Gel de övünme (2)

Arkadaşım Ali ‘Sizin şehrinizde ki ana cadde ve ara sokakların durumu herkesin dilinde, nasıl oluyor da bunu başarabiliyorsunuz’ diye sorunca, uzun uzun konuşmaya gerek yok madem geldin gel birlikte görelim diyerek aşağı Aziziye, Yalı mahallelerinin sokaklarını arşınlamaya başladık.
Ara sokaklara girince attığımız her adımda Ali’nin merak ve hayret içerisindeki bakışları daha da artıyordu. Kendi kendine ‘Allah Allah’ sesleri çıkarıyordu. Bu merakının sebebini sorduğumda ‘Nasıl şaşırmayayım bunca ara sokağın bu kadar kısa sürede yapımı bakımı ve ıslahını nasıl başardınız ‘ diye söylendi. Peki sizde durum nasıl diye sorduğumda ‘Nasıl olacak seçimden önce özellikle kadın kolları cadde-cadde, sokak-sokak, ev-ev ellerinde bir çanta çantanın içerisinde kavrulmuş fındık ve kahve dolaştılar her gittiği evde ve sokakta ilk işlerinin bu sokak olduğunu söylediler.’ Peki sonra ne yaptılar diye sorduğumda ‘Ne yapacaklar sırra kadem bastılar, yüzlerini bir daha gören cennetlik.’ Bu durum karşısında siz ne yaptınız diye sorduğumda, ‘Ne yapalım atı alan Üsküdar’ı geçti. Biz hava yağmur yağdığında çamur deryasına, güneş açtığında ise toz deryasına mahkumuz. Hatta öyle sokaklarımız var ki çevresine göre rakımı düşük mecazi demiyorum yağmur biraz yağdığında kayıksız evlere girmek mümkün değil.‘
Ana caddeleri dolaşmayı başlayınca özellikle merkez caminin önünden başlayıp eski hapishanenin önünden geçip Adapazarı’na bağlanan yolu görünce gözleri fal taşı gibi açıldı. ‘Ben daha iki ay önce buradan geçtim. Çok kötüydü bu kadar kısa sürede burayı nasıl yapıp çevre düzenlemesine de başardılar’ diye sordu. Bende o kadar da farkımız olsun diye cevap verdim. Sizde nasıl diye sorduğumda ‘Benzer bir ana arterimiz bizimde var beş aya yakın oldu başlanalı hala toz toprak içinde bazen ya başında ya sonunda bir kepçe, bir kamyon görüyorsun. Dostlar alışverişte görsün misali bu iş de Büyükşehirin görev alanına girmesine ve ana çalışmayı onların yapmasına rağmen bizimkiler sadece havasını atıyor. Bizde vatandaş olarak tozunu yutuyoruz. Genişliği belli bir boyutta olan ana caddeler, sahil kenarlarında ki park ve bahçeler büyük şehrin sorumluluğunda. Büyükşehir belediyesi elinden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışıyor. Bizimkiler ise büyükşehirin yaptığı işleri üstlenip onlarla reklam yapıyor.
Cadde ve sokakları bu şekilde arşınladıktan sonra Kuzuluk tepesine yapılan bakacak tesislerini arkadaşım Ali’ye gösterip biraz daha imrenmesine vesile olmak istedim ve bakacak tesislerinin yoluna koyulduk. Tesise vardığımızda denize nazır bir masaya oturduk. Arkadaşım Ali çaydan aldığı her yudumdan sonra mırıldanıyordu. ‘Sizinkiler çok iş başarmışlar, Karasu aşmış. İnsanı merkeze almışsınız, insanın ihtiyaçları ve mutluluğunu öncelemişsiniz.’ Diye söylendi. Çayımızı içtikten sonra tesisi gezmeye başladık. Geniş bir kafeterya, iki adet nikah salonu ve giriş katında alışveriş merkezini gezdik. Bahçede ise çocuklar için bir oyun parkı ve mini hayvanat bahçesi..
Ali bu yapılanları gördükten sonra ‘Bizimkilerin de hakkını yememek lazım, kendi işlerini bıraktılar. İnşaat şirketi bile kurdular. Hatta daha geçen hafta temel bile attılar. Kendine ev yapmak isteyen vatandaşlar veya müteahhitler ruhsat almak istediklerinde altı aydan önce bürokratik işlerini bitirip ruhsatlarını alamazken bizim belediye inşaat işine gireceğini açıkladı. Bir ay geçmeden de jet hızıyla temellerini attı. ‘’Ele verir talkını, kendi yutar salkımı..’’
(DEVAM EDECEK)






