GündemKöşe Yazıları

SUÇ KİMDE

Türk sporunda son çeyrek asırda yaşananlara şöyle bir bakacak olursak, rakamlar büyüdü, tesisler çoğaldı, sporcu ve antrenör sayıları katlandı. Spor teşkilatının personel kapasitesi genişledi, kulüplerin yatırımlar arttı.
O zaman sorulması gereken soru şu,
Peki ya başarı?
Kağıt üzerinde büyüyen ve güçlenen bir spor ülkesi tablosu var, yani sıra dev paralarla yıldız futbolcuları transfer eden ama borç batağında debelenen futbol kulüpleri.
Baktığımızda buna rağmen uluslararası maçlarda fark yiyen takımlar ve gün geçtikçe kötüye giden bir milli takım var. Güçlenen bir spor ülkesinin yanı sıra aynı başarı hikâyesini bu alanda göremiyoruz maalesef.
Rakamlar büyüyor fakat sportif sonuçlar aynı ölçüde gelişmiyor, büyümüyor.
Can yakıcı soru şu;
Bunca imkana, insana, tesise ve yatırıma rağmen neden istediğimiz başarıya ulaşamıyoruz?
Gelin, Türk sporunun son 25 yılına ait bazı verilere bakalım…
Lisanslı sporcu sayısı: 2002’de 278.047 iken 2026’da yaklaşık 18 milyon 700 bine yükseldi. Artış yaklaşık 67,3 kat. Antrenör sayısı: 18.664’ten 361.079’a çıktı. Artış yaklaşık 19,3 kat. Spor teşkilatındaki personel sayısı: 6.163’ten 95 bin seviyesine ulaştı. Artış yaklaşık 15,4 kat. Spor tesisi sayısı: 1.575’ten yaklaşık 12 bine yükseldi. Artış yaklaşık 7,6 kat.
Üstelik kulüplerimizin futbolculara ödedikleri transfer ücretleri maaşları, ferdi sporlarda ise sporcu ödülleri ve istihdam imkânları da önemli ölçüde arttı. Türk sporu, kaynaklar bakımından geçmişe kıyasla çok daha geniş imkanlara sahipler.
Buna rağmen gerek içerde gerek uluslar arasında performansımız neden aynı ölçüde gelişmiyor?

Sorun sporcularda mı? Hayır.
Sporcu, performans zincirinin en önemli halkasıdır; sistemin eksikliklerinin sorumlusu değildir. Peki o zaman,
Antrenörlerde mi? Hayır.
Antrenör de bu yapının temel unsurlarından biridir.
Şu bir gerçek ki; Başarı, bireysel çabaların yanı sıra, kulüpler bazında ve takım sporlarında da doğru bir sistemin ürünü olmalıdır.
Peki sorun tesislerde mi? Hayır.
Bu durum tek başına tesis sayısıyla açıklanamaz. Önemli olan, bu tesislerin kulüpler tarafından ne kadar verimli kullanıldığı ve sporcu gelişimine ne ölçüde katkı sağladığıdır.
Sorun bütçe eksikliğimi? Hayır.
Futbol kulüpleri ve bireysel Sporlar için önemli kaynaklar ayrılıyor. Kulüpler yayıncı kuruluştan yeterince destek alıyor, yani sıra sponsorların çok büyük desteği var.
Esas sorun, bu kaynakların ne kadar doğru planlandığı ve ne ölçüde sportif başarıya dönüştürülebildiğidir.
O zaman sorun nerede?
Değerli okuyucular, bana göre sorgulamamız gereken husus, spor yönetimi anlayışı, kulüp yönetimlerinin mevcudiyeti ve sistemin işleyişidir.
Çünkü sporcu, antrenör, personel ve tesis sayısındaki artış, tek başına başarıyı garanti etmez. Başarı doğru altyapı, ihtiyaca göre transferler, yetenek seçimi, bilimsel antrenman, uzun vadeli planlama, liyakat, sürdürülebilir destek ve hesap verebilir bir yönetim anlayışı gerektirir.
Ben özellikle yazım diline çok dikkat ediyorum.
Fikirlerimi ve görüşlerimi beyan ederken, sporcuyu ya da antrenörü hedef almıyorum. Amacım, sorunu kişilerin ötesinde, bütüncül bir bakış acısıyla ele almak.
Milyonlarca lisanslı sporcumuz, yüz binlerce antrenörümüz, binlerce tesisimiz, binlerce futbol kulübümüz ve önemli kaynaklarımız var. Buna rağmen, hedeflerimize ulaşamıyorsak artık rakamları değil, sistemin sonuçlarını da sorgulamalıyız.
Bu ülke, sporda ve dolayısı ile futbolda bu kadar büyük bir potansiyelin karşılığını alamamayı hak etmiyor.
Yönetim şeklinin işlevsizliği arkasından başı bozukluğu getiriyor, malumunuz MHK’nin, yasa dışı bahis soruşturmalarının ve milli takımın başarısızlığı ortada ve sebebi de malum Yönetim zafiyeti.
Evet, soruyu bir kez daha soralım…
Sahi… Suç kimde?
Esen kalın.