Köşe Yazıları

Toptancılıktan kurtulalım

Bir şeye toptan karşı olmak ya da gözü kara bir şekilde bir şeyi savunmak çatışma dışında bir şey getirmez. “Ben bilirim” ile “Sen ne bilirsin” arasındaki sıkışmışlık bizi ancak ve ancak kaosa götürür.
Ama bizim yapımızda toptancılık var. Ya siyahsın ya beyaz, gri olursan döneksin…
Birini sevmek ya da o kişiden nefret etmek zorunda değilim. Birine oy vermiş olmam eleştirmememi gerektirmediği gibi oy vermemiş olmam da benimsememi engellemez.
Yerel seçimlerin üzerinden bir yılı aşkın süre geçti. Bu süreç içinde Karasu Belediyesi’nin yaptığı tüm işleri onaylamak da mümkün değil hepsini toptan reddetmek de. İçinde iyiler de var kötüleri de…
Sürdürülmesi gereken de var revize edilmesi gereken de… Hatta toptan yanlış olanlar da var.
Tüm bunların bir kanadından bakıp “Karasu Belediyesi’nin yaptığı her iş doğrudur” demek kadar “Karasu Belediyesi’nin yaptığı her iş yanlıştır” demek de mümkün değil.
Son günlerde parkomat restleşmesi yaşanıyor. Parkomat uygulamasının yasal temellere dayanıp dayanmaması konusunda tartışma var. Gidip bunu yargıya soran var mı? Yok!
Parkomatın HGS tarafından tahsil edilmesine yönelik eleştiriler var. Bununla ilgili bir girişimde bulunan var mı (benim bildiğim) yok.
Parkomatın fiyatlarının belirlenmesi konusunda keyfi davranıldığına ilişkin eleştiride bulunan var. Bu konuda Büyükşehir’e soran var mı? Yok.
Bu kadar eleştiri gelince Karasu Belediye Başkanı İshak Sarı da kürsüden patlattı bombayı. “Parkomatı kaldırırız, kaosu, keşmekeşi görürsünüz…”
Yahu bizde neden ya siyah ya beyaz var? Bu parkomat revize edilse, fiyatlar ayarlansa veya neden bu kadar yüksek fiyat alınması gerektiği net bir şekilde ifade edilse, bir uzlaşı sağlanmaya çalışılsa… Al atını sevmedim yularını mantığı işletilmese…
Daha net ifade ile önyargılardan sıyrılmış bir anlayış benimsense daha az çatışma olsa, çatışma için harcanacak enerji sinerjiye dönüşse ve hizmet olarak vatandaşın önüne sunulsa…
Birinin “Ak” dediğine diğerinin “Kara” deme geleneğine son verilmeli. Grilerde de olsa buluşulmalı.
İki testi birbirine vurulduğunda biri kırılıyor ama diğeri de artık eskisi kadar sağlam kalmıyor…
Bizim zamanımız ile şimdiki zaman
Bizim zamanımızda karne kötü gelince baba çocuğuna “Bu karnenin hali ne” diye sorardı. Şimdi devir değişti. Karne kötü gelirse veli öğretmene “Bu karnenin hali ne” diyor.
Bizim zamanımızda cenaze evine yemek giderdi. Şimdi cenaze evinde yemek dağıtılıyor. Dağıtılmazsa ayıplanıyor.
Bizim zamanımızda kadınların adı çıkardı. Şimdi erkeklerin adı çıkıyor.
Bizim zamanımızda dinle ilgili şaka yapıldığında ya da inancının zayıf olduğu söylendiğinde ayıplanırdı. Şimdi dindar olduğunu söyleyenler ötekileştiriliyor.
Bizim zamanımızda birilerine yardım etmek kıymetliydi, şimdi birilerine yardım etmek enayilik sanılıyor.
Velhasılkelam, bizim zamanımızda ne varsa şimdi tam tersi oluyor. Sanırım bizim zamanımız geçiyor…
48, 49, 30
Bu sayı sayma şeklini Cihan Ersöz’den öğrendim ben. Sayıyorsunuz, sayıyorsunuz yine başa dönüyorsunuz…
Karasuspor bu sene başarılı bir sezon geçirdi. Tüm olumsuzluklara karşın, aldığı cezalar, uğradığı haksızlıklar olmasına rağmen… ligi oldukça iyi bir yerde bitirdi. Hatta bir iki maçta talihsizlik yaşamasaydın 3. Lig’e de çıkardık.
Çıkardık da…
Amatör anlayışla profesyonel başarı beklemek eşyanın tabiatına aykırı. “Birini başkan seçelim, onun parası ve çevresi bitene kadar ondan istifade edelim, sonra başkasının bulup onu sömürelim” mantığı ile kulüp yönetilmez. “Her şey para değil” ya da “Benim paramla mı başkanlık edeceksiniz” diyip konuyu kapatamayız.
Kulüp başkanları, siyasi parti ilçe başkanları, sivil toplum kuruluşunda görev alanlar kendi paralarını harcadıkları yetmiyor gibi bir de para kazanmak için sarf etmeleri gereken zamanı bu görevlere ayırıyor. Bu kişilerin kıymetinin bilinmesi lazım.
Şimdi Karasuspor’da yeniden bir yönetim değişikliği gündemde.
Yönetim değişse de yönetim şekli değişmediği sürece Cihan Hoca’nın öğrettiği şekilde saymaya devam ederiz.
48,49,30…
Radar dost mu düşman mı
Amerika’da gecenin bir yarısı bir vatandaş yaya geçidinden geçerken yavaşlamamış. Hemen ardından polise yakalanmış. Polis, suç ayırt etmeden ellerini direksiyonda tutmasını ardından elleri görünecek şekilde hareket etmesini istemiş. Alkol muayenesi ve ardından üst araması sonrasında polis, sürücüye neden acele ettiğini sormuş. Acele etmesini gerektirecek bir durum da ortaya çıkmayınca sorunun psikolojik olduğu kanaatine varmış ve parasını sürücünün ödeyeceği 6 aylık psikolojik tedavi yazmış.
Bu arkadaş bir daha yaya geçicinde yavaşlamadan gider mi?
Bayram tatilinde pek çok sürücü radar cezası yediğinden şikayet etti. Ekonomik olarak zor zamanlardan geçerken maddi cezalar can yakıyor.
Hatta bazı sürücüler devletin vatandaşa tuzak kurduğunu dile getirdi. Ancak bayram tatili öncesinde radar sayısının artırılacağı ilan edilmişti.
Radar cezası yiyenlerin canının yandığına şüphe yok ancak “Bir musibet bin nasihatten iyidir” derdi babaannem.
Radar uygulamalarının abartılı olduğu, cezaların cep yakıcı nitelikte olduğu muhakkak. Ancak bu cezalar şu ya da bu şekilde devam edecek gibi. Sakarya’da bile pek çok noktada EDS uygulanmaya başlandı. Yani sürekli radar uygulaması. Bu uygulamaların önünde sonunda sürücüleri kurallara uymaya zorlayacağı da kesin gibi.