Yazıyı okumadan önce fotoğrafa dikkatli bakın. Topun ayaktan çıktığı ana dikkat kesilin…
Değerli okuyucular, bugün ele alacağım yazının ne Fenerbahçe ile ne Galatasaray ile ne Trabzon spor ve BJK ile uzaktan yakından ilgisi alakası yok. Ama Türk futbolu ve TFF ve MHK ile direk ilgisi var.
Milyon euroların döndüğü ve kapitalist sistemin giderek üzerine çöreklendiği endüstriyel futbol olarak lanse edilen ama futboldan başka, futbol oyunundan başka ve tabi ki futbolun ve yine tabi ki futbol oyunun konuşulmasından başka her şeyin konuşulduğu, daha doğrusu rant paylaşımının yapıldığı ve rant pastasından daha büyük en büyük pay sahibi olma girişimleri sahneleniyor. Sahalarda TV lerde yazılı basında vs vs…
Bütün dünyada da bu durum var ama ülkemizde çizgi giderek aşılmış ve kural tanımazlık boyutuna ulaşmış durumdadır. TFF’nin iyi işler yapmaya başladığını görmekle birlikte zaman zaman kantarın topuzunu kaçırdıklarını da görmememiz imkansız, bazı üç maymunu oynayanlara rağmen. İyi başladılar kulüplere ipin ucunu kaptırınca kötü gidiyorlar.
Yabancı hakem konusunda ve yine yabancı oyuncu sayısı konusunda sınıfta kaldılar. MHK ya gelince gençleştirmeye yönelik çalışmalar olumlu olmasına rağmen, klasman düşürdükleri hakemlerle olan hukuki durumları (mahkeme) devam ediyor ve o hakem arkadaşların geçmişte yönettikleri maçlar sonrasında sosyal medyadan kendileri için yapılan sözüm ona açtıkları “hakaret” hakaret davalarından milyonlarca tazminat kazanmaları konusuna bir çözüm üretemedikleri için. Bu konuyu yakın bir zamanda ve detaylı bir şekilde yazacağım.
Değerli okuyucular. Üç maymunu oynamak ve her zaman güçlünün yanında yer almak durumu gayri ahlaki olsa da ülkemiz de en geçer akçe. Siyasette de futbolda da sosyal hayatta da bu böyle maalesef. Güç kimde ise para kimde ise en haklı da o en bulunmaz kumaşta o…..
Adaletmiş, hakmış, hukukmuş, liyakatmış kimsenin çokta umurunda değil. Ama böyle düşünenler bir avuç da olsalar, küçük bir azınlıkta olsalar, yani bu ülkede yüzde onluk bir proleterya kesimi yüzde doksanı yönetiyor, kamu ve özel sektörü istediği biçimde yönlendiriyor, ellerinde sermaye ve siyasi statüyü acımasızca kullanarak gidişata ve olaylara ve sosyal hayata çeki düzen veriyorlar…
İşte milyarların döndüğü futbol sektörü de öyle ve bu kokuşmuşluk herkesçe görülmekte bilinmekte ama hiç kimse kılını kıpırdatmaktadır.
Ve cumartesi aksamı oynanan Trabzon spor Galatasaray maçında bir kez daha bu sahneler yasandı. Yani bir maç daha endüstriyel futbolun katlettiği, kural kaide tanımamazlığı, ya da kuralları kaideleri kendilerine göre yorumlayıp uyguladığı bir tiyatroya dönüştü.
Yabancı hakemmiş yabancı var hakemi imiş çokta tın yani. kimsenin umurunda değil sadece göstermelik ve yüzde onluk o malum kesimin yüzde doksanlık ezici çoğunluğun önüne attığı göz boyamalık bir o trajikomik tiyatro oyununun içinde nokta kadar bir ön alma sahnesi, hepsi bu…
Müsabaka berabere iken, bir pozisyonda Trabzonlu oyuncu rakip ceza sahası çizgisinin üzerinde belirgin şekilde düşürülmesine, müsabaka hakemi faul düdüğünü çalarak direk serbest vuruş kararı verdi ve GS’li kaleciye sarı kart gösterdi.
Peki olması gereken neydi? Bunu uzun yıllar klasman hakemliği ve gözlemciliği yapmış bir yorumcu olarak ve kuralı çok iyi bildiğimden yazıyorum. Hakem penaltıyı vermeli ve GS’li kaleciyi kırmızı kartla cezalandırmalıydı. Çünkü kademesinde savunma oyuncusu yoktu olsa da kademeye girmesi imkansızdı. Ama hakem bunu yapmadı.
Ve tam 5 dakika 38 saniye maç durdu. Var inceleme yaptı ve hakemi potansiyel penaltı ve kırmızı kart için izlemeye devam etti. Buraya kadar gayet normal.
Sonrasında mı?
Bakın sonrasında ne komedi yaşandı ama trajikti tabi.
Hakem pozisyonu izledikten bir dakika kırk saniye sonra sahaya döndü ve elini kaldırarak en direk serbest vuruş ve iki pozisyon öncesindeki bir duruma ofsayt diyerek kararını verdi. Penaltıyı ve kırmızı kartı vermedi.
Ne oldu da hakem bir anda var protokolünün üstelik yabancı var hakeminin çağırmasına ve penaltı ve kırmızı kart demesine rağmen ofsayt kararı vermişti.
Var protokolüne göre var da ki görevli hakemler ofsayt incelemesi için müdahale edemezler. Peki o halde ne için ve niye çağırmışlardı hakemi, potansiyel bir penaltı ve kırmızı kart için. Peki sonuç ne oldu? tam tersi oldu.
Velev ki ofsayt için çağırmış olsunlar. Yani hakeme, evet penaltı ve kırmızı kartlık durum ama öncesinde ofsayt var dediklerini var sayalım. Dönelim pozisyona ve yarı otomatik sisteme. Çizgiyi GS’li savunma oyuncu sanceze göre değil öndeki oyuncuya göre çekmişler ve ofsayt olduğuna karar vermişlerdir.
Oysaki arkadaki oyuncu sancez bariz ve açık bir şekilde ofsaytı bozuyor, bütün görüntüleri açın izleyin ve hangi açıdan bakarsanız bakın, bir tek öndeki oyuncunun pozisyonuna göre çekilen çizgi hariç, diğerlerine göre pozisyon ofsayt değil.
Ve tabi ki bunun dışında her iki takımın kalecilerinin maça damga vurmaları dışında GS maçı attığı iki güzel gol ile kazandı tebrik ederiz. Ama penaltı ve kırmızı kart verilseydi sonuç bu olur muydu? Biraz düşünün.
Şimdi bu yazıyı okuyan fanatik GS’liler beni yine her zaman olduğu gibi FB’li addedebiler. Ama değilim ve umurunda da değil. Ben hakem gözü ile bakıyorum ve sadece adı bir futbol müsabakası olan bir maç daha güme gitti diyorum.
Adalet hak hukuk liyakat bir kere daha kaybetti ve tabi ki sonda olmayacak. Benim için birincil derecede önemli olan Türk futbolu ve tabi ki kazandıkları ve kaybettikleri…İşin ilginç yanı ise kaybettiklerimizden gözümüzü açıp kazandıklarımızı bir türlü yazmaya fırsat bulamıyoruz maalesef.
Kim bilir belki onu da bir gün yazarız.
Umut fakirin ekmeği ye babam ye
Şimdi fotoğrafa bir kere daha bakın, hatta yetmez bir kere daha bakın.
Sağlık ve esenlikle…
