Şahlar ve piyonlar

2024-2025 futbol sezonu nihayet bitti.
Özetini hemen başında yazayım.
Futbol oyunu dışında yani futbolun etmenleri dışında ne ararsanız vardı. Yapı mapı, şike mike, hakem dövmeler, sahadan takım çekmeceler, küfür günah, hakem kararlarında eşitsizlik, var da yokluk, sana göre bana görelik, kulüp başkanlarının salvoları, TV yorumcularının tarafgirliği maçları yayınlayan yayıncı kuruluşun adaletsizliği, tarafsız olması gereken kurum olan TRT’nin göz göre taraf olması yani aklınıza ne gelirse ekleyin ekleyebildiğiniz kadar.
Ben elli küsür yılını futbola adamış Kenan Hoca, başta siyaset olmak üzere hiçbir alanda Adaletin A’sına, hakkın hukukun H’sına rastlamadım. Buda bizim en büyük şanssızlığımız nesil olarak. İnşallah yeni nesiller bu adaletsizliği tesis ederler ve gelecek nesillere miras olarak bırakırlar. Bizler yapamadık başaramadık beceremedik. Çözüm üretelim derken iyice ağzımıza gözümüze bulaştırdık her şeyi.
Dileğim odur ki yeni kuşaklar bunu başarsın. Atatürk boşuna gençleri işaret etmemiş. İnanıyorum ki gençler Atatürk’ün verdiği mesajı alırlar.
Benim tavsiyem Nutuk’u okumalarıdır.
Bizim bir ata sözümüz vardır ve bana göre en anlamlı ve en çok ders çıkarılması gereken bir mirastır. Atalarımız demiş ki “ağacın kurdu içerde olur”
Tamda şu geçtiğimiz zor ve bir o kadarda endişe ve korku verici siyasi günlerden geçerken bu sözün biraz eksik kaldığını düşünüyorum.
Çünkü bizim vatanımızı milletimizi birlik ve beraber ligimizi kalkınmamızı istemeyen ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve gençlere emanet ettiği Türkiye Cumhuriyeti’nin tıpkı yüz yıl öncesinde olduğu gibi bölüp parçalanmasını isteyen zihniyet sahipleri (pkk, ypg, pyd, ışid, dhkp-c vs vs ve tabi ki onların uzantıları, iç kolları) olan kemirgen zehirli salyalar saçan kurtlarımız hem içerde hem de dışarda…
Bu konuya ileriki yazılarımızda deyineceğiz geçelim şimdilik…
GS süper lig şampiyonu oldu. İki hafta önce kesinleşmişti zaten şampiyonluğu. Ona rağmen son maçlarının son dakikasına kadar oyun disiplininden daha doğrusu oyun disiplini demeyelim ne olur ne olmaz, şampiyonluğumuz elimizden alınır, senedimizi sepetimiz diplomamızı ve kupamızı elimizden alırlar diye düşünerek hiç maçlardan kopmadılar ve son iki maçlarını da kazanarak analarının ak sütü gibi helal!!! bir şampiyonluk elde ettiler.
En önemlisi şampiyonluklarına ısrarla kayyım atanmak isteyen FB’nin hocasına Morinho’ya fırsat vermediler.
Bana göre GS şampiyonluğuna en büyük etkiyi Morinho’nun verdiğini düşünüyorum. Bu teknik adam GS şampiyon olsun diye her maçta işi gücü bıraktı. GS’nin hocasını oyuncularını ve tabi ki yönetimlerini motive etmek için her türlü yolu ve yöntemi denedi sağ olsun.
GS kulübünün Morinho’ya bir yıldızlı teşekkür borcu var diye düşünüyorum.
Değerli okuyucular bakın size başka önemli bir tüyo daha vereyim.
Dünyada futbol oyununu oynamak için ve şampiyonluğu elde etmek için etmenler vardır. Bizim liglerimizde ise etkenler vardır.
İşte dünyadaki kulüplerin futbol oyununun ilk temel kurallarını oluşturan etmenler şunlardır. Sistem, organizelik, taktik teknik, analiz, fizik kondisyon, pas oyunu yani futbolu güzelleştirmek ve bilinçli oynamak adına ne varsa buna dahildir.
Bizim ülkemizde ise futbol oyununu kirleten oyun olmaktan çıkarıp curcunaya dönüştüren etkenler şunlardır. Herkesin bildiği ve dillendirdiği ama bir türlü çözüm üretmediği, daha doğrusu işlerine gelmediği için üretmedikleri futbol oyunu dışında ne varsa onlardır.
Ne mi onlar?
Evet bakalım nelermiş. İlki kulüplerin parasal yani mali durumları. TFF’deki ve yazılı basındaki ve görsel medyadaki kalemşörleri ve yorumcuları, oluşturdukları lobileri, TFF başkanın ve yönetiminin hangi takımlı olduğu MHK’nin yapısı ve o yapıyı kimlerin oluşturduğu, siyaseten hangi kulübün ne kadar güçlü olduğu, hakemlerin hangi takımı tuttukları, özellikle VAR hakemlerinin standardı ve standartsızlıkları, standardı TFF’nin yahut UEFA’nın değil ülkemizde kimlerin belirledikleri sonra saha zeminleri, rakip takım oyuncularının şampiyonluk adaylarından iki yada üç takımdan hangisini tuttukları ve onlarla oynadıkları maçlarda gerçek performanslarını ortaya koyup koymadıkları…
Uzar gider Edirne’den Kars’a kadar.
Yani daha yazacak olsam inanın haftalarca köşe yazılarımı bu konuya ayırmak zorunda kalırım emin olun.
Değerli okuyucular, hemen sırası gelmişken bir tespitimi daha sizlerle paylaşayım katılın yahut katılmayın…
Çok ilginçtir ki FB ile o hafta maçı olan kulüp ve futbolcuları o maça şu kafayla çıkıyorlar. Bu maç benim ve takımımın hocamın ve kulübümün son maçı yani ölüm kalım maçı o yüzden elimden gelen hatta gelmeyen performansımı ortaya koyarak puanlar yahut puan almalıyım. Rakibe de verebileceğim en büyük zararı ve kaybı verdirmeliyim diye oynar o maçı.
Haliyle skor ve oyuncu kayıpları (kırmızı ve sarı kart görmelerini sağlamak, kasıtlı olarak sporcu sakatlayarak) peş peşe sıralanır.
Daha da ilerisi iddiasız bir maçta kasıtlı olarak sarı yahut kırmızı kart görerek bir sonraki tuttuğu ve şampiyonluğa oynayan takımın maçında oynamamak üzere kurgulanmış ahlak dışı fanteziler uzar gider.
Bu zihniyetle FB’nin karşısına çıkıp canını dişlerine takip oynayan takımlar ki bana göre doğru olanı da bu ama mücadele şekli ile her takıma karşı oynamaları notunu düşerek devam ediyorum.
FB’nin geçmiş yıllarda bu takımlara karşı işlediği yahut yanlış yaptığı şeyler olmuş ki bu şekilde oynuyorlar ve düşman gibi görüyorlar FB’yi diye düşünüyorum.
İşin ilginci eğer FB futbol dışı haksızlık ve yanlışlık yapmışsa ve can yakmışsa ki yakmıştır. Yoksa o niyetle yaklaşan kulüplerin sayısı çok fazla.
Geçelim GS’ye…
GS ile maçları olan kulüpler ve futbolcular maça çıkarken ve oyun oynarken nasılsa şampiyon olacağımız yok, zaten küme düşmüşüz  ne diye gerçek gücümüzü ortaya koyup zarar verelim ki yazık günah olur, adamları niye şampiyonluktan edecek ve puan alacak oyun oynayalım ki  diyerek maçtan sonra soyunma odasında hazırladığı tatil kıyafetlerini giyip bir an önce uçağa binip tatile gitmek için maç içinde hazırlık yapmaya başlarlar yani kulakları hakemin maç bitiş düdüğündedir, gözleri ise sahadan soyunma odasına giden giriş koridorlarındadır. Yani bir an önce maç bitse de gitsek düşüncesi hakimdir o takım ve oyuncularda.
GS ile oynayan ve o zihniyette ki takımlara Samsun spor ve Eyüp sporda dahildir. Ligin bu sezon performans olarak en iyileri olmalarına rağmen.
Lig boyunca şampiyon olan ve ikinci olan iki takıma karşı birkaç takım hariç bu zihniyetlerle maçlara çıktılar ve artı eksi olarak hesap ederseniz, dediğim gibi sonuçlar gayet normal ve malum.
Beşiktaş’a ve Trabzon spora hiç değinmiyorum. Çünkü; onların kurtları içerde içeride, ortada bir kazan var ve kaynar su ile dolu. Beşiktaş ve Trabzon spor camiası toptan kazanın içinde birileri kaynar kazandan çıkmak için can havliyle kendini dışarı atmaya çalışıyor ama kazanın altta kalanları kurtarmak ve kazandan çıkmaya çalışan o zavallının paçasından tutup aşağı çekiyor ve çıkmasına izin vermiyor.
Dış etkenlere gerek yok ki.
Devam edelim.
Yıllardır yazıp çiziyorum. Ülkemizde futbol pastası sezon öncesi her katmanı ile ortaya konuyor ve en güçlü! Olan pastadan en büyük payı alıyor, gerisini yine güç dengelerini göre paylaşım yapılıyor.
Altta kalanın canı çıksın misali.
Birkaç takım hariç gerisi alınmasınlar ama hepsi piyon.
Şah belli vezir belli kale belli fil belli at belli.
Geriye ne kaldı?
Sağlık ve esenlikle…

Exit mobile version