulaşımı, zamanı doğru değerlendirme şansımızı çok büyük oranda ortadan kaldırmaktadır. Bu durumu en iyi değerlendirecek olanlar ise yetişme sürecindeki çocuklar değil onların en büyük yardımcıları olan anne, baba ve öğretmenleridir.
Liseleri bitirirken sınıf geçmelere getirilen kolaylıkların, üniversiteye yerleşmede hiçbir faydası yoktur. Üstelik zararı olduğu da söylenebilir.
13-15 yaş aralığında olan çocuklar ve onları daha iyi bir hayata hazırlamak isteyen Ailelerin, bu yılları iyi yönetmeleri kolay olmayabilir. Ancak mazeret üretmenin, sonuç üzerine hiçbir olumlu katkısı yoktur. “Yoruldum” demenin, her fırsatta “mazeret” üretmenin hiçbir faydası yoktur.
Çalışılması gereken zamanda daha çok çalışmak, daha çok terlemek, daha çok emek vermek, geleceğimizin daha güzel olmasını sağlayacaktır. Fakir ailenin en büyük sermayesi, iyi yetiştirilmiş çocuklarıdır.