Gündem

Münir Ali Kara 785

İnönü’de durum niye karışık
Karasu’da yeterince sorun yokmuş gibi bir de Merkez İnönü İlkokulu’nun yıkımı gündeme geldi. Karasu Belediyesi bu alana otopark yapmayı planlıyor.
Okulun şehir içinde kaldığı ve bu nedenle daha başka bir yere taşınması gerektiği ifade ediliyor. Ama nereye taşınması gerektiği konusunda bir öneride bulunulmuyor.
Karasu Belediyesi’nin okul alanına otopark yapma planı olduğunu biliyoruz. Ancak bu konuda önceki ayki basın toplantısında konuşan İshak Sarı, Pazaryeri Otoparkı’nı kast ederek, “300 metre aşağıdaki açık otopark bile yarı doluluğu geçmezken buraya yapılacak kapalı otopark ne kadar dolar” diye bir değerlendirmede bulundu.
Kaldı ki okulun şehir içinde kalması başka bir konu okulun sağlam olup olmaması başka bir konu. Yani “Biz okulu yıkacak bahane arıyoruz” gibi bir tablo ortaya çıkıyor.
Okulun şehir içinde kalması da temelde Milli Eğitim’in sorunu değil mi? Yani geçtiğimiz ay belediye tarafından yapılan açıklamada ifade edildiği gibi, su sorunu, elektrik sorunu, telefon sorunu gibi sorunlar belediyenin sorumluluk sahasında değilken, okulun şehir içinde kalması nasıl belediyenin sorunu oluyor?
Bir de eğitime tahsis edilen alanın otoparka dönüşmesi süreci zannettiğimiz kadar kılçıksız değil. Öncelikle okulun yıkımından başladık diyelim. Alan boşa çıktığında Karasu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü “Bu alana ihtiyacımız yok” diyip Milli Emlak’tan kendilerine bedelsiz olarak tahsis edilmiş olan yeri geri verecek. Bu karar İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanacak ve arsa boşa çıkacak.
Peki Karasu’da “Bu alana ihtiyacımız yok” diyecek, arsa zengini bir Milli Eğitim var mı?
Tüm bu şartlar gerçekleştikten sonra belediye bu alana talip olacak ve sonrasında da her şey yolunda giderse bu alan belediyeye tahsis edilecek.
Tüm bu işlemlerin bir yıldan kısa sürmesi beklenmez. Tüm bu işlemler bugün başlasa tarihler 2026’nın eylülünü gösterir. O alanın imar durumunun değiştirilmesi, otopark planlaması, çizimi, maliyeti, inşaatı da iki yıl sürer. Oldu size 2028 Eylül. Zaten 2029 Mart’ta da seçim var.
Yani her şey yolunda giderse otoparkın işe yarayıp yaramadığını test etme süreniz seçime denk geliyor.
Siyasi açıdan bu riske girilir mi? Onu da siyasetçiler bilir.
Tüm bu koşullar altında okulun şehrin içinde kaldığı argümanı, “Şehir içinde kalan tek okul İnönü mü” sorusunu da öne çıkarıyor. Adapazarı’nda birçok okul bu durumda. İstanbul’da her okul şehrin içinde.
Her şey tamam da…
Muhalefet partilerine mensup arkadaşların bu konuda hiçbir fikri yok mu? Bir siyasi partinin şehrin merkezindeki okulla ilgili fikrinin olmaması mümkün mü? Olumlu ya da olumsuz bir fikir beyan etmek çok mu zor?
Muhalefet etmek illa karşı durmak değildir ki. “Biz Karasu’nun trafik sorununu İnönü İlkokulu’ndan daha fazla önemsiyoruz” demek de bir muhalefettir. Ama hiç görüş belirtmeyen siyasi partilerin olması gerçekten enteresan değil mi?
Sorunu çözmek için
Bir kurumun başına gelen yöneticilerin, hizmet ettiği vatandaşın müsterih olmasını sağlamak adına güvenli bir görüntü vermesi gerekir.
Biz de yöneticilik yaptık ve pek çok krizle karşılaştık. Yöneticilik krizler karşısındaki dirayetli duruş ve problem çözme yeteneği ile ölçülür.
Bizde yöneticilik ise vatandaşın gazını almakla ölçülüyor.
(Tam buraya tek tek kurum müdürü yöneticisi ismi verdim sonra sildim.)
Kurumun başına gelen arkadaşlar yalan söyleyerek değil samimi olarak güven verebilir. Kardeşim “Sorun yok” demek yerine “Çözemeyeceğimiz sorun yok” derseniz daha inandırıcı olursunuz.
Adamın biri boks maçının raunt arasında antrenöründen “Çok iyi gidiyorsun, maçı kazanıyoruz” cümlesini duyunca, “Madem çok iyi gidiyorum ve maçı kazanmaya yakınım, o zaman beni kim dövüyor” diye sormuş.
Şimdi siz idareci olarak “Sorun yok” derseniz, “O zaman biz bunca sıkıntıyı neden çekiyoruz” demez miyiz?
Kimse sormayacak mı
Fındık sezonu başladı. Üretici ağlamaklı. Tüccarın eli kolu bağlı. TMO’ya fındık getiren yok. Şimdiye kadar aldıkları fındık yok.
Tüccarda fındık fiyatı sürekli yukarı gitse de randıman sürekli aşağı düşüyor. 50 randıman fındık getirene kral muamelesi yapılıyor (bu arada şimdiye kadar 50 randıman getireni de duymadım).
Tüm bu koşullar altında rekolteden söz etmek mümkün değil. Geçtiğimiz yıl 10 ton toplayan adam bu sene fındığı toplamasa karda olduğunu düşünüyor.
Bir arkadaşım “İşçiye ‘Topladığınız sizin olsun’ dedim kabul etmedi” diyor. Mal senin toplasan bir dert toplamasan rezillik.
Tüm bunlar gözümüzün önünde yaşanıyor da…
Yahu daha bir ay önce fındık rekoltesini 602 bin ton olarak belirleyenlere kimse bir şey demeyecek mi?
Sorsan bilimsel veriler, saha incelemeleri, bilmem kaç kişi bir araya geldiniz ve her koşulu dikkate alarak bir tahmininde bulundunuz. Sonuçta da 602 bin ton fındık üretileceğini öngördünüz.
Şimdi ben Karasu’da gazete çıkarıyorum. Karasu’ya gelen yazlıkçı sayısını falan hayal edim 1 milyon tane gazete basar mıyım? Basarsam batmaz mıyım?
Ya da bir siyasi partiye mensupsunuz, “Tüm milletvekillerini biz kazanırız” der ve yüzde 1 oy alırsanız varlığınızı sürdürebilir misiniz?
Ya da denizcisiniz. “Bir hafta daha deniz olmaz” diyip milletin denize açılmasına yol açarsanız “Havanın ne yapacağı belli olmaz” diyip işin içinden sıyrılma şansınız olur mu?
Peki geçtiğimiz ay, hem de tesadüf o ki fındık taban fiyatı açıklanmadan sadece 2 gün önce fındık rekoltesini 602 bin ton olarak tahmin edenler, ekmeğimize el uzatmış olmuyor mu? Bunun yanında ülkenin ihracat planlamasını tehlikeye atmış olmuyor mu? Ülkenin döviz beklentisini, ekonomik dengeleri etkilemiş olmuyor mu?
Fındık rekoltesini bu şekilde tahmin edenler “Pardon” diyip işin içinden sıyrılabiliyor mu?