NOKTA KADAR FARKINDA DEĞİLLER NEDİR BU KUTSAMA ZİYARETİ

Rol model yanlışlığı
Ülke nereye gidiyor farkında mısınız? Umarım farkındasınızdır.
Fakat Trabzon ilimizde bir takım kişiler ve guruplar ne yaptıklarının nokta kadar farkında değiller
Nedir bu kutsama ziyareti?
Sosyal medyada bir anda yayılan ve insanları bir yayladaki kayanın başına götüren görüntüler, ilk bakışta sıradan bir sosyal medya akımından ibaret gibi görünebilir. Ama biraz daha dikkatli baktığımızda, karşımıza bundan daha önemli bir konu çıkıyor.
Bize ne oldu ne ara bu hale geldik? Toplum olarak neye ilgi gösteriyoruz, neyi görünür kılıyoruz ve kendi değerlerimizi ne kadar hatırlıyoruz? Aklımız yüreğimiz düşünceniz, inancımız allak bullak oldu gitti.
Değerli okuyucular öncelikle şunu belirtmek istiyorum, bu köşe yazımın öznesi Muhammed Salah değil. Dünyaca tanınan bir futbol yıldızının Trabzon Spor kulübüne gelmesi, şehri ve bölgeyi gezmesi, insanlarla buluşması ve Trabzon’un doğal güzelliklerini milyonlarca takipçisine göstermesi elbette çok önemli bir fırsattır.
Türk insanının misafirperverliği de gurur duyacağımız özelliklerimizden biridir.
Hele ki dünyanın tanıdığı bir sporcu Anadolu’nun bir köşesine geliyor, yaylalarımızı görüyor, insanlarımızla vakit geçiriyor ve yaşadığı deneyimi milyonlarca kişiye aktarıyorsa, bundan memnuniyet duymak gerekir.
Hatta şunu da ilave edeyim, Salah’ın üzerinde oturduğu kayanın sosyal medyada ilgi görmesi, insanların aynı noktaya gidip fotoğraf çektirmesi de bu açıdan bakıldığında çok da yadırganacak bir davranış da değildir.
İnsanlar hayran oldukları bir sporcunun iz bıraktığı yerde bulunmak, aynı pozu vermek ve o anı paylaşmak isteyebilir. Bunda da yanlış olan bir şey yok.
Benim sormak istediğim soru şu
Biz, dünyaca tanınan bir futbol yıldızının oturduğu bir kayayı birkaç saat içinde bir ilgi noktasına dönüştürebiliyorsak, kendi şampiyonlarımızın hikayelerini neden aynı heyecanla görünür kılamıyoruz? Niye kılmıyoruz? Türk oldukları için mi?
Can alıcı daha doğrusu can yakıcı nokta burası.
Trabzon, güçlü bir spor ve futbol kültürüne sahip. Bu şehirden olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonları çıktı.
Çok uzağa gitmeye gerek yok daha bir kaç gün önce Avrupa şampiyonu olan Busenaz Sürmeneli…
Trabzon’un yetiştirdiği olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonu.
Tokyo 2020’de kadınlar 69 kiloda olimpiyat altın madalyasını kazanarak Türk kadın boksunda tarihi bir başarıya imza atanda o.
Şunu bilmenizi isterim, o madalyanın arkasında yalnızca bir fotoğraf karesi yoktu.
Yıllarca süren antrenmanlar, fedakarlıklar, yenilgiler, sakatlıklar, gözyaşı ve sonunda olimpiyat kürsüsünün en üst basamağı vardı.
Peki bugün Busenaz Sürmenelinin hikayesini kaç çocuk biliyor? Kaç genç biliyor, kaç sporcu biliyor?
Ya da… Buse Naz Çakıroğlu…
Trabzon’da doğan milli boksör. Tokyo 2020’de olimpiyat gümüş madalyası, Paris 2024’te de olimpiyat gümüş madalyası kazandı. Dünya ve Avrupa şampiyonluklarıyla Türk boksunun önemli isimlerinden biri oldu.
İki Busenaz’ın aynı olimpiyatta finale çıkması, Türk kadın boksunun unutulmaz anlarından biriydi.
Peki bizler bu hikayeleri, sosyal medyada bir kayanın etrafında oluşan heyecan kadar görünür hale getirebildik mi?
Üç kez dünya şampiyonu olan bir isim: Selçuk Çebi.
Araklı’dan çıkan bu büyük sporcu, grekoromen güreşte üç kez dünya şampiyonluğuna ulaştı. Hatırlayan kaç kişi var?
2009, 2010 ve 2015 yıllarında dünya şampiyonluğu kazanarak Türk Güreş Tarihi’ne geçti.
Üç kez dünya şampiyonu olmuş bir sporcunun hayat hikayesini, bir kayanın üzerinde çekilmiş bir fotoğraf kadar konuşulur hale getiremez miydik?
Elbette getirebilirdik.
Peki ya Fatih Keleş?
Trabzon Sürmeneli doğumlu milli boksör, Avrupa şampiyonluğu yaşamış bir sporcu. Trabzon’un boks geleneğinin önemli isimlerinden biri.
Yahya Alemdağ…
Trabzonlu bir sporcu.
Büyükler Kick Boks Avrupa Şampiyonası’nda şampiyonluğa ulaştı ve İstiklal Marşı’mızı Avrupa’da dinletti.
Nizam Turan…
Trabzon Büyükşehir Belediyespor sporcusu olarak Kick Boks Avrupa Şampiyonası’nda altın madalya kazandı.
Havvanur Kethüda…
Trabzon’un bugün yetiştirdiği genç şampiyonlardan biri.
Gençler Dünya Şampiyonası’nda dünya şampiyonluğu, ardından Avrupa şampiyonluğu elde etti. Trabzon’un yeni şampiyonluk hikayelerinden birini yazıyor.
Ve daha niceleri…
Çünkü, bu şampiyonların hikayesinde çok daha güçlü bir anlatı yok mu?
Mücadele yok mu? Fedakarlık yok mu?
Daha neler neler mesajla; Başarısızlıklar da var.
Yeniden ayağa kalkmalarda var. Ve en önemlisi, gençlere aktarılabilecek bir rol model var.
Bir başka örnek de Abdullah Öztürk…
Trabzon’un Of ilçesinde doğan milli para masa tenisçimiz.
Rio 2016 ve Tokyo 2020’de bireysel kategoride paralimpik şampiyonluğa ulaştı. Paris 2024’te ise çiftlerde bronz madalya kazandı.
Onun hikayesi yalnızca madalyalardan ibaret değil. Azmin, mücadelenin, engelleri aşmanın ve sporun insan hayatını nasıl değiştirebileceğinin güçlü bir örneği.
Abdullah Öztürk’ün hikayesi bir çocuğa umut verebilir, Bir gence ilham olabilir. Bir aileye, Benim çocuğum da yapabilir dedirtebilir.
Peki, biz bu hikayeleri ne kadar görünür kılabildik?
Trabzon’da şampiyonluk hikayeleri bugün de devam ediyor…
2026 yılında Trabzon TOHM sporcusu Bükrenaz Sert, FISU Dünya Üniversiteler Güreş Şampiyonası’nda 76 kiloda dünya şampiyonluğuna ulaştı.
Yine 2026’da Trabzonlu milli sporcu Abdullah İnan, Down Sendromlu Sporcular Dünya Şampiyonası’nda toplam yedi madalya kazanarak önemli bir başarıya imza attı.
Yani, Trabzon’un şampiyonluk hikayeleri sadece geçmişiyle değil. Bugün de devam ediyor.
Fakat bu hikayelerin görünürlüğü, sosyal medyanın gündem belirleme gücü karşısında çoğu zaman yetersiz kalıyor.
Sosyal medya sadece eğlence aracı değil, Bugün bir görüntü birkaç saat içerisinde milyonlarca kişiye ulaşabiliyor.
Bu ülkede yabancı Bir futbolcunun oturduğu kaya yeni bir fotoğraf noktası haline gelebiliyorsa.
İnsanlar oraya gidip fotoğraf çekilmek için sıraya sıraya girip, aynı pozu veriyor ve paylaşıyorsa.
Neden bir kayanın fotoğrafını çeken insanların karşısına aynı sosyal medya platformunda bir Busenaz Sürmeneli hikayesi çıkmadı çıkmıyor neden neden neden?
Neden Salah’ın oturduğu kaya parçasına verilen değer kadar, “Buradan bir olimpiyat şampiyonu çıktı.” diyeceğimiz o sosyal medya platformlarını paylaşımlarla doldurmuyoruz, neden neden neden?
Neden çocukları bir spor salonuna götürüp…
Bakın, burada Busenazlar çalıştı.
Bakın, bu şehirden Selçuk Çebi, Selçuk Aydın, Cemal Kamacı çıktı.
Bakın, Wushu Avrupa Şampiyonu Savaş Bekar, Yavuz Selim Kazancı, Dünya ikincisi Elif Keleş, Abdullah Öztürk çıktı demiyoruz neden neden neden?
Neden sporcularımızın yetiştiği kulüpleri, salonları, mahalleleri ve şehirleri spor hafızasının yaşayan mekanlarına dönüştürmeyelim? Gidip o mekanlarda öz çekim yapmayalım neden neden neden?
Bir kez daha hatırlatmak istiyorum
Burada özne Salah değil, onun gibi dünyanın birçok yıldızlarını da ağırlayalım. Onların geldiği yerleri, gördüğü güzellikleri ve bıraktığı izleri konuşalım.
Bundan niye rahatsız olalım ki? Ben olmadım olmamda.
Ama bunları yaparken kendi şampiyonlarımızı da aynı hassasiyeti niye göstermiyoruz?
Bir şampiyonun yıllarca süren mücadelesi, bir neslin hayatına dokunabilir.
Onların hikayelerini çocuklarımıza anlatmak,
Onların başarılarını sosyal medyada çoğaltmak,
Yetiştikleri kulüpleri, salonları ve mahalleleri spor hafızasının bir parçası haline getirmekte bizim ilgi alanımıza girmeli, hatta on katı, yüz katı, bin katı daha fazla girmeli.
Çünkü mesele, Salah’ın bir kaya parçasına oturmasının ne kadar değerli olup olmadığı da değil. Mesele, bizim kendi şampiyonlarımızın hikayelerine neden aynı ilgiyi, aynı merakı ve aynı heyecanı gösteremediğimizdir.
Trabzon’dan daha kimler çıkmadı ki…
Hem de bu gün Salah’ın firma giydiği Trabzon sporda, dünyanın en hızlı şutunu çeken Hami Mandıralı, Ali Kemal Denizci, Osman Denizci, en uzun süre gol yemeyen Kaleci ve Milli takımımızı Dünya üçüncülüğüne taşıyan Şenol Güneş, Serdar Bali, Turgay Semerci.
Daha aklıma şu an gelmeyen nice başarılı futbolcular.
Ve lütfen…
Değerli Trabzon sporlu taraftarlar.
En azından Salah’ın oturduğu yere gösterdiğimiz ilgiyi ve özeni, kendi değerlerimize de gösterelim.
Kalabalığın ve sosyal medyanın gürültüsü içinde bizi biz yapan değerleri kaybetmeyelim, onları görmezden gelmeyelim.
Daha fazla şeyler yazacaktım ama Salah hakkın daki,çok saçma sapan şeyler olduğu için yazmaya değer görmüyorum.
Yalnızca bir cümle yazayım dikkatli okuyucular mesajı alır diye düşünüyorum.
Biz Türk milleti olarak herkesin inancına saygı duyarız ve değer veririz. Lakin o hem yazılı pankart şeklindeki, hem sözlü olarak kurulan cümleler Nüfusun büyük çoğunluğunun Müslüman olduğu bu ülkede, aynı hassasiyet ifadelerini taşımıyor malesef.
Ne oldu bize diye soracağım ama, zaten bu sorunun cevabını herkes biliyor artık.
Umarım ay bacayı savuşmaz
Esen kalın…






